Meşale yasağı kalksın !

Birçok şeyin tamamlayıcısı vardır..

Boza tarçınla, lahmacun ayranla, tahin pekmezle, Edi Büdü'yle güzeldir..
Ve daha niceleri...

Futbol ise taraftarla güzel tartışmasız.
Peki taraftar neyle güzel ?

İşte tartışma da tam bu noktada başlıyor..

Taraftar ;
Küfürsüz tezahüratla, rakibine saygı göstermekle, takımına gönülden ve karşılıksız bağlanmakla, sahaya yabancı madde atmamakla güzel..

Evet, gerçekten taraftar bunlarla güzel ancak tribünü yaşayan insanlar için bu saydığım unsurlardan daha önemlileri var..
Pankart, koreografi, konfeti ve MEŞALE !

Pankart konusunda şimdilik pek fazla sıkıntı olmasa da önümüzdeki zamanlarda ''Stada pankart sokmak yasak!'' diye birşeyle karşılaşmayacağımızın garantisi yok. (Bu arada Ankara 19 Mayıs Stadı'nda pankart yasağı saçmalığı vardı yakın zamanda..)

Koreografi konusunda ''Uygunsuz içerik'' bulundurulmadığı sürece pek fazla sıkıntı yaşanılmıyor. (2009-2010 sezonunda Beşiktaş deplasmanına pankartın alınıp kartonların alınmaması gibi istisna olumsuzluklar da yaşanmıyor değil!)

Konfeti yasak mı değil mi o konuya tam hakim değilim fakat, konfeti attığı için ceza yaptırımı uygulanan birisinin olduğunu işitmedim. (İlerde yasaklanabilecekler listesinde ilk sıraları zorlar
orası ayrı!)

Ve Meşale...

Yıllardır göremediğimiz, gördüğümüzde ise gönlümüzce sarılamadığımız bir arkadaş, bir dost, bir sevgili gibi..

Eski resimlere bakmakla yetindiğimiz, kokusunu unutma noktasına geldiğimiz bir sevgili..

Biz taraftarlara yasakladıkları bir sevgili..

Dışarda görüşmek bir nebze de olsa serbest fakat stadlarda görüşmemize izin verilmeyen sevgili!

Eskişehirspor taraftarları olarak en son, süper lige çıkış play-off finalinde Beşiktaş İnönü Stadı'nda Boluspor ile oynadığımız maçta ve sonrasında 10 Ağustos 2008'de Ankaragücü ile sahamızda oynanan sezon açılışı özel maçında organize şekilde meşale yakmıştık maç
oynandığı sırada..
Daha sonra, maçlarda yakamayınca antrenmanlarda, tesislerde, kuruluş yıldönümlerimizde Porsuk kenarında ve yılbaşı gecesi kaçak girdiğimiz stadımızda kaçamak buluşmalarımız oldu meşaleyle...
Tesisler
Antrenman
Porsuk
Yılbaşında Stadyum

Peki bizleri maçların oynandığı ve asıl yeri olan stadlardan bu alanlara iten yasa nasıl birşeydi ?

Buyrun ;
6222 Sayılı Sporda Şiddet Yasası’ndaki, spor alanlarına yasak madde sokulması
ilgili maddeler şöyle:MADDE 13-(1) Bulundurulması esasen suç oluşturan silahları spor alanlarına sokan kişi hakkında, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 1. maddesi hükümlerine göre cezaya hükmolunur.
(2) Esasen bulundurulması suç oluşturmamakla beraber 12. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamına giren alet veya maddeleri spor alanlarına sokan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

İşte hepimizin elini kolunu bağlayan madde..

Pardon hepimizin elini kolunu derken Göztepe, Galatasaray, Adana Demirspor ve Bursaspor tribünlerini tenzih ediyorum!

Niye mi ?

Bu tribünler son zamanlarda tüm bu yasaklara rağmen çıkıp organize şekilde bizlere bunların ''İstenildiğinde yapılabileceği''ni gösterdiler.

Bursaspor geçtiğimiz sezon Fenerbahçe deplasmanında yaptığı ''Naber?'' ile ;

Türkiye Kupası maçında Galatasarayla Türk Telekom Arena'da karşı karşıya gelen Adana Demirsporlular ;

Ultraslan'ın 11. yaşını kutlamak için Eskişehir'de 11. dakikayı renklendiren Galatasaraylılar ;

Ve bu yasağın tribünlerdeki güzelli baltalayan bir tutumdan başka birşey olmadığını, tribünün meşale ile güzel olduğunu dün oynanan Karşıyaka-Göztepe maçında herkese gösteren Göztepeliler ;

Tek kelimeyle ''Muhteşem'' değil mi..?

Şike ve teşvik primi gibi çok ağır suçların işlendiği ve buna sebep alanların neredeyse meşale yakmakla eşdeğer cezalara çarptırılacağı ligimizde bu tür güzelliklerin yasaklanmasını kabul etmiyor ve ''Meşale yasağı kalksın!'' istiyoruz.

Taraftarın futbol üzerindeki endüstriyel karanliga doğuşudur meşale..

Onlarca kez meşale yaktık, yüzlerce kez meşaleler arasında kaldık ama meşaleden öleni yada yaralananı görmedik!

İşte bu yüzden ;
''Meşale yasağı kalksın!'' diyoruz!

Konuyla ilgili düzenlenen imza kampanyası : http://imza.la/mesaleyasagikalksin
Twitter'da bu durumun TT olması için hazırlanan etiket : #mesaleyasagikalksin

(Bütün tribünler bu konuda birlik olursa, maçların 62.22'nci dakikasında meşalelerin yakılması güzel bir isyan şekli olabilir)

Beyler ! Tünelden çıkıyoruz...

Sezonun ilk yarısını Michael Skibbe ile birlikte 4. sırada bitiren Eskişehirsporumuz için ikinci yarı işler pek yolunda gitmiyor gibi görünüyor.
Daha önce yardımcıları takımdan gönderilen Skibbe'nin devre arasında Hertha Berlin'e transfer olmasıyla ''Skib Bıraktı'' manşetini dillendirenler yanılmış oldu. Skibbe'nin takımı, sezonun ilk yarısının sonlarında aldığı seri galibiyetlerle 4. sıraya yerleşerek sezon sonunda şampiyonun belirleneceği play-offlara kalacak takımlardan olmayı başardı.

Mersin deplasmanından dönerken Skibbe'nin görevi bırakacağı yönündeki haberler canımızı sıkmaya yetmişti. Eskişehir'e dönerken ''Skibbe giderse kim gelecek-gelmeli ?'' sorusuna cevap arandı durdu.. Birçok kişi şu anda takımın başına gelecek en iyi isimini Ersun Yanal olacağını dile getirdi ve öyle de oldu.

Sezonun ikinci yarısına Ersun Yanal'la başladık zorlu Beşiktaş deplasmanında. Evet zorluydu fakat Beşiktaş ''3 böyük'' takımdan birisi diye değil ; Eksiklerimizden ötürü...

Taraflı-tarafsız herkesin, ligimizde 2011-2012 sezonu ilk yarısındaki en iyi sol bek olarak nitelendirdiği Dede ile birlikte Diego kart cezalarından, Alper Potuk ise Fenerbahçe ile transfer görüşmelerinden ötürü takımdaki yerini alamadı.. (İlk 11 çıkan 3 isim)

İlk 11 çıkan 3 futbolcumuzdan yoksun olduğumuz Ersun hocayla çıktığımız ilk maçımızı Beşiktaş'a karşı kaybettik..

Daha sonra sahamızda Sivassporla oynayarak yediğimiz son dakika golüyle şok olduk.. (Rıza Çalımbay ve Sivasspor camiası geçen sene son dakikada yedikleri golün acısını çıkardı...

Ankara fobimiz Gençlerbirliği maçıyla kaldığı yerden devam etti..

21. haftada ise ; Son 9 maçını kazanmış ve 10. maçı da kazanarak seri galibiyet anlamında kendi çaplarındaki rekoru kırma arayışı içindeki, lig sıralamasında 1. sırada yer alan Galatasaray konuğumuzdu.
Fatih Terim'in maç sonu açıklamalarında ''Kazanacak taraf varsa o da Eskişehirspor'du, pozisyonu bırakın neredeyse bir tek şutumuz bile yoktu'' sözlerini sarf ettiği maçta Galatasaray'ı elimizden kaçırdık ve 1 puanla yetindik.

Süper Lige son çıktığımız sezondan beri şansımızın tutmadığı takım olan Trabzonsporla oynadık son olarak. Yirminci dakikalarda deplasmanda yakaladığımız %70 küsüre, %20 küsürlük topla oynama oranı ve neredeyse tek kalelik oyun ''Bu sefer olacak, hem de çok güzel olacak!'' dedirtirken yeni transferlerden Hürriyet ''Bodozlama'' daldı bu düşüncelerimize..10 kişi kalan takımımız herşeye rağmen iyi mücadele ediyor, yenilen gole rağmen ısıran bir oyun sergiliyorken Kamara'nın ''Çalım fantezi''lerinin kurbanı oluyordu.. Neticesinde Trabzonspor takımının yenemeyeceği bir Eskişehirspor vardı o gün fakat Hürriyet ve Kamara Eskişehirsporu yenen isim oldular.

Son 5 maçta alınan 2 beraberlik ve 3 mağlubiyet çok kötü gibi gözükse de durum aslında o kadar da kötü değil..

Takımımızın özellikle Galatasaray ve Trabzonspor maçlarındaki arzulu futbolu kadar fikstürümüz de oldukça umut verici ilk 4 için.

Şöyle ki ; Ligin ikinci yarısında karşılaştığımız 5 takım da şu anda puan cetvelinde üstümüzde yer alan takımlar.

Bugünkü Orduspor maçıyla birlikte ''Tünelden çıkıyoruz!''

Geriye kalan maçlarımız puan sıralamasında alt basamaklarda yer alan takımlarla.. Üst sıralardan sadece 28. haftada içerde Fenerbahçe ile oynayacağımız bir maç var fikstürde..

Beyler !
Bugünkü Orduspor maçıyla birlikte ''Tünelden çıkıyoruz!''
Uyandırayım :)

Maç oynanırken kural değişmez !

TÜRK FUTBOL KAMUOYUNA

Türk futbolu tarihi bir dönemecin eşiğindedir.

Bilindiği gibi yıllar boyu, kulüp yöneticilerinin açıklamaları, medyanında buna alan açmasıyla, emeği yok sayıp, kazanmayı kutsayan bir anlayış futbola hakim olmuştur.

Aynı zaman dilimi içinde, Avrupa merkezli futbolun endüstrileşmesi öne çıkmıştır. Bu süreç ile futbola dair, her şeyin ticarileştiği bir düzen kurulmuştur.

Endüstriyel futbolun yükselişi ile birlikte, futbol seyircisi, taraftar olmaktan çıkarılıp “Müşteri” ye dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Bu anlayış kaçınılmaz olarak, ülkemiz futbolunu da, derinden etkilemiştir. Futbolu tamamen ticari bir meta haline dönüştüren düşünce biçiminin, hukuk, adalet, etik gibi kavramları çok da önemsemediğini üzülerek görmekteyiz.

Bu vesileyle hatırlatmak isteriz ki;
TFF yönetmeliklerinde 58. Madde özelinde yoğunlaşan, değişiklik taleplerinin yeri ve zamanı değildir. 3 Temmuz 2011 tarihi itibariyle geçerli olan yönetmelik aynen korunmalıdır.

Eskişehirspor Taraftarlar Birliği olarak hatırlatırız;
Futbolun temel felsefesi; MAÇ OYNANIRKEN KURAL DEĞİŞMEZ…

ESKİŞEHİRSPOR TARAFTARLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ

Ses Var,Görüntü Yok


Yaklaşık 1 haftadır yere serilmiş beyaz örtü ve buz gibi bir hava karşıladı lider Galatasaray'ı Eskişehir'de. 9 maçta kazanılan 27 puanla ve kulüp rekorunu kırmak,10'da 10 yapmak için gelmişlerdi. Skibbe'den sonra galibiyet göremeyen EsEs'te ise artık çıkışa geçme vaktiydi.Cumartesi günü Galatasaray'lı futbolcuların twitter hesaplarında ortak verdikleri mesaj Eskişehir'in ayazı ve endişeleriydi tabiki de.Ardından Hasan Şaş'ın yaptığı açıklama da eklenince kısacası Galatasaray'lı futbolcuların tek rakibinin EsEs olmayacağı açıktı.Maçtan önce sahanın temiz halini görmek içimi biraz olsun rahatlattı ve stada 3 puan umuduyla geldik...



Stat maç saatine yakın açık tribünün bir bölümü hariç tamamıyla dolmuştu.Maçtan önce FİFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır'ı taraftarlar tribüne çağırıp alkışladı.İki takım da beklenen 11'ler ile sahadaydı.Seramoni sırasında Emre Çolak'ın Dede'nin elini öpmesi ve Galatasaray'lı futbolcuların soğuktan korunma çabaları dikkatlerden kaçmadı.Maça da etkili başlayan biz olduk ve kanatlardan ağırlıklı oluşturduğumuz ataklarla Galatasaray kalesini zorladık.Ultraslan'ın 11. yılı gerekçesiyle yaptığı meşale şovuyla maç bir süre durdu.Kamara'nın kaçırdığı gol ve Hakan
Balta'nın elle müdahalesini hakemin es geçmesi ilk yarının önemli anlarıydı.İlk yarıda hiç bir varlık gösteremeyen Galatasaray ikinci
yarıya Sercan'ı alarak ofansif hatta daha çok etkinlik yaratmak istese de Diego'nun olağanüstü performası buna da engel oldu.İlk yarıdaki gibi yine kontrolü elimizde tuttuğumuz maçta golü bulamadık ve maç başladığı gibi sona ererek hem Galatasaray'ın rekor kırma çabaları sonuçsuz kaldı hem de Ersun Yanal ile galibiyet hasretimiz sürdü.


Tribün olarak açığın durgunluğuna rağmen Nefer'in performansı çok iyidi ve açık tribünü de havaya geç de olsa sokmayı başardı.Galatasaray tribünleri yaptıkları şov hariç pek bir hareketlilik gösteremediler..

Maçtan sonra eve geldiğimde ise
farkettim ki istatistikler maçı gayet iyi özetliyordu aslında.Fatih Terim'in yaptığı açıklama da zemin konusunda dert yanan Galatasaray'lılara en iyi
cevaptı ve iki takımın da aynı zeminde mücadele ettiğini yineledi.Ersun Hoca ise iyi oyunumuzun karşılığını alacağımızı belirterek gelecek için umutlu konuştu.

Maçtan sonra bizim için akılda kalanlar ise şunlardı:
ARTILARI:
Diego:Gerek defansta gerek ise ileri çıkışlarında çok etkiliydi.Maçın genelinde neredeyse hatasız oynadı.Elmander ve Sercan'ın hiç bir varlık gösterememesinde en büyük pay sahibiydi.
Dede:Ersun Yanal'ın alışılagelmişin dışında onu ilerde oynatması oyunda daha çok rol almasına sebep oldu.Herkesin kafasında ''Yapar mı,yapamaz mı?'' sorusu vardı ama Dede yine oyunuyla takımı orta alanda sırtladı.
Hürriyet:Veysel'in yokluğunda hırsıyla,mücadelesiyle son derece faydalı oldu.Takıma çabuk uyum sağlaması da ayrıca katkı sağladı.
Nefer:Neredeyse tamamının dolmasıyla.90 dakika sallanan bayraklarla,susmayan bir tribünle daha iyi günler için gerekli mesajı verdiler.
Galatasaray Taraftarı:Yasaklarla tribünlerden uzaklaştırılmaya çalışılan meşalelerin kokusunu bizlere hatırlattıkları için,tekdüze hal alan Türk tribünlerinin asıl kimliğini hatırlattıkları için ve bunu en uygun şekilde yapmaya çalıştıkları için teşekkür etme ihtiyacı hissettim.Bilmem ne kadar katılırsınız...

EKSİLERİ:
Cüneyt Çakır:Öncelikle Hakan Balta'nın penaltı pozisyonu,oyuncularımıza çıkan kolay kartlar ve Galatasaray futbolcularına gösterilen esneklik hakemlik yönünü çok beğendiğim Cüneyt Hoca'ya yakışmadı...Umarım bu konulara daha çok hassasiyet gösterir.
Stat Güvenliği:Maça giriş esnasında ayakkabılarımızın içini kontrol etmeyi dahi ihmal etmeyen stat güvenliğine Galatasaray taraftarının onlarca meşale ve ses bombasını stata nasıl kolayca soktuğunu sorma ihtiyacı duyuyorum.
Tello:Fiziksel eksikliğini teknik yönüyle kapamayı başarabilen bir futbolcu olmasına rağmen Galatasaray maçında bunu da başaramayınca takımın temposuna ayak uyduramadı.
Açık Tribün:Alıştığımız suskun halleriyle bu maçta da bizleri şaşırtmayan açık tribün ilk yarının başı ve ikinci yarının sonu hariç vasatı aşamadı. Ama her şeyi bir kenara bırakırsak en büyük hata galibiyeti kaçırdığımız bu maçtan sonra Alper'e üçlü çektirmek oldu.Galatasaray taraftarı yapsa olağan karşılanabilecek bu duruma aklım ermedi...

No Football...İşte Türkiye ligi bu !


Bundan yıllar önce bir çocuk gelir dünyaya,Türkiye'nin X şehrinin Y mahallesinde..Sanki doğarken elinde bir futbol topuyla doğmuştur bu çocuk.Yürümeye başladığı günden büyüyüp koca adam oluncaya kadar aklında,kalbinde,dilinde tek bir şey vardır : FUTBOL...Okuldan gelir,çantasını eve bırakır ,topunu aldığı gibi dosdoğru koşar sahaya.O top,onun hayatındaki en önemli unsurdur.Gece onunla yatar,sabah onunla uyanır.Yemek yerken,ders çalışırken, bir yere gittiğinde yanında hep o futbol topu vardır.Aklında,hayallerinde tek bir düşünce vardır, o da ilerde büyük bir futbolcu olmak.Kısaca tek hayalidir futbol oynamak...



Ancak gel gör ki, çok büyük bir engel vardır bu çocuğun önünde.Belki de hayatını etkileyebilecek en önemli engel.Türkiye'de doğmuştur bu çocuk,Türkiye gibi göstermelik futbolun olduğu, gerçek anlamda futbolu ,futbolu sevmeyenlerin yönettiği bir ülkede dünyaya gelmiştir..Öyle ki, büyük bir şevkle gittiği ilk takımında hocasının ondan kat kat yeteneksiz olmasına rağmen sırf arkadaşının oğlu diye Mümin'i oynatacak kadar adaletsizliklerin,torpilin döndüğü,bunu gidip kendisine söylediğinde de " Sus sen karışma,burda hoca benim,istediğimi oynatırım" diyecek kadar hak yiyen,futboldan bi haber yöneticilerin olduğu bir ülkedir bu ülke.Küçüklüğünden beri dilinde tek sözün futbol olduğunu bildikleri , futbolcu olacam diye bas bas bağırdığı halde ailesinin ona destek vermeyecek,bu da yetmezmiş gibi ona engel olacak kadar abes bir zihniyetin olduğu bir ülkedir bu ülke.Oğlum okusun da ne okursa okusun, sevip sevmemesi önemli değil diyenlerin yaşadığı bir ülkedir bu ülke.Kısacası,daha doğarken şanssız doğmuştur bu çocuk...


Şimdi diyeceksiniz ki,nerden çıktı bu çocuk ? Neden anlattı bu adam bütün bunları...


İşte budur Türkiye gerçeği,ülkemizdeki futbolun gerçek yüzü.Bu ülkede futbol bundan on beş yıl öncede aynıydı,hala aynı, gelecekte de eminim aynı olacak.Bu ülkede futbolu hep sevmeyenler, hep bu oyun üzerinden kendilerine prim yapmaya çalışanlar yönetti, yönetmeye de devam edecek.


Bu ülkede,Skibbe gibi bu oyunu gerçekten sevenler, gerçekleri söylediği halde hiç bir zaman barınamayacak.Hep Bülent Uygun gibi,Ümit Karan gibi kapalı kapılar ardında insanların arkasından iş çevirenler, bağlı olduğu kulübü,taraftarlarını hiç düşünmeden satanlar,ekmek yediği kapıya işeyenler,özünde bu oyuna ihanet edenler hep prim yapacak.Bu düzen böyle geldi böyle gidecek.On beş yıl önceki o çocuğun hocası,bugün Bülent Uygun,gelecekte de başka bir isimle hep bu ülke futbolunun içinde olacak.


Bu ülkede birazcık futbol oynamaya çalışan gençler günü gelecek ,ilerde onun oynayıp oynayamayacak olmasına bakılmaksızın, hep başka takımlara pazarlanmaya çalışılacak adeta bir mal gibi.Aklı çelinecek,kafası karıştırılacak.Futbol oynaması bir nevi engellenecek...


Bu durum öyle ileri gidecek ki,takım bir dönem başarı yakaladığında,hemen o başarı paraya döndürülmeye çalışılacak.Takımın kimyasının bozulacağı düşünülmeden,gerekirse hocanın gitmesine göz yumulacak,gerekirse en iyi oyuncun satmaya çalışılacak vs vs...


Kısacası para her daim futboldan önde gelecek.Biz ne zaman, kendi çocuğumuz,evladımız,gururumuz diyerek içimizden birini bir yerlere geldiğini görürsek hemen onu aşağı çekmeye çalışacağız,daha da iyi yerlere getirmek yerine. İçimiz fesat çünkü bizim...Çünkü bizim için aslolan futbol değil ceplerimizin dolması,bu oyun üzerinden kendimize yapacağımız prim...


Sonra da saf duygularla biletini alıp stada gelen,amacı sadece takımını desteklemek olan bizlerde yıllarca özlediğimiz şampiyonluğun gelmesini bekleyip duracağız,gelmeyince üstüne besteler yazacağız, Yenilsen de yensen de ,sonuna kadar içerde dışarda destek diyeceğiz...Bu uğurda yine devam edeceğiz o gün gelecek diye hayaller kurmaya,tıpkı o çocuğun zamanında kurduğu hayaller gibi...


Bugünlerde Tv'de gözüme çarpan bir program var."Futbol Prensi",üstad Ali Ece'nin de içinde olduğu bir program...İngiltere'nin Liverpool takımı Türkiye'nin belli başlı illerine gidip oradaki yetenekleri görmek,içlerinden bir tane bile olsa onu bulup çıkarmak için.Şu son bir haftadır televizyonda başka birşey izlediğim yok desem yeridir.Neden ?

Çünkü oradan çıkacak bir çocuk bile olsa onu düşünmenin vereceği haz insanı öylesine heyecanlandırıyor ki,yıllar önce hayallerini bu ülke zihniyeti yüzünden gerçekleştirememiş olan o çocuk bugün o programdaki çocukları görünce kendi çocukluğunu görüyor,hep o zamanlar aklına geliyor ve biraz olsun heyecanlanıyor onlar adına,bu ülkeden kurtulupta hayallerinin peşinden gidecek oluşundan dolayı,futbol oynayabilecek oluşundan dolayı...

Elin Liverpool'u böyle bir projeyle bizim kendi yeteneklerimizi ülkenin her yerinde didik didik arayıp onlara futbol oynatmak için elinden gelen herşeyi yaparken,biz ne yapıyoruz ?


Kendi çocuklarımızı sağa sola pazarlayıp onları futboldan soğutuyoruz,aklını çeliyoruz,kafasını karıştırıyoruz.Bu oyunu gerçekten sevenleri,işini severek yapanları allem edip kallem edip kendimizden soğutuyoruz,bırakıp gidince de zaten gitmek istiyordu,amacı tazminat almaktı deyip bir de kendi kendimize bahaneler üretiyoruz.Çok komiğiz doğrusu, ne diyelim...

malesef, burası Türkiye !


Böyle gelmiş,böyle gidecek, korkarım vallah....

Eskişehirspor - Sivasspor maçı fotoğrafları

Beşiktaş'ın da puan kaybettiği bir haftada eski teknik direktörümüz Rıza Çalımbay'ın takımı Sivasspor'u, daha ilk yarıda 10 kişi kalan Sivasspor'u yenemedik ve son dakikada yediğimiz golle 1-1 berabere kaldık.

Doluluk oranının yüksek olduğu maçta tribünlerdeki bir diğer önemli konu da Kızılcıklı'nın feshedilip Nefer'in kapalı tribünün tek hakimi olmasıydı..

Maçtan fotoğraflar için alttaki fotoğrafa tıklayın.

Beşiktaş - Eskişehirspor maçı fotoğrafları

2011-2012 sezonunda 2. yarının ilk maçında İstanbul deplasmanındaydık. Beşiktaş'a ikinci yarıda yediğimiz 2 golle 2-0 mağlup olduğumuz maçta skordan çok kaptan Sezgin'in geçirdiği sakatlığa üzülmüştür birçoğumuz..

Zaman zaman deplasman tribününden diğer kaleyi görmenin çok güç olduğu bir sis altında oynanan maçtan fotoğraflar için alttaki fotoğrafa tıklayın.

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..