Daha Güçlü 50 Yıllar İçin.. (O Köy Bizim Köyümüz)
oluşan tepki ile Ocak 2010’da Mahmudiye’deki öğrenci kardeşlerimize hediye edilen Eskişehirspor formaları ile başlamıştı hikayemiz.
Mahmudiye ile başlayıp, sonrasında ''Devamı da gelmeli'' diyerek ilçedeki merkezi sınavlarda en başarılı okulu belirleyerek Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han ve son olarak geçen Cuma günü Sarıcakaya ile devam eden Eskişehirspor’u şehir merkezi dışındaki minik yüreklerle ulaştırma hikayemiz, kısaca ''O Köy Bizim Köyümüz'' organizasyonumuzda henüz buluşamadığımız 5 ilçemiz kaldı. Her ne kadar sportif anlamda başarısız bir sezon geçiriyor olsak da 50. Yılımızı kutladığımız bu yılda amacımız kalan 5 ilçemizin tamamına ulaşmaktır.
Kimi zaman imzalı bir formanın açık artırmaya sunulması, kimi zaman bazı tayfa veya gurbet oluşumlarımızın masrafları üstlenmesi, ağırlıklı şekilde de renkdaşlarımızın bireysel katkıları ile finansmanın sağlandığı, maddi olarak yönetim ve sponsor desteğinin kabul edilmediği organizasyonumuzda bugüne kadar güzel bir imece ortamı yaratılmış, birlik ve beraberlik bağlarımız kuvvetlenmiş, gelecek nesillere Eskişehirspor sevgisi aşılanmaya çalışılmıştır. (Paketi açılmamış sıfır telefonunu bağışlayarak satışından elde edilen parayı onlarca çocuğun yüzünde tebessüm oluşması adına bağışlayan renkdaşımızı da not düşelim).
Kalan 5 ilçemizde ulaşmamız gereken toplamda 985 öğrencimiz var ve bir forma için aldığımız en uygun fiyat olan 6.5 TL'den 6402,50 TL gibi bir meblağ toplamamız gerekiyor. Bu fiyatın altında fiyat bulabilen olursa bunu de seve seve değerlendiririz. (Önceki organizasyonlarda formalar çok daha az sayıda yapıldığından forma maliyeti 10 TL'ye kadar çıkabiliyordu). Kalan ilçelerimiz, okul adları ve öğrenci sayıları aşağıdadır:
İnönü - Şehit Ali İhsan İÖO (183)
Mihalgazi - Mihalgazi İÖO (194)
Mihallıççık - Hürriyet İÖO (217)
Seyitgazi Kırka Atatürk İÖO (264)
Sivrihisar - Atatürk İÖO (127)
Daha güçlü 50 yıllar için tüm renkdaşlarımızın desteklerini bekliyoruz.
Ziraat Bankası Şube Kodu : 0771 Hesap No : 50821199 5001
IBAN : TR80 0001 0007 7150 8211 9950 01
Vakıfbank Şube Kodu : 0020 Hesap No : 00158007296356406
IBAN : TR23 0001 5001 5800 7296 3564 06
İş Bankası Şube Kodu : 4400 (Eskişehir) Hesap No : 4180721
IBAN : TR86 0006 4000 0014 4004 1807 21
(Hesap İsimleri : Emre Angı)
Toplanan para ve harcama bilgilerini alttaki linkten takip edebilirsiniz
http://www.eskisehirspor.com/forum/forum_posts.asp?TID=2745&PN=93
Aklınıza takılanlar, kampanyaya elden katılım bilgileri ve yapılan havale/eft bildirimleri için dahaguclu50yillaricin@hotmail.com 'a e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz.
Adam Mert...
Türkiye'de futbolun uyku modunda olduğu bir sezondayız.
Başkanlar öfkeli, hakemler şaibeli,
Tribünler boş Demirören'e hava hoş
Heyecan düşük, özlem yüksek,
Futbolu yönetenler alçak, Anayasa'nın Passolig yolları tümsek..
Hayatın bodozlama içinden konuşacağız bu kez, baya içinden;
Mert'den bahsedeceğiz.
Türkiye 2 gündür paylaşılan 4-5 dakikalık video ile tanıdı O'nu. 1.25'ten aldığı çorapları 2 TL'ye satışından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gelen fatura ile Bayburt'un ısıtılabileceğine kadar beyin hücrelerimizin ırzına geçen bir video.
Almanya'da yaşayan ve yaklaşık 2 hafta önce Türkiye'ye gelip Eskişehir'deyken Mert'i tanıyıp ondan çorap alan Celalettin'in malum videoya denk gelip beni ve Sinan'ı etiketlemesiyle gördüğüm video..
Kankimdir demek istemiyorum bu video sonrasında üzerinden prim yaparmışcasına, o temizliğine kendimi bulaştırasım yok gerçekten..
Yaklaşık 2 aydır tanışıyorum Mert ile.
Eskişehir'in merkezinde 2 aydır çalıştığım oyun merkezine gelir fırsat buldukça.
Aklınızdan gündüzün içinde, aldığı jetonlarla kendinden geçen bir çocuk geçmesin;
Televizyonlarda ''Haydi çocuklar yatağa'' ibareleri belirdiği saatlerde gelir bu Adam.
O'nun yaş grubunda en az O'nun kadar sokaklarda olan diğerlerinin kötü alışkanlıkları, insanları rahatsız eder davranışları gibi sebeplerle ''Yaşınız tutmuyor'' gerekçesiyle alınmaz bizim oraya. Bir çocuğun oyun merkezine alınmaması gerçekten şöyle bir bakıldığında insafsızlık gibi gözükebilir fakat gerçekten bahsettiğim kardeşlerin de ne kadar fırlamalıklar yaptığını az çok tahmin edebilirsiniz. Bu vicdan muhasebesi noktasında çıkar gelir Mert, geçer Pes atar, Langırt/Ice Hokey oynarız. Son günlerde motosiklete sardı..
2 TL jetonlar..
Mert 2 TL atar, 3 tane ister, ben 2 tane veririm. Burda işletme zarar eder falan değil mevzu, ''Bu Adam'ın bizim yardımımıza ihtiyacı yok'', bu Adam dilenci değil. Herhangi bir acıma duygusu hissettirmeden özel olduğunu inceden hissettirmeli.
Salon rahatta ise Pes oynarız ücretini bazen alırım bazen almam, çay varsa içer o gün doğum günü organizasyonu olmuşsa pastayı bölüşürüz. Bazen müsait olmayınca oyunlarında bizim arkadaşlarla takılır, attığı gol sonrası ağır çekim izleriz.
Müdür hanım da çorap alır Adam'dan.
Babasıyla gelen 7-8 yaşlarında bir ufaklık daha var bizim oranın müdavimi, özellikle okulların tatil olduğu hafta sonları akşam saatlerinde gelirler. Mert de ordaydı bir gün geldiklerinde, içim cız etti babasının elini sıkı sıkı tutup içeri giren ufaklık ve Mert aynı ortamda. Ufaklığın babası sigara içmeye çıktı, Mert'le kapıştılar Pes'te. ''Senin baban var ama ben seni yenerim'' gibi bir güç gösterisi yapmadan oynadı Adam, çocuğun babası gelince yediği golü izletirken ''Senin çocuğun maşallahı var abi'' dedi Adam, bir daha koydu..
Video patlamadan 1 hafta kadar önce telefonumu kullanmak istedi, annesini aramak için.
Ertesi gün geldi yine aynı şekilde aradık annesini, konuştu.
''Şu kadar topladım'', ''Alınacak bir şey var mı?'' gibisinden.
Paralarını çıkarıp önümde sayar annesine hasılatı aktarırken ''Sana güveniyorum bak'' gibisinden kurduğu cümlelerle beni benden alır bu Adam.
Bir çok pisliğin elinde 3-5 saat zevkine meze yapacak kadar güzel paralar olur bazen elinde, dikkat etmesini söylerim bütün gün soğuktan donan elleriyle kazandığı kağıt ve metal parçaları heba olmasın.
Annesiyle yaptığı konuşmalar sonrası merak ettim bir gün Pes atarken.
Annen baban çalışıyor mu?
-Hayır
Okul ne alemde?
-iyi gidiyor.
Kaç kardeşsiniz?
-6
En büyüğü sen misin?
-Abim var
Çalışıyor mu abin?
-Hapiste
Buradan sonra sorulacak her soru rahatsız ediciydi, kapattım orada konuyu.
Abisinin neden hapiste olduğu, anne ve babasının neden çalışmadığı gibi şeyler videoda söylediği saray faturaları kadar anlamsız ve onun engelleyemeyeceği şeylerdi çünkü.
Dün de montunun içinde/üzerinde bir İstanbul takımı ürünü vardı bozuk attım biraz. ''Abi sevmiyorsan yırtayım'' dedi Adam;
Koydu kalbimin ortasına.
Bu Adam'ın Emre'den gelecek jetona, Ahmet'ten gelecek yemeğe, Ayşe'den gelecek giysiye değil, hakettiği güzel geleceğin altını doldurmamıza, böyle Adam'ları düşünerek ülkeyi olabildiğince boka sardırmamamıza ihtiyacı var.
Kavga ve nefret tohumlarından arındırılmış, herkesin hakettiği gibi yaşadığı bir gelecek..
Ve ümitliyim ki Mert gibi videosu düşmeyen niceleri olsun ki önce sokaklarına, sonra mahallerine, sonra şehirlerine, sonra da ülkeye yaşama ümidi yüklesin, sevgi/saygı bağlılığı kazandırsın bokta olan bu düzene sifonu çeksinler,
Biz ölelim onlar yaşasın ulan!
Bir paragraf da Ekşi'den : elbette yanına bırakmayız bu halleri. daha toy, gözleri açılmamış. biraz daha büyüsün, kendimize benzetiriz. benzemezse ya gaz fişeğiyle gözünü kör ederiz ya da üniversite kampüsünde atar damarını kesiveririz, ya toplanır linç ederiz ya da tecavüz ederiz. en kötü ihtimalle sindirir, sesini keseriz. burası türkiye, yok öyle...
Haklıyız, titriyorlar!
2014-15 sezonunun başlama düdüğünden itibaren medyasından yöneticisine, futbolcusundan/teknik direktörüne/taraftarına büyük bir sınav veriyoruz ''e-bilet'' dayatmasına karşı.
Çileli Doğmuşuz Zaten Ezelden..
Eskişehirspor’un makus talihini etkileyen olaylar
zincirinde Mutlu hocanın ayrılması tek başına tabiki de
yetmezdi,yetmeyecekti.Bir de sezon başlamadan Passolig skandalı patlak
verdi.Tarihi boyunca asla siyaset malzemesi olmayan,hiçbir ranta sevdasını asla
malzeme etmemiş,bu sevdasını her daim "siyasetüstü" olarak görmüş Eskişehirspor taraftarına bir de Passolig denen siyasi rant
ürünü olan bu dayatmayı getirip koydular
önüne,zaten can çekişen futbola ülke genelinde bir de bu dayatmayla öldürücü darbeyi
indirdiler.Hal böyle olunca Eskişehirspor taraftarı pek tabiki bu dayatmayı
kabul etmeyecekti,edemezdi çünkü özüne aykırıydı bi kere. Sevdasını yüreğine
gömdü,bağrına taş bastı,bundan sonra bizde dışarda destekleriz sevdamızı dedi.Mesut
Hoşcan yönetimi de bu siyasi dayatmaya ses çıkarmayıp taraftarı yalnız
bırakınca,Mutlu hocanın ayrılışıyla kulübede yalnız kalan Ertuğrul hoca, statta
da kalakaldı öylece..Ülkede futbol çoktan bitmiş,çift okeye dönüyordu artık.Gerek
yönetim gerek futbolcular Ertuğrul hocanın belki bedenen yanında gözüküyordu o sahada ancak özünde onu anlayan,onu tamamlayan kimse
kalmamıştı artık..16 Mayıs 2010 akşamında Bursa’da bu birlik-beraberlik
kariyerinin zirvesini yaşayan Ertuğrul hoca da artık yapayalnız kalıyordu ruhen,özüne
dönemiyordu bir türlü..Hal böyleyken de yanlış tercihler sürekli devam ediyordu saha içinde.Ne Serdar
Özkanlar,Ergün Teberler,ne Mirkanlar,onun özüne uygun isimler değildi bi kere..Eskişehirsporla
çıktığı ilk lig maçında bu yola çıktığı isimlerin asla yerini tutamazdı bu
isimler.Ne Serdar Özkandan bir Hasan Hüseyin ya da Aytaç,ne Mirkandan bir Erkut,ne
de Ergün Teber’den bir Tarık olmazdı,olamazdı..O günkü Bursa maçından sonra
Hasan Hüseyin’le Erkut’u dilinden düşürmeyen Ertuğrul Sağlam gitmiş yerine
alakasız,özünü kaybetmiş bir Ertuğrul Sağlam gelmişti
artık,yapayalnız,çaresiz.Mazide kalıyordu artık bu görüntüler..Neden Passolig Almayalım¿
Fikstür çekildi, insanları ister istemez yeni sezon heyecanı sarmaya başladı fakat kafalar şu an için oldukça karışık. Sebebiyse pek tabi ki Passolig.
*****
Passolig alacağını söyleyenlerin tutundukları dallara da bir değinelim.
Yıllardır imkanı oldukça her maçına gitmiş, maç olmayan haftalarda sudan çıkmış balığa dönen romantik tribüncülerimiz alt yapı ya da passolig gerektirmeyen başka bir branşı destekleyebilir. Ha eğer tutku dediğimiz şey ESKİŞEHİRSPOR değil de A takım düzeyinde oynanan FUTBOL oyunu ise orasını bilemem.
Alt yapıdaki çocukları destekle, yeni Alper Potuklar çıkmasına katkı sağla. ''0'' maliyetle milyon liralık topçu çıkarabilmek, İstanbul devşirmesi kaşarların kaprislerini çektiğin 90 dakikalık sürede takıma verdiğin destekten çok daha fayda sağlar çok sevdiğin kulübüne.
(Hem oralarda en azından şu an için meşalene konfetine de karışmıyorlar.)
''Ya takım küme düşerse''ciler ;
''Bu sezon yaptığımız transferler ortada, işimiz zaten zorken yalnız mı bırakalım'' şeklinde mevzuyu bizlere savunarak günü kurtaralımcılar.
Onların anlamadıkları şey ise tüm vücut tehdit altında, gerekirse bu sezon parmağı kesmek gerekliliği. Senin bu sezon kaybetmeyi göze almadığın parmak bir kaç yıl sonra bütün vücudun işlevlerini yitirmesine sebep olabilir.
Dip Not : Alt liglerde tribün daha tribün, futbol daha futbol. O günleri görmüş geçirmiş bir çok kişi oradaki karşılaşmalarda, mütevazi kasabaların stadlarında aldıkları hazzı Süper Lig'de alamadıklarını sık sık dile getirirler. Bu kötü durum bile aslında bir fırsat.
''Şiddet ve düzensizliği önlenecek''ciler ;
Kart olmadan bunu yapmamaları için bir sebep yok ki. Meşale yakanı, kavga çıkaranı terörist olarak görüp stadyumlardan zaten men ediyorlar. Ben de o teröristlerden birisi olarak şunu biliyorum ki 6222'ye göre suç olan şeylere müdahale etmeleri için stadyum kameralarına cüzi miktarlarda yapacakları yatırım yeterli. Senin cebinden ekstra para gondiklemelerine gerek yok.
Eskişehir Atatürk Stadyumu eski deplasman tribünü mevkiisine dikilen gecekondu polis kulesinin zaten her türlü yasa karşıtı şeyi çözebilmesi gerekmiyor mu? Ama yok, doymadılar..
Dip not : İtalya'daki ''Tessera Del Tifosso'' adlı yasa da bizim önümüze konulan tarzda içeriğe yakındı. Bu yasa sonrası tribünlerdeki boşluklar artarken, şiddet sokaklara sıçradı ve tüm kavga/gürültü hayatın tam içine oturdu.
Alttan gelen nesili de inanılmaz eritecekler..
Daha önceleri uygulanmaya başlamış ve zamanla oturmuş bilet sistemini kökünden değiştirmek için epey geç kaldık. Fakat e-bilet mevzusu henüz oturmadı ve buna engel olma şansımız var. Şu an önüne konulan sistem hem fişliyor, hem şuraya otur diyor, hem de bunlara rağmen üste para vermiyor üste para alıyor, o para kimlerin kimlerin cebine giriyor..
Dip not : E-Bilet öncesi sistemde kulüpler istediği takdirde kendi biletini kendisi basabilir ve kimseye komisyon vermek zorunda kalmayabilirdi, örnekleri var. Komisyon vererek alınan biletler de kulüplerin o işle uğraşmama isteği denilebilir.
''Beleşçileri bitirecek, bedava bilet yalan olacak''cılar ;
Yaşadığımız ülke Türkiye arkadaşlar.
Burada her şey kılıfına uydurulur. Bedava biletin dönüdüğü yerlerde zihniyeti beş kuruş etmeyen yöneticilerin ofislerinde passolig'e kredi yükleyici cihaz yerleştirmeleri de pek ütopik bir durum olmaz. Bunu da geçelim..
''Kafam karışık hemen almıycam''cılar ;
Kırması çok zor, elastik yapıda kart yapmışlar. Pes etme, kırılır..
Sonra da ara ''Müşteri Hizmetleri''ni ve iptal ettir kartını.
''Passolig almayanın bağlılığını sorgularım''cılar ;
Orda bi duracan.
Eskişehirspor veya X takıma bağlılık ve duyduğun aşk 90 dakika boyunca bir stadyuma sıkıştırılmış (.rar) bir yapıysa sokayım öyle bağlılığa..
Tuttuğun takımı kimliğin gibi hayatın her yerinde taşıyamayanlardansan zaten git en ön sıradan al pasonu.
Girmediğin maçın parasını kulübe bağışlamak,
90 dakikalık arta kalmış zamanını sokakta, alışverişte küçük çocuklara takımını sevdirmek/takımının misyonerliğini yapmak kimseyi daha az Eskişehirsporlu yapmaz.
Özellikle bizim nesilimiz tarihle övünüp ''Yok şöyle dik durduk'', ''Yok şuna boyun eğmedik'', ''Düzene tepki olarak doğduk'' diye atar tutar.
Geç bir aynanın karşısına da bir bak..
Bugüne kadar neyin karşısında durdun Allah aşkına söyle?
Yıllar önce Fenerli yöneticini 15-20 kişi protesto ettin.
Takımın bu sene Avrupa'dan men edildi skinde değil..
Eski stadyumun yerine genelev yapsalar gıkın çıkmayacak vaziyetteyken harbi harbi bu kulüp için ne yaptın?
Al karşına kendini bi sorgula, yanıtını biz bilmeyelim.
Kendini kandıramazsın..
Abiler, kardeşler;
E-Bilet yıllardır toplanan koçanlı/yaprak biletlerin mirası olan görseline ruhumuzu kattığımız kombinelerin; unutulmaz maçlarla ilgili elimizde, dolabımızda saklayabildiğimiz en somut materyal olan biletlerin, birçoğumuzun da geçtiği yollarda yürümeye çalışan ''Abi beni de içeri soksana''cı ufaklıkların sesi olma vazifesine bizleri itiyor.
Öümüze konulan dayatmaya, sevdamıza uzatılan ellere ilk defa omuz omuza ''Hop, ne ayaksın?'' deme fırsatını çöpe atıp kolayına kaçmayalım.
Bağzı milyon taraftarı olan kulüpler bile kombine bilet satabilmek için şimdiden başladı futbolcuların tribün yaptığı reklamlara..
Önceleri bu dönemlerde çatır çatır satılırdı o kombineler, bu bile belli bir noktaya daha başlamadan bile ulaşılmışlığın kanıtı olarak gösterilebilir.
Kulüp yöneticileri taraftarın önemini ve ciddiyetini böyle böyle anlayacak, önlerine konulan her yasaya eyvallah çekmeyecek, bu tür şeylere balıklama atlamaları bu şekilde engellenecek başka yolu yok.
''Şunu uygulayalım'' dediklerinde ''Ama taraftar kabul eder mi?'' diyebilecekler.
Ağızları yansın bi hele..
İlerde bize ''Bu sisteme nasıl izin verdiniz?'' diye sorduğunda çocuklarımız,
''Karşı çıktık, mücadele ettik ama olmadı'' der ve ekleriz ;
''Ama önümüze konulana da kolayca boyun eğmedik''
Bu noktada alana da almayana da saygı duymak?
Alanlar zihinlerde bu savaşta bir senesini feda edenleri yalnız bırakanlar olarak yer edinecek.
-Ya kaybedersek?
''Savaşan kaybedebilir. Savaşmayan çoktan kaybetmiştir'' der Ernesto Che Guevara.
O zaman her beraber gireriz stadlara Allah ne verdiyse..
Dip notun dibi :
''Emre sen cezalısın zaten o yüzden böyle rahat konuşuyorsun''cular ;
-He babaye he babaye he..

























