Kimse yok mu?

Ertuğrul Sağlam açıklama yapmış ''Taraftarın eski coşkusunu görmek istiyorum'' diye. İyi hoş da hocam taraftarın emeği stadda kayboluyor.. Sorumlular konusunda en ufak bir yaptırım vs. yok. Sonra herkes çıkıp Bando ve koreografi ekibi gözbebeğimiz, Eskişehir tribünleri için önemli vırt zırt..

Emeğe değer verilene, sorumlular cezalandırılana kadar o coşkudan mahrum kalacağız! Üzgünüm.

Tribünümüzdeki en büyük eksiklik ''Ağabey'' kavramını tam olarak hakkını verebilecek kişilerin bir elin parmaklarını geçmemesidir. Arkamızda duran ''Ağabey'' sayıları fazla ve kendileri de harbiden etkin rol oynasa stadyumdaki emek hırsızlarının cezasını çektirebilirdik.

Onca insanın rızkından kesip verdiği paralar, onca insanın sabahlara kadar verdiği emekler.. İçi sızlıyor lan insanın. 

Biz kimseden ekstra maddi destek falan istemedik. Haklı olduğumuz konuda yanımızda durulması alayına giderdi.


Eskişehir tribünlerinin gelecek 3-5 sene içersinde muhtemel sıradanlaşmasında en büyük pay sahibi pasif abiler ve sözüm ona ''Canım feda'' diyen kardeşlerdir. Abiler ''Çoluk çocuk işi'' gibisinden yaklaşıp el ayak çekiyor, kardeşler de ''Ben abi oldum.'' havasında burnundan kıl aldırmıyor.

Koca koca adamların mahalle karısı gibi sağda solda yaptığı dedikodulara, gıybetlere girmiyorum bile.

Abiler.. Eyvallah bizim nesilin boşvermişliği de var fakat; ''YALNIZ BIRAKIYORSUNUZ''

Biz yine de enkaz altında kalmadan soralım: ''Kimse yok mu?'' diye.

Halk bizi neden sevmiyy??

Yeni bir sezon başladı, hepimize hayırlı uğurlu olsun isteriz fakat daha şimdiden uğursuzluklar bizi bulmaya başladı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü, 2. hafta deplasmanda oynayacağımız Fenerbahçe deplasmanı için Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndaydık. E-Bilet dalgasına sadece internet ve kredi kartıyla bilet satılma muhabbetinin yanı sıra polisin tutumu yine bize ''İllallah'' dedirtti..

Deplasman tribün girişi olarak en sıkı güvenlik önlemlerinin bulunduğu stad olduğunu bilir tribün koşturan, malum stada deplasman sıfatıyla gitmiş olanlar.

''Güvenlik'' adı altında yapılan arama bazen haddini aşabiliyor ''Ellerine vermediğimiz organ'' bile tabir-i caizse mıncıklanıyor.

Tamam şüphe duyduğun, gözüne kestirdiğin bazı kişileri ''Şüphe'' gerekçesiyle didik didik ara fakat oraya gelmiş baban yaşlarda adamlara, ufacık çocuklara ayakkabılarını çıkarmalarını söyleyerek ''Ben ellemem sen salla'' diyerekten cambazlık yaptırma!

Neyse ayakkabı olayını geçelim.
(Bu durum maalesef kendi stadımızda, Nefer tribününe giren renkdaşlarımıza da uygulanıyor!)

Sete asılmak üzere taraftarın götürdüğü ''ESKİŞEHİR - last fortress anatolia'' pankartı ilk arama noktasından geçiyor, turrnikede tekrar kontrol edilmek üzere alınıyor ve saatlerce yol gelmiş insanlar ağaç olma derecesinde bekletiliyor.

Hiçbir tahrik unsuru olmayan pankartlar ''Sizden önce girenler tribünde küfür ediyor'' gerekçesi ile ''Keyfe keder'' bekletiliyor.

Ondan sonra ''Halk bizi neden sevmiyy??''

Benim hayatımdaki zorlukları kolaylaştırmanız, problemleri çözmeniz gerekirken sürekli zorluk çıkartıyorsanız ben sizi niye seveyim? Halk sizi niye sevsin?

Herşeye rağmen ''All Cops Are Bastards'' kavramını dile getirmekte kendimi frenlediğim iyi polisler de gördük çok şükür.

Fakat sıkıntı şu;
San Marino'nun attığı goller kadar azlar..

Koreografinin ''Hiç Boyutlu'' olduğu zamanlar..

Son yıllarda ülkemiz tribünlerinde koreografi kültürü iyice oturmuş vaziyette. Özellikle süper lige son çıktığımız sezon içerde ve dışarda yaptığımız görsel şovlar bir çok Anadolu kulübünün de ufkunu açmış, onlara da örnek niteliğinde olmuştur. 

Koreografiler sadece İstanbul'daki 2 tribünün birbirine gönderme yapmasından öteye giderek çeşitli şehirler de  bu kültürle tanışmaya başladı

Rekabetin artmasıyla birlikte koreografilerin uygulanış aşamalarında kullanılan farklı yöntemlerle boyut farkı yaratılmış olup, stadların fiziki şartlarına göre çeşitlendirildi ve güzel bir aşamaya da gelindi. 

Bu fiziki şartları iyi kullanarak güzel işleri çıkartan bazı yeni nesil hızlı arkadaşlar hiç araştırdılar mı bilmiyoruz.  ''Çeşitli boyutlarla görseller hazırlıyoruz fakat bu işi bu ülkede ilk kez kim başlattı?'', ''Mazisi nedir?'' şeklinde düşündüler mi acaba?.. 
Sanmıyoruz. Çünkü böyle birşeyi sorduğumuzda birçoğunun ''Tabii ki biz başlattık'' gibisinden cevaplar vereceklerini az çok tahmin edebiliyoruz. 

Fakat o zihinlerini pek fazla zorlamamaları adına, koreografinin 3. boyutundaki nesli ''Ya ya ya, şa şa şa''lı dönemlere götürelim. 

Sene 1995, Eskişehirspor 2. ligde
Sezonun son maçında 34 puanlı, lig ikincisi İstanbulspor'u konuk ediyoruz. 
Eskişehirspor 3. durumda, puanı 33.. 
Galip gelirsek lig 2.'si olarak Süper Lig'e çıkıyor, diğer sonuçlarda ise play-off'lara kalıyoruz.. 

Süper Lig özlemine son vermeyi düşündükleri bu maçta da tribünleri saatler öncesinden tıklım tıklım doldurmuş Eskişehirsporlular. 
Konfetiler, meşaleler, sisler.. 

Öyle sert, öyle gergin bir taraftar profili var ki maç öncesi ısınmak için sahaya çıkan İstanbulspor futbolcuları ''Seyirci tahrik oluyor, gerginlik yaratmayın zaptedemeyiz'' denilerek apar topar soyunma odasına gönderiliyor emniyet güçleri tarafından. 

Bu dakikalarda AYDER tribününde de heyecanlı bir bekleyiş var. 

''SENİ BİZİM KADAR SEVEN OLDU MU..?'' yazıyor setteki pankartta ve tribünün ön kısmı bir şenlik yerini anımsatıyor. 

Bir şehrin tribünlerinin ülke tribün tarihinde yer etmesinin en büyük payına sahip olan elleri öpülesi bu abiler maça saatler öncesinden girmiş, ellerinde kartonlarla bekliyorlar.. 

Şimdiki gibi koltuk falan da yok tribünde. Düşünülen şeklin çıkması için herkesin yerini bilmesi, ordan ayrılmaması gerekiyor. Sırf bu yüzden tuvalete bile gidemedikleri gibi bir gerçek var.. 

Gösteri zamanı geliyor, tribünün önde gelen abileri sette fazlalık yaratan kişileri uzaklaştırıyor ve defalarca soruyorlar ; 
- Hazır mıyızz?? 

''Hazırızz!'' cevabını alıyorlar her sorduklarında.. 

Hazır olunduğuna kanaat getirdikleri anda sette eğiliyorlar görüntüyü bozmamak adına ve işaret aracı olarak kullandıkları havalı kornayı başlıyorlar öttürmeye.. 

Askeri disiplin gibi bir tribün, işaretle birlikte aynı anda ''Lapp'' diye kalkıyor kartonlar, gözünüzü o an kırptıysanız yakalayamıyorsunuz o derece.. 
Fiziki şartların yetersizliğine inat muazzam bir görüntü çıkıyor ortaya.. 

Havalı kornanın susmasıyla birlikte iniyor kartonlar ve ''ESESES KİKİKİ ESKİ ESKİ ES'' diyerek atıyorlar alınlarının akıyla çıktıkları gösteriden sonra zafer nidalarını. 

Birçok koreografide olduğu gibi bu koreografinin olduğu maç da hüsranla bitiyor, 0-0. 
Play-off'lara kalınıyor ve Konya'daki malum Aydınspor zaferi.. 

Bu hikayesi anlatılan koreografiden önce de tamı tamına 5 tane koreografi gerçekleştirdi Eskişehir Tribünleri. 
 (Şu ana kadar o koreografilere ait videoya rastlamadık, bulduğumuz takdirde onları da paylaşırız.)

Bizi eskiler tanır, yeniler örnek alır... 
3 Boyutlu çocuklara selamlar.. 

Daha önce fotoğrafından başka bir görseline rastlamadığım bu koreografinin görüntülerini bana ulaştıran, o zamanlara canlı tanık olan Erhan AKKOYUN abime çok teşekkürler.

#direngeziparkı Eskişehirsporlular Nerede?

Öncelikle şu algıya bir nokta koyalım.

Eskişehirsporlular da diğer tüm takım taraftarları gibi direniyor. 
Sadece çok fazla reklamı yapılmıyor, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü'nü ele geçirişimiz vs. sosyal medyada yayınlanmıyor o kadar :)

Fakat insanların çözemediği, arkasını göremediği şeyler, çok ince dengeler söz konusu.

Direnişin şöyle bir en başına dönelim..

Sabah saatlerinde, hiçbir aykırı harekette bulunmayan Gezi Park'taki savunmasız insanlara polisin sert müdahalesi sonrasında tepkiler giderek Taksim ve tüm yurda yayıldı.

Çok kısa sürede çeşitli illerde başlatılan protesto toplanmalarının Eskişehir ayağı Eti Park olarak belirlendi. 

Nefer Grubu niçin protestolarda yer almıyor diyenlere;
Tepkilerin ilk gününde, çok kısa sürede toparlanma sürecinde Nefer Grubu liderlerinin payını gözden kaçırmış olmalısınız; Eskişehir'deki ilk kıvılcımda toplanma yeri ve saatinin yayılmasında önemli rol üstlendiler.

Bir çok kişinin ''100 kişi toplanmaz'' olarak gördüğü Eti Park'taki ilk toplanmada çok yoğun bir kalabalık vardı, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık..
Eti Park'ta toplanıldığı akşam Üniversite Caddesi'nde yoğun olarak başlayan olaylarda, bir apartman kapı camı kıran provokatöre anında tepki verildiği, polisin sert müdahalede bulunduğu, caddenin 3 arka sokaklarına kadar biber gazı etkilerinin geldiği, öğrenci arkadaşların apartların kapılarını açıp evlerine davet ettiği, biber gazlarına karşı süt-limon desteğinde bulundukları, gecenin ilerleyen saatlerinde Espark'ın önünün alınıp havai fişeklerin atılıp 10. Yıl Marşları söylenene kadar geçen süreçte,
Eskişehirsporlular olarak meşalelerimizle oradaydık..
Sonraki günlerde Yunusemre Caddesi'nde bulunan Ak Parti binası civarındaki protestolarda birçok kişi Toma'dan sıkılan ilk tazyikli su, çeviğin ateşlediği ilk biber gazı ile arkasını dönüp koşarken arkalarında en ön saflarda polisle karşı karşıya kalan, mücadele eden, sonuna kadar direnen kısımda
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önünde her akşam yapılan protestolarda, TERKEDENİN... pankartı açılıp meşale yakıldığında, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Bazılarının amacını aştığı, Espark önündeki protestoları yersiz bulan bazı kişilerin ''Gidip polisle çatışalım'' dediğinde, oradaki birçok kişinin rahatsız olduğu ve dile getiremediği ''Kesinlikle ateş yakıp çevreye zarar vermeyelim'' görüşünü dile getirip ''Daha fazla ateş yakıp barikat yapalım polisi buraya çekelim'' cevabını aldığımız ve ateşe çevre iş yerlerinden aldığımız yangın tüpleriyle müdahale ettiğimizde, inşaatlardan ateşi körüklemek için (ç)alınan tahtaları yerine götürüp, yanıcı maddeler bölgeden uzaklaştırılıp, diğer bilinçli kitlenin bu tür kişilere uymadığı, tepkilerini olması gerektiği gibi sürdürdüklerinde,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önündeki eylemin sürekli hale gelmesi gerektiği görüşü hakim olmaya başladığında, çadırların tek tük ilk kez kurulduğu, evden getirilen battaniyelerin, damacanada onlarca demlik poşet çayla demlenen çayların, çorbanın, fırından sıcacık alınan ekmeklerin paylaşıldığı, gün ışığıyla birlikte otobüslerden, evlerden, arabalardan garip bakışların atıldığı, ''Bu Alan Eskişehir Halkı Tarafından Kamulaştırıldı'' pankartının asıldığı o ilk kıvılcımda,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
İnsanların garipseyerek baktığı ilk sabahlama sonrası, çadır sayılarının hızla arttığı, normalde belki hiçbir zaman yan yana  gelmeyecek insanların sıkı bir bağ kurduğu paylaşım zincirinde, taraftarlarımız bulunduğu şehirlerde, bizler de Eskişehir'de ''Türk Futbolu'nun Devrimcileri de Burada'' diyerek,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Tribünlerimizin sevilen büyüklerinden Müjdat abimin de dediği gibi ''Hani derler ya hayat fena halde futbola benzer. Biz de direnmeyi, egemenlere rest cekmeyi, tüm güçleri ile üstümüze gelirken dik durmayı, geri adım atmamayı, yoldaşımızı yalnız bırakmamayı, düşeni kaldırmayı, olmaz denileni oldurmayı, inatla mücadele etmeyi ondan öğrendik. ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!'' 

Soğuk ve kötü hava koşullarına rağmen çadır sayıları artarken, el birliğiyle yağmurdan korunma çabaları içerisindeyken, ''Haklıyız Kazanacağız'', ''Gündoğdu'', ''Onuncu Yıl Marşı'' ve niceleri, her telden söylenirken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Elinden alkolü eksik olmayan, Barlar Sokağı fenomeni ''Seviyorum Recep'' abiyi çadır kampında görenlerin ''Şarap yok mu abi?'' sorularına ''Ben şarabımı Barlar Sokağı'nda içerim, burası yeri değil!'' diyerek yanıt verdiği, RTE'a ''Atatürk'ün A'sı olamaz çakal!''diyerek seslendiği, insanların bu bağlamda gecelerdir ''Alkol alma, direnişi durdurma'' sloganları attığında,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...

Direnme lafını sadece siyasi iktidarda değil, Eskişehirspor Kulübü'nde de yaşadığımız gerçeğini ''Kimse ŞAH Değil Padişah Değil'' diyerek duvarlara, diğer yaratıcı slogan ve görsellerin yanına yansıtırken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
3 İstanbul takımı taraftarlarına bu şehrin sokaklarında müsamaha göstermediğimizi bilirsiniz. İşte böyle bir coğrafyada ''Haksızlığa karşı tek vücut olma'' lafı hep beraber sergilerken, Karşıyakalısıyla, Bursasporlusuyla, Adansporlusuyla, Adana Demirsporlusuyla, Göztepelisiyle, Beşiktaşlısı-Fenerbahçelisi-Galatasaraylısı ve daha birçoğuyla birlikte haksızlık karşısında, diktatörlere korku salarken, birleştiğimizde neler olabileceğini sergilerken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Daha sayılabilecek o kadar çok şey var fakat bir an önce evden çıkıp direnişe katılmak, o güzel insanların yanında olmak zorunda hissediyorum kendimi o yüzden örnekleri daha fazla çoğaltmayacağım.

''Ya burda sağcı konuşunca solcuya, solcu konuşunca sağcıya hitap etmiyor. Eskişehirsporlular olarak kontrolü ele alıp herkese hitap edebilirsiniz.'' şeklinde bizleri onore edici önerilere, oradaki arkadaşların Eskişehirsporluları aralarında daha aktif şekilde görmek istediklerine tanık oluyoruz.

Gerek sosyal medya gerekse çadır bölgesinde, gerek kendi renkdaşlarımız gerekse direnişçi öğrenci arkadaşlarımız ''Eskişehirsporlular niçin çok aktif değil?'' gibisinden sorular görüyordum ve sanırım yukarıda saydığım örneklerle bizlerin de aktif oluşunu az çok anlatmaya gayret ettim.

Direnişçi Arkadaşlara ;
Ha, gönül ister 1000-1500 kişi birlikte olalım ama maalesef çok ince dengeler söz konusu.

İlk günler bazı provokasyonlar gözlemlediğimiz için Eskişehirsporlular olarak toplu hareket edip, orada münferit gelen insanların mücadele edemeyebileceği kişilerle mücadele etmek adına toplanma çabalarımız oldu.

Fakat provokasyonları önlemek adına yaptığımız bu girişimde bizim içimizde de orada kırmadan dökmeden tepki gösteren insanlara zarar verebilecek ve Eskişehirspor Taraftarları'nın imajını zedeleyecek kişiler olduğunun üzülerek farkına vardık. (Nefer Grubu liderlerinden Mesut abim bu konuda beni uyarmıştı fakat yine de deneyerek haklılığını görmüş oldum)
Sonuç olarak da tatsız durumlara mahal vermemek adına münferit olarak direnenlerin yanında olmaya karar verdik.

Sayıca az olan oluşumlar bu konularda daha aktif olabilirler fakat onları örnek göstererek Nefer Grubu, Altes Grubu veya BandoESES neden orada yok demek yersizdir. Nefer ve Altes Grubu gibi sayıca fazla olan topluluklarda da bu olayı destekleyen/desteklemeyen, haklı bulan/bulmayan insanlar olabilir. Bir önceki paragrafta olduğu gibi orada Nefer/Altes olarak direnişte bulunan ortamda yapılacak bir tatsızlık o grubun imajını sarsar, insanları kendisinden soğutabilir hem grup hem de Eskişehirspor adına..

Tribün liderleri de bu durum dolayısıyla bir organize içersine girmiyor, grup mensubu arkadaşlara da net olarak gitmemeleri konusunda keskin baskılar uygulamıyorlar. Yeri geldiğinde Espark çadırlarında, Yunusemre'de, Eti Park'ta tribün abilerimiz de bizlerleydi.

Uyarıyorlar zaman zaman, ''Oyuna gelmeyin, dikkatli olun..'' diyorlar haklı olarak, dikkat ediyoruz.

Gelelim BandoESES'e..
Korna öttürmeye, dans etmeye, aşırı gülüp eğlenmeye sıcak bakılmayan bir ortamda BandoESES'i aramak da yersiz ve çelişkilidir.

Ne zaman ki direniş amacına ulaşır o zaman BandoESES çalar Çiftetelli'yi hep beraber oynarız :)

Direnişe çelişkiyle bakan Eskişehirsporlulara ;
Espark önünde günlerdir direnen insanlardan çekinmeyin, ötekileştirmeyin.. 
''Bizim kuşaktan bir cacık olmaz'', ''Hiçbir şeye tepki gösteremiyoruz, asimile edilldik'' düşüncelerinin hakim olduğu bir dönemde yanıldığımızı anladık. Olay 3-5 ağaç veya zamanında niçin aziz şehitlerimize tepki gösterilmediği değil, belli bir sabrımızın olduğu ve hepsinin birikerek patlama noktasının bulunduğudur. Oradaki insanlar da canlarını acıtan bu sisteme karşı kırmadan dökmeden, yardımlaşarak/paylaşarak tepkilerini gösteriyorlar.
Provokatörleri dışlıyor, korna çalanları etraftakiler rahatsız olmasın diye uyarıyor, etrafı temizliyor, çöp toplayan belediye işçilerine yardım ediyor, şimdiye kadar görülmemiş bir tepki gösteriyor ve bazılarını utandırıyorlar..

Siyasi parti bayrakları da istenmiyor.. 
Tayyip'in seçimleri tekrar kazanacağı ihtimalinin yüksek oluşu da tahmin ediliyor ama koyun gibi olmadıklarını kanıtlıyorlar. Ülkeyi yöneten durumdaki insanların ''Ben ne dersem o!'' tavırlarına gider yapıyorlar..

Ve eminim ki şu günlerde Espark önündeki çadır bölgesi, polis olmamasına rağmen bünyesindeki bilinçli insanlarla Eskişehir'in en güvenli, en paylaşımcı ve en renkli bölgesi.

Eğer öyle olmasa, çevredeki insanlar rahatsız edilse böyle bir görüntü oluşabilir miydi ? 

Siyasi veya başka görüşlerimiz, bu olaya bakışımız farklı olabilir fakat bugünlerde orada bulunan veya bulunmayan renkdaşlarımızı yargılamayalım,
Saygı duyalım..

Bu eylemi destekleyen Eskişehirsporlular olarak dün oradaydık, bugün de oradayız, yarın da orada olacağız..
Direnmek Yaşamaktır!

Şampiyonluk ötesi duygular..

Biz taraftarlar için en üst düzey mutluluk patlamalarından birisidir şampiyonluk.

Takımımızı en başarılı görmek, hakettiğini düşündüğümüz kupayı kazanmasını gururla izlemek tarif edilemez duygular içerir. O sezon çekilen tüm sıkıntıların, yapılan tüm fedakarlıkların da mükafatıdır bir nevi.. Onore eder..


''Şampiyon olunca Porsuk'a atlarım'' diyenden, ''Ne yapacağımı bilemem'' diyene kadar geniş yelpazesi var o durumun.


Değerlidir yani.


Bu sene de şampiyon olamadı Eskişehirspor, bu sene de Türkiye Kupası elimizden (ç)alındı belki ama isteyen herkesin şampiyon olmuş gibi sevinebileceği, duygulanabileceği, en az o kadar mutlu olabileceği şeyleri yapma imkanı var.


Bir çocuğa tuttuğun takımın formasını giydirmek..


Yaşanan tüm hayal kırıklıklarına bir panzehir..


X başkan şöyle yaptı, Y taraftar grubu böyle yaptı, Z'ler olarak eskisi gibi değiliz, W futbolcular takımı sabote ediyor gibi bahanelerle bir kaçış yolu arayanlara rağmen tuttuğun takımın misyoneri olmaktan asla vazgeçmemek gerek.


Yukarıdaki tüm bahaneler herkesin yapacağı şeyler. Sizler herkesin yapamayacaklarını yapın ve kendi liginizin şampiyonu olun, mutlu olun, şampiyon olmuşcasına..

1997-2006 yılları arasında Pilot Binbaşı Ali Tekin İlköğretim Okulu öğrencisiydik bu çocuklar kadarken.

Galatasaray'ın Avrupa'da hızlı olduğu, o dönemdeki çocukluğun o yöne çekilmeye empoze edildiği, Eskişehirspor'un ise çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanan bir ilaç olduğu dönemler.


Ben o ilaca dayı oğlu ve arkadaşları sayesinde Ayder tribününde girdiğim, ''5-0'' gibi geriye düştüğümüz (yanılmıyorsam Aydınspor maçı), ''Rezil ettiniz bizi cümle aleme'' sloganlarının kulağımda çınladığı ilk maçla ulaşmıştım.


İlacın 5 gollük bir dozla acı gelmesi mi desek, çocukluk mu? Ne desek? O zamanlar bize empoze edilene yöneldik. O dönemdeki neslin büyük çoğunluğu gibi..


Gazetede okuduklarımız, televizyonda gördüklerimiz kadardı çocuksu taraftarlığımız. Okullarımıza gelip de hiç kimse bize ''Eskişehirspor''un varlığını, ''Siyah-Kırmızı'' renklerin de olduğunu göstermedi.


Neyse ki bir şekilde Eskişehirspor'u bulduk ve bir daha bırakmadık..


İlkokul döneminden bu durumlara tanık olan arkadaşlarımdan Fatma..

Emeklerinin karşılığını alarak öğretmen oldu ve ülkenin bir ucunda, Şırnak'ta şimdi. 
Araköy İlköğretim Okulu 4. Sınıf..

Fatma hocayı çocuklarla her yörenin ortak oyunu olan futbol oynarken gördüğüm fotoğraf sonrası ''O Köy Bizim Köyümüz'' adı altında yaptığımız etkinliğin benzerini yapma, oradaki çocuklara Eskişehirspor'un varlığından, ''Siyah-Kırmızı'' renklerden haberdar olmaları fikri 3'lüyle girdi zihnime.


Formalar binlerce kilometre ötedeki Şırnak'a, Fatma ve öğrencilerine ulaştı.

(Adres konusunda yardımcı olan Deniz Önsoy'a ayrıca teşekkürler.)

Geridönüş sonrasında ise ortaya Eurovision şarkı yarışmalarındaki koreografilere kafa tutacak bir video ile tavan yaptı duygular..

İlk izlediğimde içinde bulunduğum durum kaç şampiyonluk eder bilmiyorum.
Ama bu sezon yaşadığımız tüm hayal kırıklıklarını unutturduğu kesin.

''Teşekkürler Emre abi'' demiş çocuklar.


Asıl size teşekkürler.

Daha önce farklı farklı renklerle çok öğrenci forma giydi, çok öğrenci takımlarının tezahüratlarını söyledi ama böylesini görmedim.

Siyah-Kırmızı kartonlarla oluşturduğunuz görseller için uhu sürdüğünüz ellerinize,

''Kalplerden, gönüllerden sesleniyoruz..
Bir değil, bin defa..
ESESES KİKİKİ ESKİ ESKİ ES!''
diyen tertemiz kalplerinize sağlık..
Yıllar önce Kızılcıklı tribünündeki dev bayrağın üzerinde yer edinen bu anlamlı sözleri çocukların ağzından duymak ne güzel duygudur..
 
Teşekkürler Fatma ve pırıl pırıl öğrencileri.

Ben belki Eskişehirspor misyonerliği yaptım ama umarım çocuklar Şırnakspor'u bulur ve onu tutabilir, ulaşamadıkları rafların üstünden.

Düzenin Uşaklarına..

Düzen kurulmuş, bizler de pratikte ''Düzenin düzdükleri'' olarak bilinen, lafa geldi mi (teori) ''Olur mu öyle şey, siz de ülke futbolunun önemli yapı taşlarındansınız'' denilen, İstanbul dışı topraklardan, ülke futbolunun üvey evlatlarıyız.

Bizler Eskişehir, Sakarya, Kocaeliyiz..

Bizler Bursayız, Rizeyiz, Şanlıurfasporuz..

Bizlerin arasında da kavgalar olur.


Kavga varsa, hele bir büyük çaptaysa ''Düzen''in işine gelir. Yüklenirler de yüklenirler bize..


Hele ki İstanbul'a karşıysa kavgamız.. Değmeyin keyiflerine. Bir kaşık suda boğarlar, çünkü gıkı çıkmaz yöneticilerimizin, arayamazlar bizlerin hakkını. ''Büyük çark'' derler, yutar adamı!


Fakat kavgalar ''Düzen''in kabul gördükleri arasındaysa işte o zaman ''Düzen Uşakları'' ne yapacağını şaşırır, hangi taraftan olsam zarar görürüm der etliye sütlüye karışmazlar.


Caner'in Eskişehir deplasmanında ''Lan'' kelimesinden ötürü kırmızı kart görmesi ile yer yerinden oynar, Eskişehir'in Türkiye Kupası yarı finalindeki Fenerbahçe maçlarında alenen çalınan turu sümen altı edilir!

''Düzen''in kabul gördükleri arasındaki orman yangını basit bir kıvılcım halini alır..

''Düzen''in kabul görmedikleri arasında çıkan bir kıvılcım ise bütün futbolu yakmaya yetecek bir orman yangını  olarak lanse edilir uşaklar tarafından..

''Düzen''in kabul gördüklerinin yaptığı normal bir olumlu hareket yüceltildikçe yüceltilir..

''Düzen''in kabul görmediklerinin yaptığı çok çok olumlu şeyler ise şeyinde olmaz uşakların. ''Ne var bunda?'', ''Amaaaan boşver..'' olur.

''Düzen''de birisi muz çıkarır ortaya, üstüne basıp kayar şapşallar..

Hollanda basınına kadar yolları vardır.

Biz muza bastık düştük demez ''Böyle daha hızlı geliniyormuş'', ''Amacımız farklı, midemiz ağrıdığı için yedik, hızlı gitmek için kabuğu yere attık, taaa buraya kadar gelmiş miyiz?'' derler..


Af dileyip hayatlarına devam ederler..


''Düzen Uşakları''nın bu durumlara düşmesinin sebeplerinden biri de ''Şiddet'' ve ''İstanbul''a verdikleri yeri, ''Olumlu Hareketler''e vermeyişleridir.


Ulan senin ülkende olan bitenleri sen yazıyor, çiziyor, seyrettiriyorsun. Bunların içersinde de İstanbul'a tıkanmışlık, şiddet ve olumsuz bilimum şeyler dışında hiçbir şeyin yok ki CV'nde...


Alın size CV'nize ekleyeceğiniz, Anadolu'da milyonlarcasını bulacağınız olumlu şeylerden sadece bir tanesi..


Zamanında büyüklerimizden çok dinledik ;

16 plakalı arabaları Porsuk'a nasıl attıklarını..

Heyecanla anlatırlar, ''Hey gidi heyy..'' derler ve sonunda eklerler ''Aman siz böyle şeylere girmeyin.''


Komşu kentin takımı Bursaspor ile rekabetimiz farklı, güzel ve fazlasıyla şiddetlidir yıllardır. Birçok komşu kentte olduğu gibi..


Süper lig'e son çıkışımız öncesi suni, zoraki bir kardeşlik girişimi olmuş ve bu durum fazla uzun sürmeyerek bozulmuştu.


Koca koca adamlara tekerleme gibi gelen, bağırmayacak adamı kendinden geçiren argo besteler, değişik aksiyonlar oluşmuş bir rekabet.


Ama tüm bunlar olurken yaşanan olumsuzluklarda kenetlenmek gibi özellikler de taşıyabilen bir rekabet..


Bursaspor'u şampiyonluğa taşıyan başkan İbrahim Yazıcı vefat etti geçtiğimiz hafta.


Doğal taziye girişimlerinin yanı sıra kulübümüz, cenaze sonrası oynanacak maçın tarihinin istenildiği tarihte yapılacağını açıklayarak yönetim bazında destek oldu.


Taraftar olarak ise ''İlk 3 banko'' hesaplarıyla başladığımız, ''Türkiye Kupası'nı alırız'' diye devam ettiğimiz ve son 2 maça tamamen amaçsız girilmesinin moral bozukluğuna Bursaspor başkanının kaybı, Reyhanlı'daki afaki sayıda can kayıpları ve Fenerbahçe taraftarı Burak Yıldırım'ın bir başka taraftar tarafından bıçakla öldürülmesi eklenince çok değişik duygularla Bursa yoluna düştük.


O gün tribünde yerini almak üzere komşu ile gidilen otobüslerdeki ''Akil İnsan''lar, hükümetin ''Akil''lerinden daha bilinçli daha saygı görür vaziyetteydi.


Sezon boyunca, sevdamızı kumaşlara işlenen boyalarla anlattığımız sözcüklerin yer aldığı pankartlarımızı götürmüyor, onların yerini taziye, temenni ve tepki pankartlarıyla doldurmayı amaçlıyorduk.


Ve nitekimde öyle oldu.


''İstanbul'a değil kalbine yenik düştü'' diyerek taziyelerimizi ilettik Bursasporlulara..


''Futbol ; Anneler Günü'nde evlat acısı yaşatmamalı'' temennisini ilettik Burak'ın annesinin göz yaşları son olmalı diyerek..

Ve Reyhanlı..
Fb-Gs derbisinden önemsizdi yüzlerce insanın can çekişmesi, can kaybı..
Tepkimizi gösterdik!

Maç içersinde de ''Cenaze Evi''ne uyum göstermeye çalıştık.


Tekerleme gibi ağza dolanan besteler kadro dışı bırakıldı o gün. Onun yerini ''Tertemiz Başkan İbrahim Yazıcı'' tezahüratını beraber söylemek ve alkışlar aldı..


İşte bunlar ''Düzenin Uşakları''nın zoruna gider..


Biz o gün rahmetliye hakaret etsek, Bursaspor Taraftarları sahaya inse, kan aksa.. Ne kadar güzel olacaktı halbuki..


Fb-Gs maçında yaşanan tüm olumsuzlukların üstünü örteceklerdi. Mahallenin kötü çocukları, imdat çekici olacaktık yine..



Biz ''Osururuz'', ''Sıçtı'' yazarlar..

Onlar ''Sıçar'', uşaklar ''Sıvar''..


Burak'ın katili de, Reyhanlı'daki canların sesini kesen de bu düzen değil mi?

Hani şu sizleri sürekli şampiyon yapan, milyonlarca taraftar getiren, iktidarda tutan düzen..?

Neyse, muz kabuğunu çöpe attınız mı?

Aman ha, ortalıkta gözükmesin.. Kulağınızı çekerler!

Eskişehirspor (Duvar Boyama)

Hayatımızın büyük bir bölümünü esir alan tribün kavramı dışında arta kalan hayat kimimiz için fırsat buldukça sosyalleşme, kimimiz için de kalan boş yerleri de bağlı olduğumuz renklerle, tuttuğumuz takımla doldurmaktır.


Etrafımızda ''Ulan zaten sürekli pankart, çeşitli organizasyonlar, deplasman derken baya bi vaktimizi harcıyoruz kalan zamanımızı da sinema, gönül işleri, müzik ve eğlenceye ayıralım bize ait boşlukları (varsa) tribün dışı objelerle dolduralım'' diyenler..

Bir de kendisini ve hayatında geri kalan tüm boşlukları tribün dışındaki şeylere kısıtlamış, tıka basa bağlı bulunduğu renklere hayatını bezemekte ısrar edenler..

Objektif olarak bakıldığında elbette ki bir çok dalla ilgilenmek, tek bir yöne takılı kalmamak daha mantıklı gelebilir ama aşkta mantığın işlevselliği pek fazla etkili olmuyor.

Bu bağlamda, odamda bir boşluk gördüm.. 
Ve 3 gün süren bir çalışmayla baba mesleği olan boya badana mevzusu ile tribüncü kimliğini harmanladım :)


ESKİŞEHİR
''last fortress of anatolia''






AKHSR101MMXI Fundamentals


Ligde ''Barcelona'' tadında top oynayarak futbol iştahımızın açıldığı haftalarda gelmeyen galibiyete olan hasretimiz, ruhsuz bir şekilde sahada yerlerini alan futbolcularımızın performansıyla Akhisar maçında da devam etti..

Halı sahalarda bile zaman zaman saçmalayan ben, saha içi teknik taktik konulardan yine kaçınıyorum müsaadenizle..

Maçta takımımızın genel olarak gösteremediği mücadele kadar hayal kırıklığına uğradığım bir diğer husus Akhisarspor taraftarları oldu.

Cem Yılmaz'ın son sinema gösterisini görür gibi oldum dün, doksan dakika bel altı, aralıksız küfür.. 

Maç sonrası normalde ''Akhisar ney lan?'' diyerek kaale almamazlık yapacaktım fakat ligde bulundukları duruma rağmen ''yerel'' takımlarını sahiplenişleri ve bizim maça kadar zihnimde bıraktıkları güzel imajlarıyla bu düşüncemin yersiz olduğunu düşündüm. 
(Yerel takım taraftarı can'dır..)

''Kardeşim siz de ilk kez mi 90 dk küfür yiyorsunuz?'' diyenler olabilir ama centilmen olmasıyla dikkat çeken bir taraftar grubundan, değil 90 dk küfür, kısa süreli ''Koyduk mu?'' sloganını bile beklemiyordum desem yalan olmaz.

''Aranızda Manisasporlular vardı..'' gibi laflarla savunmaya geçen Akigolar, ''Adam olaydınız da oraya onları sokmayaydınız!''a getiriyorlar lafı.

Fakat öyle değil ;

Stada geldiğimizde Eskişehir'den gelen 3-5 kişinin kendisine bilet almasıyla ''Biletler bitti'' diyen ve satılmadığı halde polis noktasında satıldığını söyleyerek olaydan sıyrılmaya çalışan gişe görevlisi sabırları zorlamıştı. 

Daha sonra stad girişinde 5'er TL vererek, makbuzsuz biletsiz içeri alındı taraftarlarımız ve paraların akibeti umarız hayrolmuştur..

Bu gergin ortamda yaşanılacaklar sıkıntı,
İki ucu boklu değnek...

Stad girişinde hoşgeldiniz diyerek bizleri karşılayan Manisasporlulara;

''Aramıza girmeyin kardeşim!'' deyip yaygara kopartmak bizlere yakışmazdı.. Tıpkı 2009 Ağustos ayında Süper Lig'in ilk deplasmanı olan Manisaspor maçında yanımıza gelen Akhisarlılara gösterdiğimiz hoşgörü gibi..

Kabul, o zaman içimizdeki ne içimizdeki Akhisarlılar Manisasporlulara seslerini duyurmuş ne de Manisasporlular Akhisarlıları aramıza aldık diye 90 dk bize sövmüştü..

Ama dün bir şekilde orta yolu bulduk ve olabildiğince Manisaspor atkıları ve formalarını göstermemeleri hususunda uyardık arkadaşları. Maç sırasında Akhisar'a karşı girdikleri olumsuz bestelere katılım gösterilmedi ve kısa sürede susmaları sağlandı.

Maç Manisa'da oynanmış olabilir evet ama dünkü maçta Manisasporlular misafirdi ve misafire ''Höyt!'' demediğimiz içinse yediğimiz küfürler, eyvallah canınız sağolsun..

''Futbol taraftarla güzel'' düşüncesinden yola çıkarak;
Pazartesi günü, lig sonuncusu ilçe takımını mini bir deplasman havasında hatrı sayılır sayıda destekleyen taraftar grubu bu ligde kalmalı fakat rot-balans ayarlarını gözden geçirmelidir.

Akigolar'a selamlar..

Yeni bir yıl, yepyeni Eskişehirsporlular

2-3 sene başlattığımız ve daha önce Mahmudiye, Alpu, Beylikova, Çifteler ve Günyüzü ilçelerimizde düzenlediğimiz O Köy Bizim Köyümüz! etkinliğinin 6.sını Han ilçemizde gerçekleştirdik.

150 civarında öğrenci mevcudu bulunan Şehit Osmangazi Altınoluk İlköğretim Okulu'ndaki öğrencilere Eskişehirspor forması ve şapkası hediye edildi. Hem yeni yıl armağanı hem de şehirden uzak yerlerde de gelecek yıllardaki sağlam ve bilgili Eskişehirsporlu taraftar kitlesine zemin hazırlayabilmek amacıyla..


Dün Üniversiteli Eskişehirsporlular olarak ziyaret ettiğimiz okulda dikkatimizi en çok çeken şey ise okulun sahip olduğu halı saha, park, oyun alanı gibi şehir merkezindeki bir çok okulda bulunmayan tesislerin merkezden uzak kırsalda bir okulda olmasıydı. Şehir merkezinden uzakta böyle imkanları görmek orada okuyan çocuklar adına bizleri de pek fazla mutlu etti.. 


Okula vardığımızda öğle tatiline denk geldiğimiz için müdür bey ve öğretmenlerle muhabbet edip çayımızı içtikten sonra kendimizi halı sahada, ufaklıklarla maç yaparken buluverdik..


''Eskişehirspor üzerinden kazanmak'' diye bir durum söz konusudur ve bu durum genellikle insanların midesini bulandırır. Sevda üzerinden birşeyler kazanmak pek tabi ki yanlıştır. Ama buna rağmen dün Eskişehirspor vasıtasıyla ziyarete gittiğimiz okulda sevdamız üzerinden birşey kazandık;

Çocukluğumuzu..

Kimsenin midesi bulanmadan ve sevdanın kutsallığını suistimal etmeden de kazanılacak birşeyler olduğunu gördük..
Ders zilinin çalması üzerine onlarla birlikte okula doğru koyulduk.

Sınıf sınıf gezerek siyah-kırmızıya boyadık okulu ve en sonunda karşımıza çıkan tablo sonrası içimizde, orada temsil ettiğimiz tüm Eskişehirsporlulara yetecek kadar tarifsiz bir mutluluk vardı.


Organizasyondaki tüm fotoğraflar için TIKLAYIN..

Eskişehirspor üzerinden ''Çocuklarımızı'' kazanmak, bu güzel görüntülerin devamını getirmek adına sıradaki ilçemiz ''İnönü'' için desteklerinizi bekliyoruz.

Ziraat Bankası 

IBAN : TR800001000771508211995001
Emre ANGI 

Vakıfbank 

IBAN : TR23 0001 5001 5800 7296 3564 06 
Emre ANGI

(Dağıtılan formaların taraftarın kendi arasında topladığı paralarla alındığı organizasyonda 155 adet şapka ile destekte bulunan
ETİ'ye teşekkür ediyoruz. Normalde bu tür organizasyonlarda sponsor adı altındaki desteklere karşıyız fakat ETİ'yi bir taraftar olarak, bizden biri olarak gördüğümüz için böyle bu destekte sakınca görmedik.

Bisküvi denince akla..)

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..