Neden Passolig Almayalım¿

Fikstür çekildi, insanları ister istemez yeni sezon heyecanı sarmaya başladı fakat kafalar şu an için oldukça karışık. Sebebiyse pek tabi ki Passolig.

Geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru uygulanmaya başlayan, tam manasıyla uygulandığı stadyumlarda büyük boşluklara sebep olan, özellikle aktif tribün yaşantısı olan hemen hemen hepimizin karşı durduğu bir fişleme, bu esnada da birilerinin cebini dolduracağı bir rant sistemi..

Konuyla içli dışlı olanlar zaten mevzuyu az çok biliyorlar, bilmeyenler için kısa bir özet geçelim.

Passolig adı altında üzerinde en yakışıklı/güzel fotoğraflarını sergileyebileceğin, adın soyadın ve TC Kimlik numaranın olduğu allı pullu bir Master Card veriyorlar. Sen bu kart olmadan bu sistemin uygulandığı liglerde, bu sistemin oynandığı hiçbir maça giremiyorsun. 

Faydası yok mu? Tabi ki var..

Fotoğrafın yakışıklı/güzel ise stadyuma giriş esnasında arkandaki karşı cinsin senin hakkında kısa bir analiz yapacağı şekilde turnike üzerinde/yanındaki ekranlara çıkarak şansını artırabilir, kısmet arayabilirsin. Tribündeki adresin de ekranlarda, hadi yine iyiysin çakaaall.. (Mahalle : B Blok, Sıra No: Sokak, Koltuk No : Apartman/Daire..) 

''Lan olm tribünde adres mi olur, istediği yere geçer'' derler adama. Demeyin kardeşim, sistem oturdukça ipe ipe o koltuğa oturmak zorunda kalacaksın. Aksi takdirde 6222 ellerinden öper..

Faydası bu kadar mı? Tabi ki hayır!

Gıda, giyim, ulaşım sektöründe birçok firmadan anında %bilmem kaç indirim. Sevdanız üzerinden kazandıkları rant stadyumlarla sınırlı kalmamış, doymamış aç gözlü girişimci. Sevdanız üzerinden firmaların kazanç havuzlarını / müşteri kartelasını genişletip şekil yapıyor, itibar kazanıyorlar. Aman canım, siz yüzde bilmem kaç indiriminize bakın romantizme bağlamayın. 

Ama ''Bu kartı alacağım'' diyen arkadaşlar romantik düşünmüyorlar mıydı? Çelişki..

Zaten bu kartı almış, alıyor ve alacak olanların %99'u romantik tribüncüler. Diğer %1'lik kısım ise bu e-bilet'in çıkış noktası olan ''Türkiye tribünleri pisliklerden temizlenecek'', ''Maçlarınızı sinema ferahlığı, tiyatro seyircisi kıvamında rahat rahat size ait koltuğunuzda izleyeceksiniz'' palavralarına kanan kamiller.. 

Her zaman derim ''Tribüncü adam romantiktir'', ''Tribüncü adam karşılıksız sevmesini bilir'', ''Tribüncü adam evlenilecek adamdır.'' diye..

Hah işte, bu düşünceler sadece benim/bizim değil bu sistemi çıkaranların, bu sisteme çanak tutanların ve bu sisteme göz yumanların da dikkatini çekmiş ve sonrasında ''Seven insan yalnız bırakmaz yea'' düşüncesiyle girdikleri birliktelik sonucu nur topu gibi bir e-bilet sistemimiz doğmuş adını da Passolig koymuşlar. Kulağına ezanı da tribünde susarak okumamızı, çocuğu uykusundan uyandırmamızı 6222 ile Emre'dicekler.

Tamam romantik olalım, duygusallığın dibine vuralım ama ''Kardeşim senin hatunun iyiliği için dön arkanı da O'na bi koyum'' diyene de arkamızı dönmeyelim. 
*Ama hatun istiyor ve izin vermezsen onu bir daha görmeyeceksin? 
(*Hatun bu sisteme ses çıkarmayan kulüp yöneticileri olsun **Kulübünü temsil ediyor**)
-Hmm şeyy..
-Böyle şeylere karşıyım ama başka çarem yok, koyun gitsin..

Ne demek başka çaren yok lan? 
Romantik/Duygusal bu adamlar aynı zamanda ''Delikanlı'' değil mi?

Sevdası üzerinden tehdit edilen adam tümüyle teslim olur, mücadeleye girişmez mi? 
Gurur duyduğu, göğsünü gere gere övündüğü sevdasının başkalarının paspası olmasını ''Başka çarem yok'' diyerek izler mi? 
Yeşilçam'da ''Sakın hiç kimseye/polise haber vermeyin yoksa hatun ölür'' yemini yiyen, hem fidyeyi verip hem de hatundan olan, beyni kiloduna kaçmış aktör müsün la sen?

Yanında olamayabilir, bir süre görüşmeyebilirsin. 
''Platonik Aşk'' diye bir şey var romantik kardeşim. 

Senin hatunu düzmelerinden daha onurlu, O'nu uzaktan severken aynı zamanda hatunu kötü niyetli kişilerin kıskacından nasıl kurtabileceğini sağlıklı bir şekilde düşünüp ''Onurlu'' bir mücadeleye girişebileceğin kudretli bir kavram..
***** 

Passolig alacağını söyleyenlerin tutundukları dallara da bir değinelim.


''Takımın sahada desteğe ihtiyacı var''cılar ;
Stadyum dışında meşaleni yak, toplan onbinlerce kişi sesini/ruhunu içerdeki topçuya hissettir. 

Dip not : Zaten içerde meşale yakamayan, konfeti atamayan, yer yer davulun bile yasak olduğu kuru kalabalık olarak kalacaksın. Söylediğin besteyi kılıfına uydurup stat hoparlörlerinden vermeleri, tribüne de doluymuş gibi gösteren bir branda asılması bile yokluğunu hissettirmemeye yetecektir sen rahat ol.. 

Önüne her konulana boyun eğdiğin sürece çok değil 1-2 seneye kadar dilediğin tezahüratı bile haykıramayacaksın. Siyasilerin mitinglerde kullanıkları, önlerinde konuşacakları şeyleri yazan cafcaflı ekranların gelmesi de yakındır. Orada ne yazarsa onu bağırırsın artık. ''Yok o kadar da değil!'' deme, O Kadar!.
Yıllar önce meşaleler cayır cayır tribünlerde yanarken ''Yıllar sonra bu tribünlerde yanan doğum günü pastasındaki maytap yakan kişiler 1 yıl tribüne alınmayacak, bunun için her maç karakola yoklamaya gidecek'' deseler yemin ediyorum donunu tribün ortasında indirip kıçıyla gülen büyüklerimiz olurdu. (Belki de olmuştur)

''Sigara gibi alışkanlık oldu, bırakamam''cılar ;
Yıllardır imkanı oldukça her maçına gitmiş, maç olmayan haftalarda sudan çıkmış balığa dönen romantik tribüncülerimiz alt yapı ya da passolig gerektirmeyen başka bir branşı destekleyebilir. Ha eğer tutku dediğimiz şey ESKİŞEHİRSPOR değil de A takım düzeyinde oynanan FUTBOL oyunu ise orasını bilemem. 

Kimse sana ''Bir daha Eskişehirspor ismini ağzına alma. Eğer dayanamazsan çekirdek çitle iyi gelir'' falan demiyor. Passoligli ortamı hasta bir sevdiğinin olduğu yer gibi düşün ve O iyileşene kadar sigaranı orada içmemeye gayret et.

Alt yapıdaki çocukları destekle, yeni Alper Potuklar çıkmasına katkı sağla. ''0'' maliyetle milyon liralık topçu çıkarabilmek, İstanbul devşirmesi kaşarların kaprislerini çektiğin 90 dakikalık sürede takıma verdiğin destekten çok daha fayda sağlar çok sevdiğin kulübüne.

(Hem oralarda en azından şu an için meşalene konfetine de karışmıyorlar.)

Dip not : Kaldı ki sigaranın kötü bir alışkanlık olduğu çocukluk çağında kulaklara fısıldanan bir şey iken hiç bir çocuğa okuldaki öğretmeni ciddi anlamda ''Aman diyim Eskişehirspor'u tutma'' dememiş, çocukları bir araya getirip bu konu hakkında konferanslar düzenlememiştir.

''Takım ciddi bir gelir kaybı yaşar''cılar ;
Kombine bilete vereceğin paranı doğrudan kulübe bağışla / Gitmediğin maçlarda almadığın bilet paralarını biriktir sezon sonunda bağışla.

Dip not : Makbuzunda ''Master Card'' da yazmaz, doğrudan kulübün kasasına gider desteğin, makbule geçer. Bağış makbuzunla bağzı firmalardan %bilmem kaç indirim kazanamazsın belki ama olsun, ekstra giderin olmaz (WC, Çöp vs.) kulübün daha çok kazanır.  Oturmadığın evin kirasını veriyorsun, daha öte nasıl maddi bir katkın olabilir ki?

''Ya takım küme düşerse''ciler ;

''Bu sezon yaptığımız transferler ortada, işimiz zaten zorken yalnız mı bırakalım'' şeklinde mevzuyu bizlere savunarak günü kurtaralımcılar.

Onların anlamadıkları şey ise tüm vücut tehdit altında, gerekirse bu sezon parmağı kesmek gerekliliği. Senin bu sezon kaybetmeyi göze almadığın parmak bir kaç yıl sonra bütün vücudun işlevlerini yitirmesine sebep olabilir.


Dip Not : Alt liglerde tribün daha tribün, futbol daha futbol. O günleri görmüş geçirmiş bir çok kişi oradaki karşılaşmalarda, mütevazi kasabaların stadlarında aldıkları hazzı Süper Lig'de alamadıklarını sık sık dile getirirler. Bu kötü durum bile aslında bir fırsat.

''Lig TV'ye mi kazandıracağız?''cılar ;
Senin sevdan dörtgen profil arasına sığdırılmış kadar hiç boyutlu mu? 
İzleme. 
1 sene sık dişini bu tutku tüccarlarını ters köşe et. Zaten çoğunluk kesim senin gibi davranırsa düşünmeye başlayacak, kamuoyu bizden yana oluşacak ve e-bilet uygulamasını geri çekecekler. İşte o zaman Lig TV paket ücretlerini değil, has mı has kombinelerimizin ücretlerini takip eder kuyruğuna gireriz.

''Şiddet ve düzensizliği önlenecek''ciler ;

Kart olmadan bunu yapmamaları için bir sebep yok ki. Meşale yakanı, kavga çıkaranı terörist olarak görüp stadyumlardan zaten men ediyorlar. Ben de o teröristlerden birisi olarak şunu biliyorum ki 6222'ye göre suç olan şeylere müdahale etmeleri için stadyum kameralarına cüzi miktarlarda yapacakları yatırım yeterli. Senin cebinden ekstra para gondiklemelerine gerek yok.
Eskişehir Atatürk Stadyumu eski deplasman tribünü mevkiisine dikilen gecekondu polis kulesinin zaten her türlü yasa karşıtı şeyi çözebilmesi gerekmiyor mu? Ama yok, doymadılar.. 

Dip not : İtalya'daki ''Tessera Del Tifosso'' adlı yasa da bizim önümüze konulan tarzda içeriğe yakındı. Bu yasa sonrası tribünlerdeki boşluklar artarken, şiddet sokaklara sıçradı ve tüm kavga/gürültü hayatın tam içine oturdu.

''Stadyumda son senemiz''ciler ;
Duygusal yaklaşımların başında geliyor. 
Senin yıllardır yer aldığın o stadda yer almamış olman senden sonra gelen nesile yeni stadyumda daha özgür, daha ateşli bir tribün yapmasına vesile olma ihtimali milyonda bir de olsa yap bi babalık. 
Olur ya da olmaz senin yıllar yıllar sonra alt neslinle Eskişehirspor'dan konuşurken ''Sırf sizin üstünüze daha fazla gelmesinler, sizin önünüze dayatmaları abartmasınlar diye o sene son sene olmasına rağmen stadyuma girmedik gözüm'' şeklinde boğazında düğümlenen kelimeler duygusallığını daha da tavan yapacaktır emin ol.

Stadyumun son senesine eşek değillerse zaten özel maç kıvamında passolig uygulamadıkları bir kapanış yaparlar. Olur da passolig o maç da uygulanırsa stadın mazisi hatrına kıralım kapıları, nolmuş yani?

''Takımın en büyük gücüyüz, başarısız oluruz''cular ;
Sen öyle san. 
Eğer gerçekten bu ülkede tribünler takımlarının gücü olsalardı, kulüp yöneticileri önlerine konan ''Taraftarı Eritmeye'' yönelik bu yasaya eyvallah çekmezlerdi. 
''Yaa onlar da nasıl olsa geliriz diye düşünmüşlerdir.'' 
Yav he.. Aynen romantik kardeşim. İpe ipe stada geleceğini, ipe ipe önüne konanı kabul edeceğini düşündüler tabi ki. 
Daha önce ne onlar böyle bir şey yaşadı ne de bizim nesil.. Sen bi dişini göster bakalım, stadlar bi boş kalsın 3-5 hafta, bak gör o zaman şenliği. Zaten karizması çizilmiş bir ülke futbolunda az buçuk faça yapan tribünler de cılız bir topluluk sahadaki topçunun gaz sesi bi duyulsun, sporcu adamların ettikleri o küfürler falan bi yankılansın hele.. 

Önce homurdanmalar başlayacak, ''Noluyoz lan?'' diyecekler.
Sonra medyada mevzuya hakim abiler ''Zaten stadlardan seyircinin uzaklaştığı futbolumuzda e-bilet ile iyice dibe vuruyoruz, yanlıştan dönülmeli'' fikrini savunmaya başlayacaklar.
Akabinde bu işe zekası ermeyen, geçimini futbol üzerinden kazanan diğer piyonlar da imana gelip ''Aman ağalar, mevzu boka sarıyor, iyice boka bulaşmadan yanlıştan dönülmeli'' diye zırlayacaklar.

Sezon sonuna kadar böyle bir ortam olursa o yıldız topçular ''Ateşli taraftarlarıyla ünlü X takım'' diyerek gelmeyecek. Marka değeri dibe vuracak, 3. sınıf liglerden artık hiç bir farkı kalmayacak ligin, daha çok para basmak zorunda kalacaklar falan.. 

Uzun vadede olacak işte bunlar, burun kıvırmayın. 

Dışarıda gezerken stadyumdan gelen seslere giden, cebinde sadece o maça yetecek çocukları passoligi yok diye sokmayacaklar içeri. 
''Yahu gel seni bugün maça götüreyim'' diyemeyecek cebinde sadece o maça yetecek parası olan amcalar, dayılar.. Passolig gelecek akıllarına susacaklar. En fazla (varsa) evin bahçesinde ya da kapı önünde iki top tepiştirecekler.
Alttan gelen nesili de inanılmaz eritecekler..

''Sadece bizim almamamızla olmaz ki''ciler ;
Mevzuya sadece Eskişehirsporlular olarak bakarsan tabi ki olmaz. 
''Biz'' kavramı bitirilmeye çalışılan Türk Tribünleri olur, herkes bilinçli bir şekilde bu boykot sürecinde (2014/15 Sezonu) aktif rol oynarsa e-bilet mevzusunun geri çekilmesini sağlayabiliriz. 

Dip Not : Passolig'in belki de en büyük faydası şu olacak. 20'şer milyon taraftarı olduğu söylenen kulüplerin de 3'ünün satış rakamının bile 1 milyona ulaşması bile çok ütopik olur. 3'ü ellerini birleştirip Selena'yı çağırsa gelir ama 1 milyon Passolig bile imkanı yok sa-ta-maz-lar. 
Maç ertesi günü spor gazetesi okuyup, derbiden derbiye tv karşısına geçen fason taraftarların bu kartlara erişimi ''Gazete Okumak / TV İzlemek için Passolig gerekir'' evresine kadar yaş iştir. 

''Passolig alır, stadyumda protesto ederim''ciler ;
''Tepki dışarıda verilir mi?'', ''Sesinizi nasıl duyuracaksınız?'' sorularını sıklıkla soran ''Aptal Aşık'' tabirine cuk oturan dostlar.. 
Bile bile tarrak altına giriyor sonra da ''Beni traş etmeyin'' diyorlar. 

''Stadyumda ''E-Bilete Hayır!'' pankartı açıp, slogan atarız..''
Yahu kurulan sistemin esas amaçlarından olan ''Protestoyu asimile etmek'' üzerinden fişleneceksin. Koltuk numarana kadar belli olan kartını bloke edip eline verecekler, artık canları 6222'nin hangi maddesinden isterse yaptırım uygulayacaklar. Oltaya gelen balıktan farkın kalmayacak..

''Biletlere de komisyon kesiyorlardı, ha Biletx ha Passolig''ciler ;
Daha önceleri uygulanmaya başlamış ve zamanla oturmuş bilet sistemini kökünden değiştirmek için epey geç kaldık. Fakat e-bilet mevzusu henüz oturmadı ve buna engel olma şansımız var. Şu an önüne konulan sistem hem fişliyor, hem şuraya otur diyor, hem de bunlara rağmen üste para vermiyor üste para alıyor, o para kimlerin kimlerin cebine giriyor..

Dip not : E-Bilet öncesi sistemde kulüpler istediği takdirde kendi biletini kendisi basabilir ve kimseye komisyon vermek zorunda kalmayabilirdi, örnekleri var. Komisyon vererek alınan biletler de kulüplerin o işle uğraşmama isteği denilebilir.


''Beleşçileri bitirecek, bedava bilet yalan olacak''cılar ;

Yaşadığımız ülke Türkiye arkadaşlar.
Burada her şey kılıfına uydurulur. Bedava biletin dönüdüğü yerlerde zihniyeti beş kuruş etmeyen yöneticilerin ofislerinde passolig'e kredi yükleyici cihaz yerleştirmeleri de pek ütopik bir durum olmaz. Bunu da geçelim..

''Kafam karışık hemen almıycam''cılar ;
Aralarında en zeki olanları.. 
Passolig alıcam/almıycam mevzusunu başka yerden anlayanlar..

''Kombine çıkar çıkmaz alacak halim yok, bakarım duruma ona göre sezon başlarken alırım.''

İlk maç o kartı alarak zaten rantçı ağaların ceplerine bir miktar da sen doldurmuş olacak, geri çekilmesi için mücadele verenlerin yanında olmayacaksın. Ha Temmuz başında almışsın, ha ligin başlamasına bir gün kala..




''İlk zamanlar heyecan  yapıp almıştım''cılar ;
Kır at..
Kırması çok zor, elastik yapıda kart yapmışlar. Pes etme, kırılır..
Sonra da ara ''Müşteri Hizmetleri''ni  ve iptal ettir kartını.

''Passolig almayanın bağlılığını sorgularım''cılar ;

Orda bi duracan.
Eskişehirspor veya X takıma bağlılık ve duyduğun aşk 90 dakika boyunca bir stadyuma sıkıştırılmış (.rar) bir yapıysa sokayım öyle bağlılığa..

Tuttuğun takımı kimliğin gibi hayatın her yerinde taşıyamayanlardansan zaten git en ön sıradan al pasonu.


Girmediğin maçın parasını kulübe bağışlamak,

90 dakikalık arta kalmış zamanını sokakta, alışverişte küçük çocuklara takımını sevdirmek/takımının misyonerliğini yapmak kimseyi daha az Eskişehirsporlu yapmaz. 

********

Özellikle bizim nesilimiz tarihle övünüp ''Yok şöyle dik durduk'', ''Yok şuna boyun eğmedik'', ''Düzene tepki olarak doğduk'' diye atar tutar.


Geç bir aynanın karşısına da bir bak..

Bugüne kadar neyin karşısında durdun Allah aşkına söyle?

Yıllar önce Fenerli yöneticini 15-20 kişi protesto ettin.

Takımın bu sene Avrupa'dan men edildi skinde değil..
Eski stadyumun yerine genelev yapsalar gıkın çıkmayacak vaziyetteyken harbi harbi bu kulüp için ne yaptın?
Al karşına kendini bi sorgula, yanıtını biz bilmeyelim.
Kendini kandıramazsın..

Abiler, kardeşler;

E-Bilet yıllardır toplanan koçanlı/yaprak biletlerin mirası olan görseline ruhumuzu kattığımız kombinelerin; unutulmaz maçlarla ilgili elimizde, dolabımızda saklayabildiğimiz en somut materyal olan biletlerin, birçoğumuzun da geçtiği yollarda yürümeye çalışan ''Abi beni de içeri soksana''cı ufaklıkların sesi olma vazifesine bizleri itiyor.

Öümüze konulan dayatmaya, sevdamıza uzatılan ellere ilk defa omuz omuza ''Hop, ne ayaksın?'' deme fırsatını çöpe atıp kolayına kaçmayalım.


Çok değil, 1 sezon şu dayatmaya karşı çıkar A takım düzeylerinde aşkımızı platonik haliyle yaşarsak bizim de ileride evlatlarımıza anlatabileceğimiz bir zafer hikayemiz olabilir.
Bağzı milyon taraftarı olan kulüpler bile kombine bilet satabilmek için şimdiden başladı futbolcuların tribün yaptığı reklamlara..
Önceleri bu dönemlerde çatır çatır satılırdı o kombineler, bu bile belli bir noktaya daha başlamadan bile ulaşılmışlığın kanıtı olarak gösterilebilir.

Kulüp yöneticileri taraftarın önemini ve ciddiyetini böyle böyle anlayacak, önlerine konulan her yasaya eyvallah çekmeyecek, bu tür şeylere balıklama atlamaları bu şekilde engellenecek başka yolu yok.

''Şunu uygulayalım'' dediklerinde ''Ama taraftar kabul eder mi?'' diyebilecekler.
Ağızları yansın bi hele..

İlerde bize ''Bu sisteme nasıl izin verdiniz?'' diye sorduğunda çocuklarımız,

''Karşı çıktık, mücadele ettik ama olmadı'' der ve ekleriz ;
''Ama önümüze konulana da kolayca boyun eğmedik''

Bu noktada alana da almayana da saygı duymak?

Alanlar zihinlerde bu savaşta bir senesini feda edenleri yalnız bırakanlar olarak yer edinecek.

-Ya kaybedersek?

''Savaşan kaybedebilir. Savaşmayan çoktan kaybetmiştir'' der Ernesto Che Guevara.
O zaman her beraber gireriz stadlara Allah ne verdiyse..



Dip notun dibi : 

''Emre sen cezalısın zaten o yüzden böyle rahat konuşuyorsun''cular ;
-He babaye he babaye he..

İnanmışların Galibiyeti

4 aylık bir aranın ardından selamlar..

Dünkü Fenerbahçe galibiyeti sıkıntılı bir süreçte ilaç gibi geldi bu konuda hepimiz hemfikiriz.?

Galibiyete giden yolda yaşananlara uzanalım diyorum.

Puan cetvelindeki yerimizden çok ''Yemediğimiz Gol'' istatistikleri Avrupa'nın sayılı takımları ile ilk sıralarda olmamızla övündüğümüz bir ilk yarının son dönemi geçirdik. Konya maçı ile birlikte bu istatistik dalını kenarı bırakmış olduk yediğimiz 4 golle.

Halil Ünal başkanlığındaki yönetiminin 100 trilyona yakın bir borç enkazı bıraktığının da açıklandığı dönem sonrası devre arası transfer konularında da doğal olarak beklenti içerisine girmedi bir çoğumuz.
Forvet, sadece bir forvet ağzımıza sakız oldu,
Orta sahada istatistiklerin içinden geçip forvet bölgesindeki vasatlıkla yolunan saç/baş, yumruklanan/tekmelenen çeşitli materyaller..

Serdar Özbayraktar! Razıyım.

Neyse ki Diego var. Defans olan, gol umudum.

Necati ile Bienvenü'yü üst üste koy, beşle çarp bir Diego etmez, o derece.

Fenerbahçe maçı sabahına Diego'nun kadroda olmadığı haberleriyle başlıyoruz. Diego yoksa kim gol atacak? modundayız.

Bienvenü mü atacak? (attı.)
Gol atarsa taraftarlığı bırakırımlı tivitlerin katili Bienvenü.


Ertuğrul Sağlam ciddi şekilde eleştiriler alıyor, ruh sağlığı bile didikleniyor.

O ana kadar olmayan bende bir ümit ortaya çıkıyor galibiyet namına; Ya koyarsak?
Hepimiz göt mü olacağız?
- Olalım abicim, olacaksak böyle olalım.

Ve göt oluyoruz..

Ama bu göt oluşun da bir hikayesi yok değil.

*
Transfer sıkıntısı çektiğimiz devre arası dönemde İstanbul takımlarıyla flört eden mahallemizin bikaç yıllık körpe futbolcusu Tarık Çamdal.
Hemen zıplayacak İstanbul'a.
Yönetim kadro dışı ayarıyla rot balans ayarını çekiyor Tarık'a.
- Sana seni kazandıran kulübe fayda sağlamadan nereye birader?' diyorlar.

Bu hareket oldukça fazla puan kazandırdı Mesut Hoşcan yönetimine. Tebrik ediyor, aynı duruşu tüm futbolcular için, tüm takımlara karşı göstermelerini diliyoruz.

Tarık bu rot balans ayarıyla 4 yıl daha varım diyor.
Ayar sonrası oynadığı maçlarda da diğer futbolculardan sıyrılarak taraftar üzerinde yarattığı olumsuzluğu kırmak için canla başla çalışıyor. Aynen devam Tarık!

Kupa maçları ve Fenerbahçe maçında gösterdiği mücadele ve istekli oyunu transfer dönemindeki olumsuzlukları giderecek cinsten olunca maç sonrası bağrına basıyor taraftar.
Demet ablanın da dediği gibi Bkz : Herkes hakettiği gibi yaşıyor.

**
Başkan ve bazı yönetim kurulu üyeleri.
Protokoldeki yumuşak koltuklarından feragat edip, kaşkolunu eline alıp taraftarın arasına karışıyor. Fotoğraflar ''Hangisi başkan?'' şeklinde sorular sorduruyor bilmeyene..
Şunu yapacağım! Bunu yapacağım! diye desteksiz sallayıp gereksiz beklentiler içine sokmaktansa taraftarın içinde atkı sallaması ekstrem bir durum.

***
Top toplayıcı kardeşimiz.
Kuyt'ın ikinci yarı elle attığı golü izliyoruz. Pişkin pişkin attığı gole sevinen profesyonel futbolcuyu izlerken birşey takılıyor gözlere. Kale arkasındaki top toplayıcı kardeşimiz.

Dünya'nın tanıdığı isim attığı haksız gole sevinirken top toplayıcı kardeşimiz hararetli bir şekilde topun elle oynandığını hakeme göstermeye çalışıyor. Belki hakem bunu görmüyor vs. ama o anlık refleks, maça konsantre oluş orada sadece harçlık/şekil için durmadığının kanıtı gibi.

****
Taraftar.
Bu tarz maçlar son model cihazlarıyla televizyondan gördükleri şişirilmişlerin uzuvlarını kaydetmeye gelen bukalemunların ivme kaybettirdiği maçlar oluyor. Bu kez bukalemunların etkisinin olmadığı, canlı tanık olan Fenerbahçeli taraftarlar başta olmak üzere taraflı tarafsız birçok kişinin takdir ettiği bir tribün oluyor.

Nasıl olmasın ki?
Tribüne girebilenler her zamanki gibi yine ordalar fakat bu maç 6222 mağduru taraftarlarımız da stad dışındaki yerlerini alıyorlar. Dakika 62:22'de yakılan meşaleler tribünün de ateşini arttırıyor ve o dakika itibariyle gol atmaya zorlanıyor takım.

Sahada futbolcunun, tribünde başkan ve yöneticilerin, kaldırımda taraftarın, kale arkasında top toplayıcı çocuğun inandığı bir ortamdan rakibin eli boş dönmesi pek de anormal bir sonuç değil.

Dip not : Duyduğum kadarıyla devre arası neredeyse hiç durmadan Ali İsmail Korkmaz bestesi giren Fenerbahçelilerin yüreğine sağlık.

Ha bir de unutmadan;
Maç öncesi internet sitesinde yayınladıkları bir yazıda Fenerbahçe için ''Takımımız'' ibaresi kullanan TRT ve Diego'nun kadroda olmayışını ''Şike'' olarak adlandıran Galatasaraylılar,
Himalayalardan selam var;
Koyduk mu?

Halk bizi neden sevmiyy??

Yeni bir sezon başladı, hepimize hayırlı uğurlu olsun isteriz fakat daha şimdiden uğursuzluklar bizi bulmaya başladı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü, 2. hafta deplasmanda oynayacağımız Fenerbahçe deplasmanı için Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndaydık. E-Bilet dalgasına sadece internet ve kredi kartıyla bilet satılma muhabbetinin yanı sıra polisin tutumu yine bize ''İllallah'' dedirtti..

Deplasman tribün girişi olarak en sıkı güvenlik önlemlerinin bulunduğu stad olduğunu bilir tribün koşturan, malum stada deplasman sıfatıyla gitmiş olanlar.

''Güvenlik'' adı altında yapılan arama bazen haddini aşabiliyor ''Ellerine vermediğimiz organ'' bile tabir-i caizse mıncıklanıyor.

Tamam şüphe duyduğun, gözüne kestirdiğin bazı kişileri ''Şüphe'' gerekçesiyle didik didik ara fakat oraya gelmiş baban yaşlarda adamlara, ufacık çocuklara ayakkabılarını çıkarmalarını söyleyerek ''Ben ellemem sen salla'' diyerekten cambazlık yaptırma!

Neyse ayakkabı olayını geçelim.
(Bu durum maalesef kendi stadımızda, Nefer tribününe giren renkdaşlarımıza da uygulanıyor!)

Sete asılmak üzere taraftarın götürdüğü ''ESKİŞEHİR - last fortress anatolia'' pankartı ilk arama noktasından geçiyor, turrnikede tekrar kontrol edilmek üzere alınıyor ve saatlerce yol gelmiş insanlar ağaç olma derecesinde bekletiliyor.

Hiçbir tahrik unsuru olmayan pankartlar ''Sizden önce girenler tribünde küfür ediyor'' gerekçesi ile ''Keyfe keder'' bekletiliyor.

Ondan sonra ''Halk bizi neden sevmiyy??''

Benim hayatımdaki zorlukları kolaylaştırmanız, problemleri çözmeniz gerekirken sürekli zorluk çıkartıyorsanız ben sizi niye seveyim? Halk sizi niye sevsin?

Herşeye rağmen ''All Cops Are Bastards'' kavramını dile getirmekte kendimi frenlediğim iyi polisler de gördük çok şükür.

Fakat sıkıntı şu;
San Marino'nun attığı goller kadar azlar..

#direngeziparkı Eskişehirsporlular Nerede?

Öncelikle şu algıya bir nokta koyalım.

Eskişehirsporlular da diğer tüm takım taraftarları gibi direniyor. 
Sadece çok fazla reklamı yapılmıyor, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü'nü ele geçirişimiz vs. sosyal medyada yayınlanmıyor o kadar :)

Fakat insanların çözemediği, arkasını göremediği şeyler, çok ince dengeler söz konusu.

Direnişin şöyle bir en başına dönelim..

Sabah saatlerinde, hiçbir aykırı harekette bulunmayan Gezi Park'taki savunmasız insanlara polisin sert müdahalesi sonrasında tepkiler giderek Taksim ve tüm yurda yayıldı.

Çok kısa sürede çeşitli illerde başlatılan protesto toplanmalarının Eskişehir ayağı Eti Park olarak belirlendi. 

Nefer Grubu niçin protestolarda yer almıyor diyenlere;
Tepkilerin ilk gününde, çok kısa sürede toparlanma sürecinde Nefer Grubu liderlerinin payını gözden kaçırmış olmalısınız; Eskişehir'deki ilk kıvılcımda toplanma yeri ve saatinin yayılmasında önemli rol üstlendiler.

Bir çok kişinin ''100 kişi toplanmaz'' olarak gördüğü Eti Park'taki ilk toplanmada çok yoğun bir kalabalık vardı, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık..
Eti Park'ta toplanıldığı akşam Üniversite Caddesi'nde yoğun olarak başlayan olaylarda, bir apartman kapı camı kıran provokatöre anında tepki verildiği, polisin sert müdahalede bulunduğu, caddenin 3 arka sokaklarına kadar biber gazı etkilerinin geldiği, öğrenci arkadaşların apartların kapılarını açıp evlerine davet ettiği, biber gazlarına karşı süt-limon desteğinde bulundukları, gecenin ilerleyen saatlerinde Espark'ın önünün alınıp havai fişeklerin atılıp 10. Yıl Marşları söylenene kadar geçen süreçte,
Eskişehirsporlular olarak meşalelerimizle oradaydık..
Sonraki günlerde Yunusemre Caddesi'nde bulunan Ak Parti binası civarındaki protestolarda birçok kişi Toma'dan sıkılan ilk tazyikli su, çeviğin ateşlediği ilk biber gazı ile arkasını dönüp koşarken arkalarında en ön saflarda polisle karşı karşıya kalan, mücadele eden, sonuna kadar direnen kısımda
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önünde her akşam yapılan protestolarda, TERKEDENİN... pankartı açılıp meşale yakıldığında, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Bazılarının amacını aştığı, Espark önündeki protestoları yersiz bulan bazı kişilerin ''Gidip polisle çatışalım'' dediğinde, oradaki birçok kişinin rahatsız olduğu ve dile getiremediği ''Kesinlikle ateş yakıp çevreye zarar vermeyelim'' görüşünü dile getirip ''Daha fazla ateş yakıp barikat yapalım polisi buraya çekelim'' cevabını aldığımız ve ateşe çevre iş yerlerinden aldığımız yangın tüpleriyle müdahale ettiğimizde, inşaatlardan ateşi körüklemek için (ç)alınan tahtaları yerine götürüp, yanıcı maddeler bölgeden uzaklaştırılıp, diğer bilinçli kitlenin bu tür kişilere uymadığı, tepkilerini olması gerektiği gibi sürdürdüklerinde,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önündeki eylemin sürekli hale gelmesi gerektiği görüşü hakim olmaya başladığında, çadırların tek tük ilk kez kurulduğu, evden getirilen battaniyelerin, damacanada onlarca demlik poşet çayla demlenen çayların, çorbanın, fırından sıcacık alınan ekmeklerin paylaşıldığı, gün ışığıyla birlikte otobüslerden, evlerden, arabalardan garip bakışların atıldığı, ''Bu Alan Eskişehir Halkı Tarafından Kamulaştırıldı'' pankartının asıldığı o ilk kıvılcımda,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
İnsanların garipseyerek baktığı ilk sabahlama sonrası, çadır sayılarının hızla arttığı, normalde belki hiçbir zaman yan yana  gelmeyecek insanların sıkı bir bağ kurduğu paylaşım zincirinde, taraftarlarımız bulunduğu şehirlerde, bizler de Eskişehir'de ''Türk Futbolu'nun Devrimcileri de Burada'' diyerek,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Tribünlerimizin sevilen büyüklerinden Müjdat abimin de dediği gibi ''Hani derler ya hayat fena halde futbola benzer. Biz de direnmeyi, egemenlere rest cekmeyi, tüm güçleri ile üstümüze gelirken dik durmayı, geri adım atmamayı, yoldaşımızı yalnız bırakmamayı, düşeni kaldırmayı, olmaz denileni oldurmayı, inatla mücadele etmeyi ondan öğrendik. ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!'' 

Soğuk ve kötü hava koşullarına rağmen çadır sayıları artarken, el birliğiyle yağmurdan korunma çabaları içerisindeyken, ''Haklıyız Kazanacağız'', ''Gündoğdu'', ''Onuncu Yıl Marşı'' ve niceleri, her telden söylenirken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Elinden alkolü eksik olmayan, Barlar Sokağı fenomeni ''Seviyorum Recep'' abiyi çadır kampında görenlerin ''Şarap yok mu abi?'' sorularına ''Ben şarabımı Barlar Sokağı'nda içerim, burası yeri değil!'' diyerek yanıt verdiği, RTE'a ''Atatürk'ün A'sı olamaz çakal!''diyerek seslendiği, insanların bu bağlamda gecelerdir ''Alkol alma, direnişi durdurma'' sloganları attığında,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...

Direnme lafını sadece siyasi iktidarda değil, Eskişehirspor Kulübü'nde de yaşadığımız gerçeğini ''Kimse ŞAH Değil Padişah Değil'' diyerek duvarlara, diğer yaratıcı slogan ve görsellerin yanına yansıtırken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
3 İstanbul takımı taraftarlarına bu şehrin sokaklarında müsamaha göstermediğimizi bilirsiniz. İşte böyle bir coğrafyada ''Haksızlığa karşı tek vücut olma'' lafı hep beraber sergilerken, Karşıyakalısıyla, Bursasporlusuyla, Adansporlusuyla, Adana Demirsporlusuyla, Göztepelisiyle, Beşiktaşlısı-Fenerbahçelisi-Galatasaraylısı ve daha birçoğuyla birlikte haksızlık karşısında, diktatörlere korku salarken, birleştiğimizde neler olabileceğini sergilerken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Daha sayılabilecek o kadar çok şey var fakat bir an önce evden çıkıp direnişe katılmak, o güzel insanların yanında olmak zorunda hissediyorum kendimi o yüzden örnekleri daha fazla çoğaltmayacağım.

''Ya burda sağcı konuşunca solcuya, solcu konuşunca sağcıya hitap etmiyor. Eskişehirsporlular olarak kontrolü ele alıp herkese hitap edebilirsiniz.'' şeklinde bizleri onore edici önerilere, oradaki arkadaşların Eskişehirsporluları aralarında daha aktif şekilde görmek istediklerine tanık oluyoruz.

Gerek sosyal medya gerekse çadır bölgesinde, gerek kendi renkdaşlarımız gerekse direnişçi öğrenci arkadaşlarımız ''Eskişehirsporlular niçin çok aktif değil?'' gibisinden sorular görüyordum ve sanırım yukarıda saydığım örneklerle bizlerin de aktif oluşunu az çok anlatmaya gayret ettim.

Direnişçi Arkadaşlara ;
Ha, gönül ister 1000-1500 kişi birlikte olalım ama maalesef çok ince dengeler söz konusu.

İlk günler bazı provokasyonlar gözlemlediğimiz için Eskişehirsporlular olarak toplu hareket edip, orada münferit gelen insanların mücadele edemeyebileceği kişilerle mücadele etmek adına toplanma çabalarımız oldu.

Fakat provokasyonları önlemek adına yaptığımız bu girişimde bizim içimizde de orada kırmadan dökmeden tepki gösteren insanlara zarar verebilecek ve Eskişehirspor Taraftarları'nın imajını zedeleyecek kişiler olduğunun üzülerek farkına vardık. (Nefer Grubu liderlerinden Mesut abim bu konuda beni uyarmıştı fakat yine de deneyerek haklılığını görmüş oldum)
Sonuç olarak da tatsız durumlara mahal vermemek adına münferit olarak direnenlerin yanında olmaya karar verdik.

Sayıca az olan oluşumlar bu konularda daha aktif olabilirler fakat onları örnek göstererek Nefer Grubu, Altes Grubu veya BandoESES neden orada yok demek yersizdir. Nefer ve Altes Grubu gibi sayıca fazla olan topluluklarda da bu olayı destekleyen/desteklemeyen, haklı bulan/bulmayan insanlar olabilir. Bir önceki paragrafta olduğu gibi orada Nefer/Altes olarak direnişte bulunan ortamda yapılacak bir tatsızlık o grubun imajını sarsar, insanları kendisinden soğutabilir hem grup hem de Eskişehirspor adına..

Tribün liderleri de bu durum dolayısıyla bir organize içersine girmiyor, grup mensubu arkadaşlara da net olarak gitmemeleri konusunda keskin baskılar uygulamıyorlar. Yeri geldiğinde Espark çadırlarında, Yunusemre'de, Eti Park'ta tribün abilerimiz de bizlerleydi.

Uyarıyorlar zaman zaman, ''Oyuna gelmeyin, dikkatli olun..'' diyorlar haklı olarak, dikkat ediyoruz.

Gelelim BandoESES'e..
Korna öttürmeye, dans etmeye, aşırı gülüp eğlenmeye sıcak bakılmayan bir ortamda BandoESES'i aramak da yersiz ve çelişkilidir.

Ne zaman ki direniş amacına ulaşır o zaman BandoESES çalar Çiftetelli'yi hep beraber oynarız :)

Direnişe çelişkiyle bakan Eskişehirsporlulara ;
Espark önünde günlerdir direnen insanlardan çekinmeyin, ötekileştirmeyin.. 
''Bizim kuşaktan bir cacık olmaz'', ''Hiçbir şeye tepki gösteremiyoruz, asimile edilldik'' düşüncelerinin hakim olduğu bir dönemde yanıldığımızı anladık. Olay 3-5 ağaç veya zamanında niçin aziz şehitlerimize tepki gösterilmediği değil, belli bir sabrımızın olduğu ve hepsinin birikerek patlama noktasının bulunduğudur. Oradaki insanlar da canlarını acıtan bu sisteme karşı kırmadan dökmeden, yardımlaşarak/paylaşarak tepkilerini gösteriyorlar.
Provokatörleri dışlıyor, korna çalanları etraftakiler rahatsız olmasın diye uyarıyor, etrafı temizliyor, çöp toplayan belediye işçilerine yardım ediyor, şimdiye kadar görülmemiş bir tepki gösteriyor ve bazılarını utandırıyorlar..

Siyasi parti bayrakları da istenmiyor.. 
Tayyip'in seçimleri tekrar kazanacağı ihtimalinin yüksek oluşu da tahmin ediliyor ama koyun gibi olmadıklarını kanıtlıyorlar. Ülkeyi yöneten durumdaki insanların ''Ben ne dersem o!'' tavırlarına gider yapıyorlar..

Ve eminim ki şu günlerde Espark önündeki çadır bölgesi, polis olmamasına rağmen bünyesindeki bilinçli insanlarla Eskişehir'in en güvenli, en paylaşımcı ve en renkli bölgesi.

Eğer öyle olmasa, çevredeki insanlar rahatsız edilse böyle bir görüntü oluşabilir miydi ? 

Siyasi veya başka görüşlerimiz, bu olaya bakışımız farklı olabilir fakat bugünlerde orada bulunan veya bulunmayan renkdaşlarımızı yargılamayalım,
Saygı duyalım..

Bu eylemi destekleyen Eskişehirsporlular olarak dün oradaydık, bugün de oradayız, yarın da orada olacağız..
Direnmek Yaşamaktır!

Şampiyonluk ötesi duygular..

Biz taraftarlar için en üst düzey mutluluk patlamalarından birisidir şampiyonluk.

Takımımızı en başarılı görmek, hakettiğini düşündüğümüz kupayı kazanmasını gururla izlemek tarif edilemez duygular içerir. O sezon çekilen tüm sıkıntıların, yapılan tüm fedakarlıkların da mükafatıdır bir nevi.. Onore eder..


''Şampiyon olunca Porsuk'a atlarım'' diyenden, ''Ne yapacağımı bilemem'' diyene kadar geniş yelpazesi var o durumun.


Değerlidir yani.


Bu sene de şampiyon olamadı Eskişehirspor, bu sene de Türkiye Kupası elimizden (ç)alındı belki ama isteyen herkesin şampiyon olmuş gibi sevinebileceği, duygulanabileceği, en az o kadar mutlu olabileceği şeyleri yapma imkanı var.


Bir çocuğa tuttuğun takımın formasını giydirmek..


Yaşanan tüm hayal kırıklıklarına bir panzehir..


X başkan şöyle yaptı, Y taraftar grubu böyle yaptı, Z'ler olarak eskisi gibi değiliz, W futbolcular takımı sabote ediyor gibi bahanelerle bir kaçış yolu arayanlara rağmen tuttuğun takımın misyoneri olmaktan asla vazgeçmemek gerek.


Yukarıdaki tüm bahaneler herkesin yapacağı şeyler. Sizler herkesin yapamayacaklarını yapın ve kendi liginizin şampiyonu olun, mutlu olun, şampiyon olmuşcasına..

1997-2006 yılları arasında Pilot Binbaşı Ali Tekin İlköğretim Okulu öğrencisiydik bu çocuklar kadarken.

Galatasaray'ın Avrupa'da hızlı olduğu, o dönemdeki çocukluğun o yöne çekilmeye empoze edildiği, Eskişehirspor'un ise çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanan bir ilaç olduğu dönemler.


Ben o ilaca dayı oğlu ve arkadaşları sayesinde Ayder tribününde girdiğim, ''5-0'' gibi geriye düştüğümüz (yanılmıyorsam Aydınspor maçı), ''Rezil ettiniz bizi cümle aleme'' sloganlarının kulağımda çınladığı ilk maçla ulaşmıştım.


İlacın 5 gollük bir dozla acı gelmesi mi desek, çocukluk mu? Ne desek? O zamanlar bize empoze edilene yöneldik. O dönemdeki neslin büyük çoğunluğu gibi..


Gazetede okuduklarımız, televizyonda gördüklerimiz kadardı çocuksu taraftarlığımız. Okullarımıza gelip de hiç kimse bize ''Eskişehirspor''un varlığını, ''Siyah-Kırmızı'' renklerin de olduğunu göstermedi.


Neyse ki bir şekilde Eskişehirspor'u bulduk ve bir daha bırakmadık..


İlkokul döneminden bu durumlara tanık olan arkadaşlarımdan Fatma..

Emeklerinin karşılığını alarak öğretmen oldu ve ülkenin bir ucunda, Şırnak'ta şimdi. 
Araköy İlköğretim Okulu 4. Sınıf..

Fatma hocayı çocuklarla her yörenin ortak oyunu olan futbol oynarken gördüğüm fotoğraf sonrası ''O Köy Bizim Köyümüz'' adı altında yaptığımız etkinliğin benzerini yapma, oradaki çocuklara Eskişehirspor'un varlığından, ''Siyah-Kırmızı'' renklerden haberdar olmaları fikri 3'lüyle girdi zihnime.


Formalar binlerce kilometre ötedeki Şırnak'a, Fatma ve öğrencilerine ulaştı.

(Adres konusunda yardımcı olan Deniz Önsoy'a ayrıca teşekkürler.)

Geridönüş sonrasında ise ortaya Eurovision şarkı yarışmalarındaki koreografilere kafa tutacak bir video ile tavan yaptı duygular..

İlk izlediğimde içinde bulunduğum durum kaç şampiyonluk eder bilmiyorum.
Ama bu sezon yaşadığımız tüm hayal kırıklıklarını unutturduğu kesin.

''Teşekkürler Emre abi'' demiş çocuklar.


Asıl size teşekkürler.

Daha önce farklı farklı renklerle çok öğrenci forma giydi, çok öğrenci takımlarının tezahüratlarını söyledi ama böylesini görmedim.

Siyah-Kırmızı kartonlarla oluşturduğunuz görseller için uhu sürdüğünüz ellerinize,

''Kalplerden, gönüllerden sesleniyoruz..
Bir değil, bin defa..
ESESES KİKİKİ ESKİ ESKİ ES!''
diyen tertemiz kalplerinize sağlık..
Yıllar önce Kızılcıklı tribünündeki dev bayrağın üzerinde yer edinen bu anlamlı sözleri çocukların ağzından duymak ne güzel duygudur..
 
Teşekkürler Fatma ve pırıl pırıl öğrencileri.

Ben belki Eskişehirspor misyonerliği yaptım ama umarım çocuklar Şırnakspor'u bulur ve onu tutabilir, ulaşamadıkları rafların üstünden.

Önce adam olun, sonra polis..

Pazar günü Antalya'daydık. 

Maç biletlerinin önceden bittiği, hemen hemen tüm sağlam tribüncülerin yerini aldığı güzel bir deplasman olacağını herkes hissediyordu.

Antalya'ya 9 minibüs 4 otobüs girebildi. Bazı otobüsler, biletleri olmadığı gerekçesiyle emniyet tarafından şehre sokulmadı. Bileti olan araçlar da tıpkı Beşiktaş deplasmanında olduğu gibi stada geç götürüldü.

O kadar insanın maç başlarken gelmesiyle deplasman tribünü girişinde oluşan izdihama rağmen polisin tek sıra yapma ısrarı sonuçsuz kaldı ve barikat yıkılarak tribüne girişler başladı.

Gergin bir ortamdaydı maç.. 

Yakılan meşale-sis ve torpiller vs. Türkiye standartlarının ötesinde bir tribündü..

Derken ikinci yarı Antalya tribünlerinden gelen cisimle yaralanan bir arkadaşımızı ''ite-kaka'' ambulansa götüren ne idüğü belirsiz ''Güvenlik'' elemanı veya ''Emniyet'' mensubu sabırları taşırdı..
Ortamın kızışmasıyla, hazırda bekleyen çevik kuvvet tribüne girmeye çalıştı. Merdivenden tribüne çıkarken ''Bekle, bekle.. Am*na koymaya geliyorum. S*kicem ananı'' diye taraftarla münakaşaya giren zırhlı hayvan ve yanındakilere amirlerinin verdiği ''Girin!'' talimatına rağmen tribün girişinde oluşturulan etten duvarı aşamadılar!
Yakılan sisler-meşaleler, atılan torpiller ve yaşanan olaylara rağmen 1 kişi bile polise verilmedi!

Fotoğraflar için tıklayın

#mikrofonukapatcimbom

Cumartesi günü Türk Telekom Arena'da oynanan maç ve sonucu bir yana tribün açısından birkaç çift laf edelim.

Bizim adımıza sezonun en iyi deplasmanı olacağı maç öncesindeki ''Hacım otobüs var mı?'', ''Kardeşim neyle gidiyoruz?''sorularının yoğunluğundan belliydi ve nitekim de öyle oldu.
 

Kalabalık anlamında ilk sezondaki sayıyı yakalayamamış olsak da verimlilik olarak gerçekten on numaraydık. Bir deplasman tribününün yapması gereken hemen hemen herşeyi yaptığımıza inanıyorum. (Maç öncesi staddaki hakimiyet, maç anında iyi zamanlamalarla araya giriş, yüksek katılımlı tezahüratlar, patlayan torpiller, görselliğe faydalı pankartlar vs.)

Ve tüm bunların karşılığının da en azından 1 puan olarak dönmüş olması sevindirici..

Not : Galatasaray tribünlerinden gelen ''Şike yapanın-Fenere yatanın anasını s*keyim'' tahriklerine aynı şekilde ''Şike yapanın-Fenere yatanın anasını s*keyim'' sloganıyla karşılık vermemiz (desteklememiz) ve bu durumun alkışlanması bir oldu..

Gelelim Galatasaray tribünlerine.

TT Arena açıldığından bu yana bu stada deplaselerde boşum olmadı. İlk yaptığımız deplasmandan beri bu stadın görsellik ve modernliği dışında akustik anlamında fos olduğunu söyler dururum. ''Kedi uzanamadığı ciğere..'' demeyin, gerçekten öyle.. Stadda çok sinir bozucu düzeyde bir ses kirliliği oluşuyor. Bütün stad aynı anda bağırmadığı sürece yapılan girişimlerin hepsi sadece bir uğultu olmaktan ve kafa s*kmekten başka bir şeye yaramıyor.

Yukarıdaki paragrafı şöyle özetleyebilirim. İnönü, Saracoğlu ve hatta Eskişehir Atatürk'te söylenen besteler (tüm stad katılsın-katılmasın) tribünle alakası olmayan birisi tarafından bile çözülür. TT Arena'da girilen besteleri ise çözmek bir tribüncü için bile çoğu zaman imkansız.

Galatasaray tribünleri, takımlarının golü attığı ana kadar uğultudan öteye geçemediler. Hatta organize olamayıp, bestelere katılmayan taraftarlarına seslerini duyurmak için  teknolojik imkanları kullanarak ''Mikrofon''la sık sık anonslar yaptılar.
Golü attıktan sonra ise deplasman tribününe yakın bölümdeki grubun baskın tezahüratları ile tüm stada hakim oldular. Besteler dalga dalga stada yayıldı ve gerçekten etkileyiciydi fakat bu durum 10 dakika bile sürmedi.

Son dakikalarda gelen golümüzden sonra da doğal olarak sazı eline alan taraf tabii ki biz olduk. 

 Neyse, sadede gelelim...

Stad güzel, başarılı olunduğunda doluluk oranı da güzel ama ;
Şu #mikrofonukapatcimbom :)
Mikrofon (Ceza feat Ultraslan)

2010-11 Galatasaray (TT Arena) Deplase

Cumartesi günü oynanacak olan Galatasaray maçı öncesinde, daha önce hiç yayınlamadığımız görüntüleri paylaşıyoruz.

Görüntüler, TT Arena açıldıktan sonra bu stada yaptığımız ilk deplasmandan, 6 Şubat 2011'den..

Çamlıca gişelerinde bekletilen otobüs-minibüsler, konvoy halinde hareket, stadın çevre düzenlemelerinin tam olarak yapılmadığı dönem olduğu için bozuk yollar, stad ve stad etrafı..

İyi seyirler..


Kuralları S*ktir Et..

''Çoğu bana maceracı diyecek, evet öyleyim. Ama farklı bir türden.! İnançlarını doğrulamak uğruna, postunu tehlikeye atan türden.'' (Ernesto Che Guevara)

Eskişehirspor-Marsilya
Uefa Avrupa Ligi 3. Ön Eleme İlk Maçı
03.08.2012


 
 
Kuralları S*ktir Et!
problem? 

Biz yarına dünden inanmıştık..

Yarın Fransa'nın köklü ve (Her ne kadar son zamanlarda formsuz olduğu söylense de) güçlü ekibi Marsilya'yla tarihi maçlarımızdan birine çıkıyoruz.

Uzun yıllar önce Sevilla, Fiorentina, Köln,D.Moskova gibi takımlarla oynamış olan takımımız, bunların yanına Marsilya'yı da ekleyecek..

25-30 milyonluk(sözde)taraftarı olan kulüplerin taraftarları(?)na bu heyecanımız garip gelebilir ama bu durum Eskişehirspor ve Eskişehirspor gibi hor görülen, arka plana atılan camialar için gayet normaldir, az biledir..

Bizim gözümüzde yarınki maç ;
Bazı takımlara musluklarının sonuna kadar açık olduğu bir havuzdan zar zor kaçırdığımız damlaların, kararlılıkla akıtılması ve uzun süre sonunda taşı oymasıdır..
Fazlasıyla kutsaldır..

Büyüklerimiz Eskişehirspor'a, Sevilla'yı Porsuk'ta boğduğunda inanmıştı..
Mezitli, İnegöl, Karabük, Sarıyer, Diyarbakır, Bolu ile oynarken de inandık..
Bizler Eskişehirspor'a en son, Bursa'ya İzmir'de 3-0 yenildiğinde de inanmıştık..

5 dakikanızı ayırın ve aşağıdaki linke baştan aşağı göz gezdirin..

Biz yarına dünden inanmıştık..

Tribün Dili

''İnsanlar konuşa konuşa'' diye bir laf vardır hani, sanki başka şekilde anlaşılamazmış gibi.

Farkılı ülkelerin, farklı dil kullanan insanlarıyla anlaşmanın zor olduğu gerçeği yadsınamaz bir gerçektir dil bilmeyenler için.Bu tür durumlarda karşı dili hiç bilmeyen insan ''Beden dili''ne sarılır bazen can simidi gibi..

Kızgınlık, mutluluk, acı tarzı duyguların vücuda yansıması her dilin insanlarında aynıdır.Bazen gözlerden süzülen bir damla yaş, bazen de yüzün alacağı '' :) '' şekli..

Peki ya farklı ülkenin farklı dil kullanan, yüzler, binler ve hatta on binlerce insandan oluşan tribünleri arasındaki bağ nasıl oluşuyor ?..

..
Son 10 gündür farklı duygular içersindeyiz.

Adını iddaa programlarından bile zar zor anımsadığın (ki çoğumuzun anımsamadığı) bir takımla maç yapıyorsun, öncesi ve sonrasında bu takımın taraftarlarıyla ''Kasımpaşa'' taraftarlarıyla vakit geçiriyormuşcasına anlaşıyor, gülüyor, eğleniyorsun.Yan yana, kol kola, omuz omuza ve en önemlisi de hiçbir tane olumsuz olay yaşanmadan..

Tamam birbirinin dilini bilen insanların da gayretiyle tavan yapıyor ilişkiler ama tribünde karşılıklı şinanari yapmak nasıl birşeydir tarif edebilir misiniz ?

Düşünebiliyor musunuz?..
Tamamen kendi ülkene özgü bir tını, Avrupa'nın bi ucundaki başka bir ülkede can buluyor ve buna sadece kendi taraftarın değil onlar da ayak uyduruyor.

Arada tercüman olur, ''Şunu demek istiyorlar'' vs. diyebilir ama ''Ritm & Hareket'' birlikteliğini ne şekilde açıklarsınız ?

Bana göre bunun tek bir açıklaması var..
O da ''Tribün Dili''.

Okullarda ders olarak gösterilmeyen, hayatlarını farklı renklerle boyamış fanatiklerin tercümana gerek duymadan anlaşabildiği büyülü bir dil..

Şinanari

Daha net bir şinanari videosu : http://www.facebook.com/photo.php?v=4493069724455

İtalyano 


4500 kilometre öteden, belki de bir daha hiç görüşemeyeceğimiz, İskoçya'nın St. Johnstone taraftarı güzel insanlarına selam olsun..

Şehrin efsane ruhu Avrupa'ya yürüyor!

Hakettik abi..

Rüya gibi, hem de fazlasıyla..

Futbola gerekli değeri vermeyen şehirlerin, adı sanı bilinmeyen beldelerinde, yolunun zar zor bulunduğu stadlardan İskoçya'ya uzanan bir rüya.

Bulancak, Fener Spor, Oyak Renault gibi takımlardan St. Johnstone diye uzaklardan bir takıma uzanan rüya..

Kamyon kasasında yapılan Gençlerbirliği Asaş deplasmanından İskoçya'ya uçak organizasyonuna gelinen bir rüya..

Stad etrafında, yerli rakiplerin taraftarıyla kendi dilimizden dere depe düz gitmekten, Barlar Sokağı'nda İskoç taraftarlarla ES-ES çekmeye giden bir rüya..
 
Biz ve bizim gibi takımlara, hiç yokmuşuz gibi davrananları GÖT ettiğimiz bir rüya..

Ben bu rüyayı çok sevdim, şimdi yatıyorum ne olur uyandırmayın..

Eğer ki üstüm açıksa, 
''Açığın üstünü kapatmayan utansın!'' :)

Eskişehirsporum, 46. yaşın kutlu olsun..

Geçen sene bugün.. 
Güzel birgün.. 

Tek çatı altında toplandığımız bir dernek, birbirine kenetlenmiş heyecanlı yürekler ve şikenin ''Ş''sinin teyet bile geçmediği bir mazi... 

Geçen sene bugün güzeldi.. 
O yüzden ben bu yılı yaşanmış saymıyor, saymak da istemiyorum.. 

Rüya falan olsa da herşey, uyansak, tersi çıksa herşeyin.. 
İşe falan geç kalıyor olsak, patrona ne hesap vereceğimizi düşünsek.. 
Şaka olsa herşey, bize bu şakayı yapanlardan hesap sormanın tatlı telaşına düşsek.. 
Tek derdimiz bunlar olsa.. 

Annelerimiz su dökse üzerimize, uyanmıyoruz diye.. 
 Ve uyansak.. 

Yine kalksak, giysek formamızı bugün ve Adalar'da meşalelerimizi heyecanla yaksak.. 
46. yılımızı kutluyor olsak.. 
Eskişehirspor Taraftarlar Birliği'ni büyük bir hevesle açsak, ona rüyamızda gördüklerimizi düşünerek dört kolla sarılsak.. 
Eskişehirsporumuzun başına gelebilecek şeyleri, rüyamızdan ders alıp tavrımızı net bir şekilde ortaya koysak.. 

Rüyamda seni gördüm ESES'im, 
Vaziyeti ne sen sor, ne de ben söyleyeyim...

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..