Önce adam olun, sonra polis..

Pazar günü Antalya'daydık. 

Maç biletlerinin önceden bittiği, hemen hemen tüm sağlam tribüncülerin yerini aldığı güzel bir deplasman olacağını herkes hissediyordu.

Antalya'ya 9 minibüs 4 otobüs girebildi. Bazı otobüsler, biletleri olmadığı gerekçesiyle emniyet tarafından şehre sokulmadı. Bileti olan araçlar da tıpkı Beşiktaş deplasmanında olduğu gibi stada geç götürüldü.

O kadar insanın maç başlarken gelmesiyle deplasman tribünü girişinde oluşan izdihama rağmen polisin tek sıra yapma ısrarı sonuçsuz kaldı ve barikat yıkılarak tribüne girişler başladı.

Gergin bir ortamdaydı maç.. 

Yakılan meşale-sis ve torpiller vs. Türkiye standartlarının ötesinde bir tribündü..

Derken ikinci yarı Antalya tribünlerinden gelen cisimle yaralanan bir arkadaşımızı ''ite-kaka'' ambulansa götüren ne idüğü belirsiz ''Güvenlik'' elemanı veya ''Emniyet'' mensubu sabırları taşırdı..
Ortamın kızışmasıyla, hazırda bekleyen çevik kuvvet tribüne girmeye çalıştı. Merdivenden tribüne çıkarken ''Bekle, bekle.. Am*na koymaya geliyorum. S*kicem ananı'' diye taraftarla münakaşaya giren zırhlı hayvan ve yanındakilere amirlerinin verdiği ''Girin!'' talimatına rağmen tribün girişinde oluşturulan etten duvarı aşamadılar!
Yakılan sisler-meşaleler, atılan torpiller ve yaşanan olaylara rağmen 1 kişi bile polise verilmedi!

Fotoğraflar için tıklayın

Sırada Han var.. (O Köy Bizim Köyümüz!)

Şehirden uzak, kırsaldaki yeni nesil çocuklarımıza Eskişehirspor sevgisini aşılamak amacıyla 2 sene önce Mahmudiye İlköğretim okuluyla başlattığımız O Köy Bizim Köyümüz! etkinliğinin 6.sını Han ilçemizde devam ettireceğiz.



Daha önce Mahmudiye, Alpu, Beylikova, Çifteler ve Günyüzü'nde gerçekleştirilen organizasyonda 6. okulumuz Şehit Osman Gazi Altınoluk İlköğretim Okulu..

Geçtiğimiz sezon maalesef bu organizasyon üzerine pek fazla gidemedik. Fakat şunu da söyleyemeliyiz ki organizasyonun gerçekleştirilmesinde, takımın başarılı-başarısız olması gibi unsurlar ikinci plandadır. ''Takım şu günlerde iyi konumda ve bu yüzden gidiliyor'' tarzında düşünceler oluşmasın.Öyle ki, ligin son sıralararına demir de atılsa Han'a gidilecekti; Diğer ilçelere de gücümüz yettiği sürece gidilecek..

Desteklerinizi bekliyoruz..


Ziraat Bankası
0771 50821199 5001 
(IBAN : TR800001000771508211995001)
Emre ANGI


Vakıfbank
IBAN : TR23 0001 5001 5800 7296 3564 06
Emre ANGI

Organizasyon nasıl başladı? : 
http://felsefesis.blogspot.com/2010/01/o-koy-bizim-koyumuz.html
http://felsefesis.blogspot.com/2010/01/o-koy-bizim-koyumuzbuna-da-yetti.html


Okullar nasıl belirleniyor? 
- Eskişehir'deki kırsal kesimde yer alan ilçelere alfabetik sıraya göre gidilmektedir.O yıl son yapılan SBS sınavında ilçenin en başarılı okulu seçilmektedir. Böylelikle, hem öğrencilerin başarısı ödüllendirilmekte hem de Eskişehirspor sevgisini merkezden uzaklara taşımaktayız.

Maddiyat nasıl karşılanıyor?
- Organizasyon maliyetleri, tamamen taraftarlarımız arasındaki dayanışmayla karşılanmaktadır. Herkes gücü yettiğince destek olmalıdır. (3tl, 5tl, 50tl, 100tl, 500tl..)
- Yapılan destekleriniz ve paranın ne şekilde kullanıldığı eskisehirspor.com'da şeffaf bir şekilde açıklanır ve kimsenin aklında soru işareti kalmaz. (http://www.eskisehirspor.com/forum/forum_posts.asp?TID=2745&PN=1)

Önceki organizasyonlardan fotoğraflar için tıklayın..



Son ''Ayak''ta yatmayın..

Tepebaşı Belediyesi genel anlamda gayet girişken, sosyal ve kültürel çalışmalara vs. verdiği destekle aktif bir belediyecilik görüntüsü içindeydi.

Birçok başarılı projeye imza atan belediyenin son projesi ''Altın Ayaklar'' ise tam bir fiyasko..


Şehrin en işlek noktasına (Espark Avm Önündeki Kaldırım-222 Tarafı) Eskişehirspor Taraftarları'nın hiç hazetmediği İstanbul takımlarından izler kazımak hangi akla hizmettir ?


Biz Eskişehirspor Taraftarları'nın İstanbul takımlarına karşı gösterdiği tavır, Eskişehir'i birçok şehirden ayıran en önemli unsurlardan biriyken , bizim oylarımızla başa geçen ''Yerel!'' birimlerin bu gerçeği görmezden gelmesi, bizleri ''Hiç''e sayması nasıl bir anlayıştır ?


Bugün yerel bir gazetede Ahmet Ataç'ın ''Altın ayaklar çatışma yaratmamalı'' şeklinde bir açıklaması yer almış. Açıklamada '' Türkiye'de ilk kez uygulanacak projenin benzerleri bazı ülkelerde de mevcuttur. Dünya futbolunun efsane ismi Pele'nin ayak izi Brezilya'da Maracana'da bulunmaktadır.'' diye bir bölüm var ki gül gül öldüm..


Söz konusu adam (Pele) Brezilya'nın ve Dünya Futbolu'nun gelmiş geçmiş en önemli futbolcularından biri ve onun adına kendi ülkesinin bir kentinde yapılan proje karşımıza örnek olarak çıkartılıyor.. Hollywood'dan örnek verilmesine hiç girmiyorum, gülmekten karnınız ağrır..


Yani Brezilya ve Dünya Futbolu'nun 1 efsanesi var, Türk Futbolu'nda onlarca..

Yıllar sonra Messi'nin heykelini Brezilya'ya dikmek isteyen idareciler de duruma tepki gösteren Brezilya ahalisine ''Bunun benzer örnekleri Türkiye'de de var. Eskişehir gibi şehrinin takımına bağlı bir kentte, hiç hazetmedikleri kulüplerin izlerini kazıdılar, hem de şehrin orta yerine..'' derler mi
Pehh..

Metin Oktay, Lefter, Alex vs. gerçekten büyük futbolcular saygı duyarım.. Fakat sayın Ahmet Ataç ve Tepebaşı Belediyesi'nin de aynı şekilde bizlerin duruşuna saygı duymasını beklerim..


Geçtiğimiz gün, tepkileri iletmek, bu olaya niçin bu kadar karşı çıktığımızı belirtmek üzere Tepebaşı Belediye başkan yardımcısı sayın Fuat Gürcüoğlu ile bir görüşme yaptık.


İnternet ortamında dile getirilen hemen hemen her detayı kendilerine ilettik.Fakat, onlar olaya '' Herkesin benimsediği efsaneler bunlar, kime ne zararı var ki?'' şeklinde bakıyorlar..


'' Amacımız Türk Futbolu'na hizmet etmiş bu futbolcuların bir şekilde unutulmamasını, isimlerinin yaşatılmasını sağlamak'' diyerek giriyorlar olaya ''Unutulacak olanlar bizim efsanelerimiz.. İstanbul takımlarının efsanelerini unutturmaya çalışsak bile başarılı olamayız çünkü onların yandaş medyaları var!. Hani şu bizi hor gören medya..!'' diyoruz.


'' Ben futboldan pek fazla anlamam açıkçası, voleybol severim..'' diyerek bizden ne kadar uzakta olduklarını tasdikliyor Fuat bey, ''Hehh işte, orada niçin Neslihan Darnel'den bir iz yok ? İstanbul takımların hegamonyası altındaki Türk Futbolu yerine Türk Sporu'ndan izler olsaydı..? Yakın geçmişte, olimpiyatlarda 2. olan Gamze Bulut mesela??'' diyoruz..

Kem, küm..

'' Orda yer alan isimlerin çoğu, milli takımımızda görev almış başarılı futbolcular'' diyorlar,

''Alex?'' diyoruz,
''Tartışılabilir'' yanıtını alıyor,
''Tartışılacak çok isim var..'' diyor ve ekliyoruz ''Derdimiz orada şu isim olmalı şu isim olmamalı değil, bu şehir sınırları içersinde biz Eskişehirspor Taraftarları'nın duruşuna ters gelmesi ve bizleri yıpratacak olması..'' diyoruz. 

''Eğer sadece Eskişehirspor futbolcuları olsa, Alex malex olmasa ulusal basınında ve hatta dünya basınında yer alacak mıydı?'' gibisinden birşeyler söylüyorlar,
''Amaç reklam yani..'' demekten kendimizi alamıyoruz.

Bir noktadan sonra ise '' Proje Eskişehirspor'un efsane isimleriyle başladı daha sonra onların da tavsiyesiyle Türk Futbolu'na kaydı..'' sözünü duyarak, topun Efsane Futbolcularımız'a atılacağı sinyalini alıyoruz ve çok fazla geçmeden,

''Zaten Perşembe günü belediye başkanımız ve Eskişehirspor Efsaneleri konuyla ilgili bir basın açıklaması yapacak..'' diyorlar..

Kusura bakmayın ama bu konuda biz taraftarları Eskişehirspor'u Eskişehirspor yapan isimlerle karşı karşıya getirmeye çalışmak da bir bizans oyunudur ve bu oyunu yerel bir belediyemizin oynaması ne acıdır..


Şimdiden söyleyelim '' Eskişehirspor'u Eskişehirspor yapanlara saygımız sonsuz..'' fakat bu konuda Eskişehirspor Taraftarı'nın düşüncesini değiştirmeye hiçkimsenin gücü yetmeyecektir, boşa kürek çekmeyin..


Efsane futbolcularımıza diyebileceğim şey ise ;

Zamanında size karşı yapılan ''Ayak Oyunları''yla üstünlük kuran, ün yapan, sizi gölgede bırakan bu insanlara hoşgörülü yaklaşmanız, sizin ne kadar karakterli insanlar olduğunuzu gösterebilir ama bu şehirde sizin isimlerinizin yanında onların yerinin olmadığı gerçeğini değiştirmez..

Ve tüm bu tepkilere rağmen, ''Sık sık'' başkan Ahmet Ataç ve Tepebaşı Belediyesi'nin projeye ''İyi Niyet'' ile başladığını dile getirdiler..


İyi Niyet''le düşünüldüğü söylenen bu projenin bunca tepkiye rağmen uygulamaya sokulması ''Art Niyet''ten başka birşey değildir!


Herşeyi göze alıp böyle bir sergi açacaksanız, kaldırım taşları arasında 30 santimlik bir yer daha açın..


Süleyman Youla için...

 

Bizler bu konuda kararlıyız. Her anlamda demokratik tepkimizi dile getirmekten kaçınmayacağız..
Projenin Kaldırılması İçin İmza Kampanyası ;

#mikrofonukapatcimbom

Cumartesi günü Türk Telekom Arena'da oynanan maç ve sonucu bir yana tribün açısından birkaç çift laf edelim.

Bizim adımıza sezonun en iyi deplasmanı olacağı maç öncesindeki ''Hacım otobüs var mı?'', ''Kardeşim neyle gidiyoruz?''sorularının yoğunluğundan belliydi ve nitekim de öyle oldu.
 

Kalabalık anlamında ilk sezondaki sayıyı yakalayamamış olsak da verimlilik olarak gerçekten on numaraydık. Bir deplasman tribününün yapması gereken hemen hemen herşeyi yaptığımıza inanıyorum. (Maç öncesi staddaki hakimiyet, maç anında iyi zamanlamalarla araya giriş, yüksek katılımlı tezahüratlar, patlayan torpiller, görselliğe faydalı pankartlar vs.)

Ve tüm bunların karşılığının da en azından 1 puan olarak dönmüş olması sevindirici..

Not : Galatasaray tribünlerinden gelen ''Şike yapanın-Fenere yatanın anasını s*keyim'' tahriklerine aynı şekilde ''Şike yapanın-Fenere yatanın anasını s*keyim'' sloganıyla karşılık vermemiz (desteklememiz) ve bu durumun alkışlanması bir oldu..

Gelelim Galatasaray tribünlerine.

TT Arena açıldığından bu yana bu stada deplaselerde boşum olmadı. İlk yaptığımız deplasmandan beri bu stadın görsellik ve modernliği dışında akustik anlamında fos olduğunu söyler dururum. ''Kedi uzanamadığı ciğere..'' demeyin, gerçekten öyle.. Stadda çok sinir bozucu düzeyde bir ses kirliliği oluşuyor. Bütün stad aynı anda bağırmadığı sürece yapılan girişimlerin hepsi sadece bir uğultu olmaktan ve kafa s*kmekten başka bir şeye yaramıyor.

Yukarıdaki paragrafı şöyle özetleyebilirim. İnönü, Saracoğlu ve hatta Eskişehir Atatürk'te söylenen besteler (tüm stad katılsın-katılmasın) tribünle alakası olmayan birisi tarafından bile çözülür. TT Arena'da girilen besteleri ise çözmek bir tribüncü için bile çoğu zaman imkansız.

Galatasaray tribünleri, takımlarının golü attığı ana kadar uğultudan öteye geçemediler. Hatta organize olamayıp, bestelere katılmayan taraftarlarına seslerini duyurmak için  teknolojik imkanları kullanarak ''Mikrofon''la sık sık anonslar yaptılar.
Golü attıktan sonra ise deplasman tribününe yakın bölümdeki grubun baskın tezahüratları ile tüm stada hakim oldular. Besteler dalga dalga stada yayıldı ve gerçekten etkileyiciydi fakat bu durum 10 dakika bile sürmedi.

Son dakikalarda gelen golümüzden sonra da doğal olarak sazı eline alan taraf tabii ki biz olduk. 

 Neyse, sadede gelelim...

Stad güzel, başarılı olunduğunda doluluk oranı da güzel ama ;
Şu #mikrofonukapatcimbom :)
Mikrofon (Ceza feat Ultraslan)

2010-11 Galatasaray (TT Arena) Deplase

Cumartesi günü oynanacak olan Galatasaray maçı öncesinde, daha önce hiç yayınlamadığımız görüntüleri paylaşıyoruz.

Görüntüler, TT Arena açıldıktan sonra bu stada yaptığımız ilk deplasmandan, 6 Şubat 2011'den..

Çamlıca gişelerinde bekletilen otobüs-minibüsler, konvoy halinde hareket, stadın çevre düzenlemelerinin tam olarak yapılmadığı dönem olduğu için bozuk yollar, stad ve stad etrafı..

İyi seyirler..


Yeni Sezon,Yeni Umutlar (!)

          Yaklaşık 2.5 aylık özlem son buluyor yarın.Geçen sezonun aksine tantanadan uzak,yeni hedeflerle giriyor yeni sezona çoğu takım..Biz mi? Bizim yine hedeflerden başka düşünecek o kadar çok şeyimiz var ki..

         

         Sıradan umut dolu bir başlangıç,Marsilya maçına kadar her şey normal.. Takım içindeki huzursuzluk,soğuk hava ilk kez Batuhan'ın restiyle açıklığa kavuşuyor..İlk baş Batuhan takımdan ayrılıyor,ardından da bir yığın soru işareti bırakıyor geride.Bir de bunlara Marsilya deplasmanındaki isteksiz oyun eklenince başkanla Ersun Hoca arasında ipler geriliyor.Maçtan sonra hoca takımla dönmüyor,oyuncu izlemek için (!) Avrupa'da kalıyor.Yetmiyor Sportif Direktörümüz (!) Zafer Tüzün elinde bilmemkaç bin euro'luk araba kira ücretiyle geliyor başkanın yanına..Bunca huzursuzluk içinde Burhan Eşer'in takımdan gitmek istediği söylentileri çıkıyor basında.Kısacası tam bir yılan hikayesi almış başını gidiyor Eskişehirspor'da..



         Burada suçlu aramıyoruz fakat kaprisi,derdi bitmek bilmeyen Ersun Hoca'yla,takımdan sorumsuz sorumlumuz Zafer Tüzün'le bu noktaya kadar gelmek ne kadar doğrudur onu sorguluyoruz..Böyle bir ortamda lisanssız antrenörleri tarafından saçına sakalına karışılan futbolcuların sezon öncesi ruh halini merak ediyoruz..Umuyorum Akhisar karşısında sahada işini özveriyle yapan futbolcularımızı buluruz..Yeri geldi hocasını yollamak için maç veren oyuncular izledik bu takımda.Aynı senaryo ikinciye sökmez,sökemez..Ve umuyoruz takımdaki kaos ortamı yol yakınken biter,takım koyacağı hedefe doğruca ilerler..



        Takımdan yeni sezon adına bahsetmek gerekirse Ersun Hoca'nın uzama ve gençleşme politikası adına alınan 1.97'lik Nuhiu,1.92'lik Servet,1.96'lık Boffin dışında Malecki,Mehmet Güven,,Ufuk,Serol ve Erkut takımın yeni isimleri oldu.Bunun yanında Bank Asya'dan beri takımda bulunan Buldozer Serdar ve Koray'ın yanında Bülent Ertuğrul,Ivesa ve Volkan Yaman da giden isimlerdi.

      30 kişiye inen kadromuzda ise 11 yabancı,19 Türk oyuncu yer aldı..

       Bu değişikliklerle takımın kadro değeri 34.975.000 € olurken yaş ortalamamız da 24'e düştü..



Rakip Akhisar : Süper Lig'in yeni,sempatik Ege takımı ise kendi seviyesinde mütevazi kadrosuyla başlıyor yeni sezona.En dikkat çekici transferleri ise Premier Lig tecrübesi olan stoper Sonko,Bruno Mezenga ve Bikoko olan Akhisar'ın kadro değeri ise 9.700.000 €

'İzmir Sendromu -2-'

        37 yıl...Dile kolay! Anadolu bozkırının ennn melankolisinde devam eden hikayemizi 37 yıl sonra Avrupa Kupaları'nda sürdürmenin çocuksu heyecanı...Evine misafir bekleyen annenin telaşı kadar çocuksu... İskoç taraftarları şehirde görünce içimi kaplayan tarifsiz sevinç... Hepsi inanılmazdı bizler için.Yine bir 'İzmir Sendromu' ile yarışın dışında kaldı EsEs'im. Olmadı,olamadı...
 
      İzmir'de,25 Nisan günü 3-0’lık Bursa yenilgisiyle tanıştık İzmir Sendromu’yla.Kimine göre şanssızlık,kimine göre hazırlıksızlıktı.Ruhsuzluğu,inançsızlığı böyle kabullendik.Gelelim düne; 1-1’in rövanşında Fransa’da yine aynı skorla yine aynı sendroma tutulduk Ersun Hoca’nın belki de ilerlemesine en büyük engele,motivasyona yenildik yine..Anlatamadık senelerce…Skora değil ruhsuz oyuna tahammülümüz yok diye…Nitekim tarih yazabileceğimiz bir turu hüsrana çevirdik.Ivesa’yı beğenmedik,yolladık.Boffin 4 maçta özletti..Nadarevic’e yavaş dedik,yolladık.Servet 4 maçta özletti…Kim sebep oldu,kim akıl verdi bilmiyoruz ama yeni transferlerimize iade kartı arar olduk.

      Saha dışınına gelirsek 4 maçta da tribünlerimiz adından söz ettirdi.İstanbul uşaklarına misafirperverlik dersi verdi.Bununla da yetinmedi,en büyük suçu inanmak oldu yine…

            Olsun varsın Avrupa’da esemeyelim,Marsilya’yı yenemeyelim..Bugünlere cefayla,tırnaklarıyla kazıya kazıya gelen bu büyük taraftar yenilgilerle besleniyor,yenilgilerle bağlanıyor armaya..Duyduğumuz sevgi her yediğin golde artıyor kutsal yüreklerde..Ama en büyük sebebi formandaki terde..Nasıl diyorduk 2. Lig’lerde… ‘’Hep böyle oynayın,canımızı verelim!’’

     Siz yeter ki ruhunuzla oynayın,golleri biz atarız..


(Dipnot: 1 aydır devam ettiğimiz UEFA maceramıza satır arası haberlerle yer veren,Melo adlı köpeği bile gerek Bursaspor gerek Eskişehirspor’dan büyük gören ulusal medyayı ve –Coşkun Demirbakan ve türevleri başta olmak üzere- Eskişehirspor’un her kötü günü üzerinden prim yapan herkesi Marsilya maçından sonra sahneye davet ediyor,Bursaspor’a Avrupa Yolu’nda en samimi duygularımla başarılar diliyorum…)

Maziyi Savura Savura ES !

Yıl 1970,

Ne de güzel atmış manşeti o zamanın gazetesi,
" Sevilla Porsuk'ta boğuldu "...
Kaptan Fethi omuzlarda,hıncahınç dolu tribünler 10 dakikada gelen üç golle gelen turun zafer sarhoşluğunu yaşıyor.
Eskişehir kendinden geçmiş,
Bir tarih yazılmış o gün,
Ama ne tarih..
O zamanki adıyla Fuar Şehirleri kupasında Eskişehirspor İspanya'nın güçlü takımlarından Sevilla'yı ,İspanya'da 1-0 yenildiği maçın rövanşında,Atatürk stadının çimlerine gömmüş,90 dakika sonunda 3-1 gibi bir skorla elemeyi başarmıştı.

O güne tanıklık etmiş büyüklerimizin hep dillerinde,hafızalarına kazınmıştı o gün.Yaş itibariyle o günleri yaşayamayan bizlerse onların ,anı yaşarmışcasına anlatım tarzlarıyla büyük keyifle dinlerdik Fethi'nin nasıl 80.dk'dan sonra üç gol attığını,on dakikada tarihin nasıl yazıldığını..

Aradan geçen 42 yıl,

Çocukken büyük keyifle o günleri dinleyen gençler şimdi büyüdü,iş güç sahibi oldu,evlendi barklandı,kiminin çocuğu oldu,çocuğunu maça götürür hale geldi.
Bugün artık gün onların günü,
Bugün artık onların kendi çocuklarına Marsilya zaferini anlatma günü..
O gün Sevilla'yı deviren Fethi'yi nasıl büyük keyifle dinledilerse bugün kendi çocuğuna Marsilya'yı yıkan Alper'i anlatma günü,büyük şevkle,büyük hazla..

Neden olmasın ?

42 yıl önce Mümin, İlhan, Abdurrahman, Kamuran, İsmail, Süreyya, Doğan, Nihat, Fethi, Vahap Ender'li kadro başardıysa bugün Boffin,Dede,Diego,Servet,Veysel,Alper,Hürriyet,Erkan,Malecki,Kamara,Nuhiu neden başaramasın?

Neden,yarın gazetenin biri çıkıp " Marsilya Porsuk'ta boğuldu" diye manşet atmasın.(hoş,bu İstanbul basınından onu beklemek ne derece doğru olur, o tartışılır,Gs'ye,Fb'ye uydurma transfer haberi yapmak varken)..

O gün maç sonrasında omuzlarda sahayı turlayan kaptan Fethi yerine bugün neden Alper veya Veysel olmasın..

Neden,9 Ağustos 2012 tarihi de bizim hafızalarımıza kazınmasın..

"Neden? " ler çok,bunun için hiç bir engel yok,yeter ki siz inanın.Bizler her zaman olduğu gibi inandık,her zamankinden daha yüksek sesle haykırıyoruz bugün " ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES" diye, ölene dek haykıracağımız gibi.

Değişen sadece isimler, ruh aynı ruh..

Neden olmasın ?

Gelin 16 Eylül 1970'e  bir daha gidelim,bir kez daha kaptan Fethi'den dinleyelim o günü..


Bedenin ÖZGÜR, ''Pankart''ın tribünde..

 Olay

16 Ekim Pazar günü Banvitspor ile Pınar Karşıyaka takımları arasında oynanan basketbol maçını izlemek için Bandırma'ya giden Karşıyakalı tarafların otobüsü bir petrol istasyonunda mola verdi.

Mola esnasında taraftarlar ile istasyon sahipleri arasında yaşanan kavgada 22 yaşındaki E.G.'nin pompalı tüfekle ateş etmesi üzerine Celal Bayar Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu ikinci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Özgür Soylu karnından vuruldu, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti

-------------------

Bu vahim olayın ardından hemen hemen her tribün Karşıyakalıların acısını çeşitli şekillerde paylaşmıştı.

Eskişehirspor taraftarları olarak hazırladığımız pankart, o dönemki ilk maç olan Beşiktaş deplasmanına götürülmüş fakat stada sokulmasına ''Emniyet Tarafı''ndan izin verilmemişti.

Yıllar geçti..

Kendi takımımızın pankartlarını bile 1-2 maç kullanıp daha fazla zaptedemeyen ben, tam 4 senedir bu pankartı saklıyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu (28 Temmuz) doğum günü dolayısıyla 2 gün önce, uzun uğraşlar sonucu bodrumun bir köşesinde arayıp buldum.

Ve o pankartı dünkü Marsilya maçında, olması gerektiği yer olan ''Tribün''de açarak görevimizi yerine getirdik.

Bedenin ÖZGÜR, ruhun bizimle..

Kuralları S*ktir Et..

''Çoğu bana maceracı diyecek, evet öyleyim. Ama farklı bir türden.! İnançlarını doğrulamak uğruna, postunu tehlikeye atan türden.'' (Ernesto Che Guevara)

Eskişehirspor-Marsilya
Uefa Avrupa Ligi 3. Ön Eleme İlk Maçı
03.08.2012


 
 
Kuralları S*ktir Et!
problem? 

Biz yarına dünden inanmıştık..

Yarın Fransa'nın köklü ve (Her ne kadar son zamanlarda formsuz olduğu söylense de) güçlü ekibi Marsilya'yla tarihi maçlarımızdan birine çıkıyoruz.

Uzun yıllar önce Sevilla, Fiorentina, Köln,D.Moskova gibi takımlarla oynamış olan takımımız, bunların yanına Marsilya'yı da ekleyecek..

25-30 milyonluk(sözde)taraftarı olan kulüplerin taraftarları(?)na bu heyecanımız garip gelebilir ama bu durum Eskişehirspor ve Eskişehirspor gibi hor görülen, arka plana atılan camialar için gayet normaldir, az biledir..

Bizim gözümüzde yarınki maç ;
Bazı takımlara musluklarının sonuna kadar açık olduğu bir havuzdan zar zor kaçırdığımız damlaların, kararlılıkla akıtılması ve uzun süre sonunda taşı oymasıdır..
Fazlasıyla kutsaldır..

Büyüklerimiz Eskişehirspor'a, Sevilla'yı Porsuk'ta boğduğunda inanmıştı..
Mezitli, İnegöl, Karabük, Sarıyer, Diyarbakır, Bolu ile oynarken de inandık..
Bizler Eskişehirspor'a en son, Bursa'ya İzmir'de 3-0 yenildiğinde de inanmıştık..

5 dakikanızı ayırın ve aşağıdaki linke baştan aşağı göz gezdirin..

Biz yarına dünden inanmıştık..

Tribün Dili

''İnsanlar konuşa konuşa'' diye bir laf vardır hani, sanki başka şekilde anlaşılamazmış gibi.

Farkılı ülkelerin, farklı dil kullanan insanlarıyla anlaşmanın zor olduğu gerçeği yadsınamaz bir gerçektir dil bilmeyenler için.Bu tür durumlarda karşı dili hiç bilmeyen insan ''Beden dili''ne sarılır bazen can simidi gibi..

Kızgınlık, mutluluk, acı tarzı duyguların vücuda yansıması her dilin insanlarında aynıdır.Bazen gözlerden süzülen bir damla yaş, bazen de yüzün alacağı '' :) '' şekli..

Peki ya farklı ülkenin farklı dil kullanan, yüzler, binler ve hatta on binlerce insandan oluşan tribünleri arasındaki bağ nasıl oluşuyor ?..

..
Son 10 gündür farklı duygular içersindeyiz.

Adını iddaa programlarından bile zar zor anımsadığın (ki çoğumuzun anımsamadığı) bir takımla maç yapıyorsun, öncesi ve sonrasında bu takımın taraftarlarıyla ''Kasımpaşa'' taraftarlarıyla vakit geçiriyormuşcasına anlaşıyor, gülüyor, eğleniyorsun.Yan yana, kol kola, omuz omuza ve en önemlisi de hiçbir tane olumsuz olay yaşanmadan..

Tamam birbirinin dilini bilen insanların da gayretiyle tavan yapıyor ilişkiler ama tribünde karşılıklı şinanari yapmak nasıl birşeydir tarif edebilir misiniz ?

Düşünebiliyor musunuz?..
Tamamen kendi ülkene özgü bir tını, Avrupa'nın bi ucundaki başka bir ülkede can buluyor ve buna sadece kendi taraftarın değil onlar da ayak uyduruyor.

Arada tercüman olur, ''Şunu demek istiyorlar'' vs. diyebilir ama ''Ritm & Hareket'' birlikteliğini ne şekilde açıklarsınız ?

Bana göre bunun tek bir açıklaması var..
O da ''Tribün Dili''.

Okullarda ders olarak gösterilmeyen, hayatlarını farklı renklerle boyamış fanatiklerin tercümana gerek duymadan anlaşabildiği büyülü bir dil..

Şinanari

Daha net bir şinanari videosu : http://www.facebook.com/photo.php?v=4493069724455

İtalyano 


4500 kilometre öteden, belki de bir daha hiç görüşemeyeceğimiz, İskoçya'nın St. Johnstone taraftarı güzel insanlarına selam olsun..

Şehrin efsane ruhu Avrupa'ya yürüyor!

Hakettik abi..

Rüya gibi, hem de fazlasıyla..

Futbola gerekli değeri vermeyen şehirlerin, adı sanı bilinmeyen beldelerinde, yolunun zar zor bulunduğu stadlardan İskoçya'ya uzanan bir rüya.

Bulancak, Fener Spor, Oyak Renault gibi takımlardan St. Johnstone diye uzaklardan bir takıma uzanan rüya..

Kamyon kasasında yapılan Gençlerbirliği Asaş deplasmanından İskoçya'ya uçak organizasyonuna gelinen bir rüya..

Stad etrafında, yerli rakiplerin taraftarıyla kendi dilimizden dere depe düz gitmekten, Barlar Sokağı'nda İskoç taraftarlarla ES-ES çekmeye giden bir rüya..
 
Biz ve bizim gibi takımlara, hiç yokmuşuz gibi davrananları GÖT ettiğimiz bir rüya..

Ben bu rüyayı çok sevdim, şimdi yatıyorum ne olur uyandırmayın..

Eğer ki üstüm açıksa, 
''Açığın üstünü kapatmayan utansın!'' :)

Gitmeyen şerefsiz mi ESES'inin uğruna ?

İzmir'de yaşadığımız Türkiye Kupası travması, ardından ligde Süper Final Avrupa Grubu'nda Bursaspor'un arkasında kalmamız sonucu eşiğine kadar geldiğimiz Avrupa fırsatını kaçırmamız..

Şike gölgesinde geçen, tatsız tuzsuz bir sezonda kupada iddaalı oluş ve ligde de ilk 5'in uzak olmayışı bizlerin heyecanını bir nebze olsa da ortalamanın üzerinde tutmaya yetti.

Süper Final Avrupa grubunu Bursaspor'un lider bitirmesiyle, Süper Final Şampiyonluk grubunu 4. bitiren Beşiktaş'a Bursaspor kupa finalisti olarak Avrupa'ya gittiği için ekstra bir maç yapmadan Avrupa yolu gözüktü.

Halbuki bu durumda Süper Finali Avrupa grubu birincisi Avrupa'ya gitmeyi garantilediyse, Beşiktaş'ın bu grubun 2.siyle Avrupa bileti için mücadele etmesi gerekiyordu. Yani Süper Final Avrupa grubu haybeye oynanmış, bi halta yaramamış oldu..

Bursaspor'un Beşiktaş'a çalıştığı şeklinde yorumlara girmektense Süper Final sisteminin ne kadar saçmalıklarla dolu olduğuna yüklenilse daha mantıklı olurdu..

Herneyse..

Herkesin içinde bir hayal kırıklığı vardı.

Sisteme dolayısıyla da Beşiktaş'a karşı ah'lar büyümüştü içimizde..

Derken bir süre sonra Beşiktaş'ın UEFA tarafından Avrupa kupalarından men edildiği, birkaç saat içinde de Bursaspor'un da aynı şekilde cezalandırıldığı haberini öğrendik.

O gün, İzmir'deki kupa trajedisi ve süper final sonrasındaki Avrupa'ya açılamama üzüntüsünün acısını çıkarttık camia olarak. Salak salak kendi kendine gülmeler, kabına sığamamalar falan, haketmiştik sonuçta..

Daha sonra Bursaspor'un CAS (Futbol Tahkim Kurulu)'a yaptığı itiraz kabul edildi ve Avrupa yolu açıldı. Beşiktaş'ın yaptığı itiraz ise reddedildi ve Avrupa'ya gidişimiz tescillendi.

(Bkz : Alma mazlumun ahını, çıkar ahESte ahESte..)

Bunun öncesinde çekilmiş olan kurada rakibimiz İskoçya liginden St. Johnstone olmuştu. İlk maç 19 Temmuz'da Eskişehir'de, 2. maç ise 26'sında İskoçya'daydı.

Muhtemel rakibimizin belli olacağı kura öncesi, vize konusunda sorun çıkarmayan, yakın ülkelerin çıkması temenni edilmişti çoğunluk tarafından. Fakat en olmadık, en pahalıya mal olacak yerlerden biri çıkmıştı..

Durumu elverenler yıllar sonra gelen bu tarihi maç için başladı hazırlıklara. 
Pasaport, vize, konaklama vs..
Mardin'de, Zonguldak'ta, köylerde kasabalarda yalnız bırakmadıları takımlarını dünyanın öbür ucunda da yalnız bırakmamak içindi tüm bunlar.

Durumu elvermeyenler mi ?
Onlarla ilgili olarak genel konuşmaktan kaçınacağım.

Bu noktada benim durumumda olanların yapabileceği tek şey, turu geçmemiz halinde, bir sonraki turda daha kolay ulaşabileceğimiz bir ülkenin takımıyla eşleşebilmek için dua etmek..

Şahsen, böyle bir olayı, yabancı ülkelerde takımının arkasından koşamama olasılığını (Allah korusun) düşündüğümde, içimi tarifsiz bir acı hissi, kaybettiği oyuncak arabasını bir daha görememe kaygısını taşıyan bir çocuğun taşıdığı endişe oluşuyor..

Çocuklara yeni arabalar alınabilir ama nereden bilsin çocuk ?
Eskişehirspor tekrar Avrupa'da bir maça çıkabilir ama nerden bilsin Emre ?.

Birçok çözüm yolu gelse de akla (55-60 tl taksitle 3 yıl kredi çekmek, borç almak vs.) onlar hep teori olarak kalıyor, pratiğe geçmesinin imkansız olduğunu bir tokat gibi vuruyor acımasız hayat yüzüne..

''Ayağını yorganına göre uzat!''  diyor çevrendekiler, ''Adaletine tüküreyim dünya..'' şeklinde karşılık veriyorsun, ses çıkarmadan, derinlerden..

Gidemiyorsun İskoçya,ya..

Şimdiye kadar haykırdığın, takımına ''Daima yanındayım!'' mesajı verdiğin besteleri kolpadan söylemiş oluyosun..

Tam da bu noktada ilk akla gelen beste ;

''Fikstür çıksın Afrika'ya, cezalı maçımız Kuzey Irağa, gitmeyen şerefsizdir ESES'imin uğruna'' diye..

İşte en çok da bu koyuyor adama..

Bundan sonra besteleri de yorganıma göre uzatıp, söylerken daha dikkatli olmaya gayret edeceğim..

Ve bu bestelerden bir tanesini söylemekten asla vazgeçmeyeceğim!

Eskişehir sen çok yaşaaaa, canım feda olsun sanaaaa..

Eskişehirsporum, 46. yaşın kutlu olsun..

Geçen sene bugün.. 
Güzel birgün.. 

Tek çatı altında toplandığımız bir dernek, birbirine kenetlenmiş heyecanlı yürekler ve şikenin ''Ş''sinin teyet bile geçmediği bir mazi... 

Geçen sene bugün güzeldi.. 
O yüzden ben bu yılı yaşanmış saymıyor, saymak da istemiyorum.. 

Rüya falan olsa da herşey, uyansak, tersi çıksa herşeyin.. 
İşe falan geç kalıyor olsak, patrona ne hesap vereceğimizi düşünsek.. 
Şaka olsa herşey, bize bu şakayı yapanlardan hesap sormanın tatlı telaşına düşsek.. 
Tek derdimiz bunlar olsa.. 

Annelerimiz su dökse üzerimize, uyanmıyoruz diye.. 
 Ve uyansak.. 

Yine kalksak, giysek formamızı bugün ve Adalar'da meşalelerimizi heyecanla yaksak.. 
46. yılımızı kutluyor olsak.. 
Eskişehirspor Taraftarlar Birliği'ni büyük bir hevesle açsak, ona rüyamızda gördüklerimizi düşünerek dört kolla sarılsak.. 
Eskişehirsporumuzun başına gelebilecek şeyleri, rüyamızdan ders alıp tavrımızı net bir şekilde ortaya koysak.. 

Rüyamda seni gördüm ESES'im, 
Vaziyeti ne sen sor, ne de ben söyleyeyim...

Komşu'nun değişen yüzü..





Euro 2012’ye 5 gün kala Polonya’dan sonra bugün inceleyeceğimiz takım aynı grupta yer alan Yunanistan.
2004 yılına kadar gerek Avrupa Şampiyonaları gerek Dünya kupaları tarihinde adını duymaya pek de alışık olmadığımız Yunanistan,bu turnuvalara sadece 3 kez katılmaya hak kazanmış.İlk kez 1980 yılında katılmaya hak kazanan Yunanistan bu turnuvada Almanya,Hollanda ve Çekoslovakya ile birlikte aynı grupta yer almış ve sadece Almanya ile berabere kalarak grubu 1 puanla son sırada tamamlamıştı.
Tarihinde 2.kez katıldığı 2004 Avrupa Şampiyonasında turnuvayı şampiyon olarak tamamlamasıyla bir anda bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı.Otto Rehhagel yönetimindeki Yunanistan Portekiz’de düzenlenen turnuvada finalde ev sahibi Portekiz’i Charisteas’ın golüyle 1-0 yenmesini bilmiş ve kupanın sahibi olmuştu.Ancak bu şampiyonluk Yunanistan’ın o dönem kısa bir süre övgüler almasını sağlasa da bir süre sonra dünya futbol kamuoyunun birçoklarına göre  “Anti Futbol” olarak anılmasını sağlamıştı.Otto Rehhagel’in 10 kişiyle birden savunmaya çekilmesi,sürekli olarak top rakipteyken topun arkasına geçmesi,90 dk içinde bir pozisyon bulup onu değerlendirme,neticesinde amiyane tabirle o golün üstüne yatma anlayışı takılan bu lakabın ne kadar da yerinde olduğunu bir anlamda ispatlıyordu.
2004’ten bugüne kimine göre “Anti Futbol” kimine göre “Savunma futbolunun merkezi” olarak anılan Yunanistan artık bişeyleri değiştirmek istiyor.Bu bağlamda 2010 Dünya kupasından sonra takımın başına 58 yaşındaki Portekizli Fernando Santos’u getiren Yunanistan eleme gruplarında oynadığı 10 maçta 24 puan toplayarak Hırvatistan’ın önünde grubu yenilgisiz lider bitirmeyi bilmişti.Eleme gruplarında sergiledikleri futbola bakacak olursak Yunanistan’ın artık 2004 döneminden farklı olarak daha açık, rakibin daha üstüne giden,ataklarda daha aktif bir futbol sergilediklerini görmemek mümkün değil.Bu maçlara baktığımızda,Yunanistan'ın maçlara hızlı başladığı,şok bir presle maçın ilk 10-15 dakikasında gol ya da goller bulması  Yunan futbolunda artık bir şeylerin değiştiğinin bir bakıma göstergesi.İddaacılara  selam olsun !!!
İlk maçına turnuvanın açılış maçında Polonya karşısına çıkacak olan Santos’un turnuva boyunca şüphesiz en önemli kozu ya da kozları; Karagounis, Katsouranis,Gekas gibi tecrübeli oyuncularının yanı sıra orta alanda bu sezon Olympiakos'ın ligde şampiyon olmasında katkısının azımsanamayacağı Ioannis Maniatis olacak.Olympiakos'ta bu sezon 30 maçın 20'sinde ilk 11'de başlayarak iyi bir sezon geçiren Maniatis orta alanda oyunun her iki yönünü de başarıyla oynamasıyla dikkati çekiyor.Onu bu anlamda dikkatli izlemekte fayda var.Zira turnuva sonunda değerini katlayabilme ihtimali yüksek..
Yunanistan adına bu turnuvada dikkati çekebilecek muhtemel isimler arasında, Maniatis'in yanı sıra, sezon içerisinde Olympiakos’un şampiyonluğunda yine payı büyük olan Ioannis Fetfatsidis ve Yunan halkının kendisinden çok şeyler beklediği, onu " Yunanistan'ın Messi'si" olarak lanse ettiği Sotiris Ninis olacak.

2004’ten bugüne kadrosunu yenileyebilmeyi henüz tam anlamıyla başaramamış,kilit oyuncuları arasında halen daha 2004 kadrosundan isimleri çoğunlukta saydığımız Yunanistan’ın grupta şansı nedir,orası bir muamma..Zaten muhtemelen onlar da bu turnuvadan sonra kadroyu artık gençleştirmelerinin gerektiğinin bilincinde..Belki bu durum onların tek ve en büyük handikapı ancak sırf geçmek istediği bu taktiksel değişikliği görmek bile grupta bize ilginç maçlar izleteceğinin bir bakıma sinyali..

2012 Santos'un Yunanistan'ı 2004 Rehhagel Yunanistan'ının başarısına ulaşabilir mi, ulaşamaz mı onu bilemeyiz ancak bilinen birşey varsa o da Yunanistan maçlarını izleyecek biz futbolseverlerin karşılarında o bilindik Yunanistan'ı görmelerini beklerken uğrayacakları  muhtemel hayalkırıklığı olacak..
Turnuvada A grubunda mücadele edecek olan Yunanistan, maçlarını 8 Haziran’da Varşova’da Polonya ile,12 Haziran’da Wroclaw’da Çek Cumhuriyeti ile,16 Haziran’da Varşova’da Rusya ile oynayacak.


Santos'un muhtemel 11'i ;


TFF'ye selam, futbola devam..

Şike,teşvik,mahkeme,UEFA,CAS,Metris Cezaevi,tahkim vs vs, Türk futbolunda geçtiğimiz sezon akılda kalan kelimeler bunlar..

Kabus gibi geçen bir 2011-2012 sezonu..Futbolun yeşil sahalardan çok adliye koridorlarında oynandığı,futbol oyun kurallarını federasyondan çok yayıncı kuruluşun belirlediği tarihin en karanlık sezonlarından birine tanıklık ettik Türk futbolunda geçtiğimiz sezon.

Hal böyle olunca ülkemizde pek çok futbolsever de bir anda buz gibi soğumuştu bu oyundan.Sezonun sona ermesiyle birlikte 7'den 70'e her futbolsever şüphesiz derin bir "oh" çekmişti.Bu durumdan blog olarak bizde fazlasıyla etkilenmiş,koca bir sezonda futbol adına doğal olarak yazacak pek bir şey bulamamıştık.Neyse ki,yazın gelmesiyle birlikte güneş yüzünü göstermiş,kara bulutlar biraz olsun dağılmış,futbolda da devreye Euro2012  girmiş,bize de bir anlamda “Oh be” dedirtmişti.Her ne kadar,milli takımımızı turnuvada izleyemeyecek olmanın burukluğu hep içimizde olacak olsa da,yeşil sahalara yeniden dönüş bakımından bu turnuvayı bir kurtuluş  olarak gördük ve bugünden itibaren turnuva boyunca gerek takımlar hakkında gerek maçlarla ilgili yazılar hazırlamaya karar verdik.

8 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında oynanacak olan 31 maçla bizlere yaz aylarını futbolsuz geçirmememizi sağlayacak olan,4 yılda bir gelmesini iple çektiğimiz bu turnuvada ilk olarak inceleyeceğimiz takım turnuvanın aynı zamanda ev sahiplerinden biri olan Polonya...


Kişisel olarak bu turnuvada benim, sürpriz yapmasını,turnuvanın renkli takımı olmasını  beklediğim Polonya Milli Takımı tarihi boyunca Avrupa Şampiyonalarına sadece  2008’de katılmaya hak kazanmıştı.Eleme grubunda büyük bir başarı göstererek grubu Portekiz’in önünde lider bitiren Polonya, Avusturya ve İsviçre’de düzenlenen turnuvada aynı performansı gösterememiş, bir anlamda umduğunu bulamamıştı.Turnuvada Hırvatistan,Almanya ve Avusturya’nın da aralarında bulunduğu B grubunda mücadele etmişti. Leo Beenhakker yönetimindeki o dönem Polonyası, sadece Avusturya ile 1-1 berabere kalarak grubu 1 puanla son sırada tamamlamıştı.

Euro2012’ye ev sahibi kontenjanından dolayı eleme maçları oynamadan gelen Polonya’nın,bu turnuvadan beklentisi yüksek.Ukrayna ile birlikte ev sahibi olmasından dolayı,grupların zorlu,bir anlamda dengesiz dağıldığı bu turnuvada Polonya belki de, çekebileceği en güzel kurayı çekmiş ve Yunanistan,Rusya,Çek Cumhuriyeti ile birlikte A grubuna düşmüştü.Diğer 3 gruba bakacak olursak,Polonya açısından dişine göre  bir grup tanımlamasını yapsak sanırım pek de yanlış bir tabir kullanmamış oluruz.


Bir dönem ülkemizde Altay ve Konyaspor’un da teknik direktörlüğünü yapmış 63 yaşındaki Polonyalı Franciszek Smuda’nın elinde 2008’e kıyasla daha formda,çok daha yetenekli bir kadro var. Smuda yönetiminde turnuvaya başlayacak olan Polonya’nın bu turnuva boyunca şüphesiz en önemli kozu ya da kozları,iki sezondur Jurgen Klopp ile Almanya’da fırtınalar estiren ve neticesinde Bundesliga şampiyonluğunu kimselere bırakmayan Borussia Dortmund’un önemli isimleri  Lewandowski,Blaszczykowski -namı diğer Kuba-ve sağ bek Pisczek olacak gibi.Bu oyuncular, sürekli birbirleriyle oynuyor oluşu,Jurgen Klopp gibi futbolda geleceğin yıldızları arasında gösterilen bir ismin mentalitesini benimsemiş olmasını kullanıp onunla çalışmış olmanın avantajını saha içerisinde takım arkadaşlarına da yansıtmayı başarabilirlerse Polonya’nın bu turnuvada iyi iş çıkartması pek de sürpriz olmaz  gibi gözüküyor.Avrupa Şampiyonaları geçmişine bakacak olursak bu turnuvada Polonya’nın en azından gruptan çıkması bile başarı sayılır.

Kalesini Arsene Wenger’in genç yetenekleri Fabianski ve Szczesny ile korumaya çalışacak olan Polonya’da bu turnuvada dikkatleri üstüne çekecek isimler arasında geçtiğimiz sezonda Fortuna Düsseldorf’un Köln’den kiraladığı, Düsseldorf’un bu sezon Bundesliga’ya yükselmesinde pay sahibi olan 23 yaşındaki Adam Matuszczyk, Lille’in Fransa ligindeki son yıllardaki yükselişinde büyük pay sahibi olan 27 yaşındaki Ludovic Obraniak ve ligimizden de tanıdığımız, geçtiğimiz sezon Sivasspor’da performansıyla isminden epeyce söz ettirmeyi başarmış olan Kamil Grosicki bulunuyor.


Polonya'nın turnuvada tek handikapı gol yollarında yaşayacağı kısırlık olarak gözüküyor.Zira bugüne kadar oynadığı hazırlık maçlarında henüz gol yememiş olması,onların defansif anlamda kolay kolay pozisyon vermeyen ancak aldıkları skorlarla pozisyon üretme anlamında nispeten daha zayıf olan bir takım görünümünde olduğunu gösteriyor.


Yıllar boyunca hep Almanya’nın gölgesinde kalmış,tarihte çoğu zaman oyuncularını Almanya’ya kaptırmış olmanın sıkıntısını yaşayan ,bkz son dönemlerde Podolski ,Klose ,Polonya’nın bugün elindeki kadro kalitesine bakacak olursak Polonya halkının bu turnuvadan diğer turnuvalara nazaran beklentisinin yüksek olması son derece doğal..Zira bugüne kadar  hiç böyle bir kadro kalitesi oluşturamamışlardı.Bakalım bu kadro,beklentilere ne kadar cevap verecek.Bunu 8 Haziran Cuma günü saat 18:00’da Yunanistan karşısında göreceğiz.

Ev sahibi Polonya turnuvada maçlarını 8 Haziran'da Yunanistan ve 12 Haziran'da Rusya ile başkent Varşova'da,16 Haziran'da ise Çek Cumhuriyeti ile Wroclaw şehrinde oynayacak.

Sarı mavi yeşil meşil farketmez..

Tribünlerde söyler dururuz ''Sarı mavi yeşil meşil farketmez, X takım öper affetmez'' diye, peki bunun nerden geldiğini hiç merak ettiniz mi ?

İnternette dolaşırken şans eseri denk geldi ve çok hoşuma gitti, sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum :)


 
Şarkının Sözleri ;
Sarı mavi yeşil meşil farketmez 
Yürüyoruz aynı yolda biz 
Futbolu şiddet sanan taraftarlara 
Yanlış kararlara lafımız 
Geceleri karılarla fink atarken siz 
Maçlarda kıçımızı yırtan biziz 
Sözümüz meclisten taa içeri 
Anlayın artık be siz kimsiniz 
E gündüzleri idman varda 
Geceleri ne ayak anlamadık 
Bildimbileli konu budur ama 
Biz bunları size anlatamadık 
Cebinde para kolunda karı 
Öyle futbolcuya can kurban 
Hani birde top oynasanız diyorum 
Kıvırmadan sağdan soldan 
Futbolculara atılacak boklar 
Tarafsız basından bellidir 
Gazeteci uyuz olmuşsa birine 
Küfür etse yerimidir 
Bu böyle gelmiş anladıkta 
Bu böylemi gidecek artık 
Elinize yüzünüze gözünüze dursun 
Yazık gerçek futbolcuya yazık 
Kulüp yöneticileri atıp tutarken 
Kimse sesini çıkarmıyor
Kimse çıkarmıyor belli de 
Yöneticinin vicdanı sızlamıyor 
Yanlış yöneticiye abes furbolcuya 
Fanatik taraftara sözümüz 
Girdik bu konuya çıkamadık ama 
Biz açmaktan mutluyuz 
Yenilsekte yensekte 
Taraftarın seninle derler 
Takım maçı kaybederse 
Ana avrat söverler 
Futbolun önemi büyük günümüzde 
Ne depremler var ne felaketler 
O zaman adam gibi oynayın baride 
Adam olsun fanatikler 
Günümüzün gün olmadığı bu devirde 
Adam adamı vurur keser 
Milli takım dünya kupasına girse 
Sanki bütün dertler biter 
Böyle masum bir toplumun 
Başka düşünen evlatlarıyız 
Çünkü işimiz milli takıma kalsa 
Biz yok olmuşuz yanmışız 
Biz futbolu çok seviyoruz 
Biz futbolsuz yapamıyoruz 
İyi olunca seviniyoruz ama 
Kötü olunca sövüyoruz

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..