Daha Güçlü 50 Yıllar İçin.. (O Köy Bizim Köyümüz)

 2009-2010 sezonunda Eskişehir’de oynanacak bir maç öncesi, bir İstanbul kulübünün, Mahmudiye ilçemizdeki bir okula ürünlerini hediye etmesi ve bunun taraftarımız tarafından öğrenilmesi sonucu
oluşan tepki ile Ocak 2010’da Mahmudiye’deki öğrenci kardeşlerimize hediye edilen Eskişehirspor formaları ile başlamıştı hikayemiz.

Mahmudiye ile başlayıp, sonrasında ''Devamı da gelmeli'' diyerek ilçedeki merkezi sınavlarda en başarılı okulu belirleyerek Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han ve son olarak geçen Cuma günü Sarıcakaya ile devam eden Eskişehirspor’u şehir merkezi dışındaki minik yüreklerle ulaştırma hikayemiz, kısaca ''O Köy Bizim Köyümüz'' organizasyonumuzda henüz buluşamadığımız 5 ilçemiz kaldı. Her ne kadar sportif anlamda başarısız bir sezon geçiriyor olsak da 50. Yılımızı kutladığımız bu yılda amacımız kalan 5 ilçemizin tamamına ulaşmaktır.

Kimi zaman imzalı bir formanın açık artırmaya sunulması, kimi zaman bazı tayfa veya gurbet oluşumlarımızın masrafları üstlenmesi, ağırlıklı şekilde de renkdaşlarımızın bireysel katkıları ile finansmanın sağlandığı, maddi olarak yönetim ve sponsor desteğinin kabul edilmediği organizasyonumuzda bugüne kadar güzel bir imece ortamı yaratılmış, birlik ve beraberlik bağlarımız kuvvetlenmiş, gelecek nesillere Eskişehirspor sevgisi aşılanmaya çalışılmıştır. (Paketi açılmamış sıfır telefonunu bağışlayarak satışından elde edilen parayı onlarca çocuğun yüzünde tebessüm oluşması adına bağışlayan renkdaşımızı da not düşelim).

Kalan 5 ilçemizde ulaşmamız gereken toplamda 985 öğrencimiz var ve bir forma için aldığımız en uygun fiyat olan 6.5 TL'den 6402,50 TL gibi bir meblağ toplamamız gerekiyor. Bu fiyatın altında fiyat bulabilen olursa bunu de seve seve değerlendiririz. (Önceki organizasyonlarda formalar çok daha az sayıda yapıldığından forma maliyeti 10 TL'ye kadar çıkabiliyordu). Kalan ilçelerimiz, okul adları ve öğrenci sayıları aşağıdadır:

İnönü - Şehit Ali İhsan İÖO (183)
Mihalgazi - Mihalgazi İÖO (194)
Mihallıççık - Hürriyet İÖO (217)
Seyitgazi Kırka Atatürk İÖO (264)
Sivrihisar - Atatürk İÖO (127)

Daha güçlü 50 yıllar için tüm renkdaşlarımızın desteklerini bekliyoruz.

Ziraat Bankası Şube Kodu : 0771 Hesap No : 50821199 5001
IBAN : TR80 0001 0007 7150 8211 9950 01

Vakıfbank Şube Kodu : 0020 Hesap No : 00158007296356406
IBAN : TR23 0001 5001 5800 7296 3564 06

İş Bankası Şube Kodu : 4400 (Eskişehir) Hesap No : 4180721
IBAN : TR86 0006 4000 0014 4004 1807 21
(Hesap İsimleri : Emre Angı)

Toplanan para ve harcama bilgilerini alttaki linkten takip edebilirsiniz
http://www.eskisehirspor.com/forum/forum_posts.asp?TID=2745&PN=93 

Aklınıza takılanlar, kampanyaya elden katılım bilgileri ve yapılan havale/eft bildirimleri için dahaguclu50yillaricin@hotmail.com 'a e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz.

Adam Mert...

Türkiye'de futbolun uyku modunda olduğu bir sezondayız.

Başkanlar öfkeli, hakemler şaibeli,
Tribünler boş Demirören'e hava hoş
Heyecan düşük, özlem yüksek,
Futbolu yönetenler alçak, Anayasa'nın Passolig yolları tümsek..

Hayatın bodozlama içinden konuşacağız bu kez, baya içinden;
Mert'den bahsedeceğiz.

Türkiye 2 gündür paylaşılan 4-5 dakikalık video ile tanıdı O'nu. 1.25'ten aldığı çorapları 2 TL'ye satışından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gelen fatura ile Bayburt'un ısıtılabileceğine kadar beyin hücrelerimizin ırzına geçen bir video.

Almanya'da yaşayan ve yaklaşık 2 hafta önce Türkiye'ye gelip Eskişehir'deyken Mert'i tanıyıp ondan çorap alan Celalettin'in malum videoya denk gelip beni ve Sinan'ı etiketlemesiyle gördüğüm video..

Kankimdir demek istemiyorum bu video sonrasında üzerinden prim yaparmışcasına, o temizliğine kendimi bulaştırasım yok gerçekten..

Yaklaşık 2 aydır tanışıyorum Mert ile.

Eskişehir'in merkezinde 2 aydır çalıştığım oyun merkezine gelir fırsat buldukça.
Aklınızdan gündüzün içinde, aldığı jetonlarla kendinden geçen bir çocuk geçmesin;
Televizyonlarda ''Haydi çocuklar yatağa'' ibareleri belirdiği saatlerde gelir bu Adam.

O'nun yaş grubunda en az O'nun kadar sokaklarda olan diğerlerinin kötü alışkanlıkları, insanları rahatsız eder davranışları gibi sebeplerle ''Yaşınız tutmuyor'' gerekçesiyle alınmaz bizim oraya. Bir çocuğun oyun merkezine alınmaması gerçekten şöyle bir bakıldığında insafsızlık gibi gözükebilir fakat gerçekten bahsettiğim kardeşlerin de ne kadar fırlamalıklar yaptığını az çok tahmin edebilirsiniz. Bu vicdan muhasebesi noktasında çıkar gelir Mert, geçer Pes atar, Langırt/Ice Hokey oynarız. Son günlerde motosiklete sardı..

2 TL jetonlar..
Mert 2 TL atar, 3 tane ister, ben 2 tane veririm. Burda işletme zarar eder falan değil mevzu, ''Bu Adam'ın bizim yardımımıza ihtiyacı yok'', bu Adam dilenci değil. Herhangi bir acıma duygusu hissettirmeden özel olduğunu inceden hissettirmeli.

Salon rahatta ise Pes oynarız ücretini bazen alırım bazen almam, çay varsa içer o gün doğum günü organizasyonu olmuşsa pastayı bölüşürüz. Bazen müsait olmayınca oyunlarında bizim arkadaşlarla takılır, attığı gol sonrası ağır çekim izleriz.
Müdür hanım da çorap alır Adam'dan.

Babasıyla gelen 7-8 yaşlarında bir ufaklık daha var bizim oranın müdavimi, özellikle okulların tatil olduğu hafta sonları akşam saatlerinde gelirler. Mert de ordaydı bir gün geldiklerinde, içim cız etti babasının elini sıkı sıkı tutup içeri giren ufaklık ve Mert aynı ortamda. Ufaklığın babası sigara içmeye çıktı, Mert'le kapıştılar Pes'te. ''Senin baban var ama ben seni yenerim'' gibi bir güç gösterisi yapmadan oynadı Adam, çocuğun babası gelince yediği golü izletirken ''Senin çocuğun maşallahı var abi'' dedi Adam, bir daha koydu..

Video patlamadan 1 hafta kadar önce telefonumu kullanmak istedi, annesini aramak için.
Ertesi gün geldi yine aynı şekilde aradık annesini, konuştu.
''Şu kadar topladım'', ''Alınacak bir şey var mı?'' gibisinden.
Paralarını çıkarıp önümde sayar annesine hasılatı aktarırken ''Sana güveniyorum bak'' gibisinden kurduğu cümlelerle beni benden alır bu Adam.

Bir çok pisliğin elinde 3-5 saat zevkine meze yapacak kadar güzel paralar olur bazen elinde, dikkat etmesini söylerim bütün gün soğuktan donan elleriyle kazandığı kağıt ve metal parçaları heba olmasın.

Annesiyle yaptığı konuşmalar sonrası merak ettim bir gün Pes atarken.

Annen baban çalışıyor mu?
-Hayır
Okul ne alemde?
-iyi gidiyor.
Kaç kardeşsiniz?
-6
En büyüğü sen misin?
-Abim var
Çalışıyor mu abin?
-Hapiste

Buradan sonra sorulacak her soru rahatsız ediciydi, kapattım orada konuyu.
Abisinin neden hapiste olduğu, anne ve babasının neden çalışmadığı gibi şeyler videoda söylediği saray faturaları kadar anlamsız ve onun engelleyemeyeceği şeylerdi çünkü.

Dün de montunun içinde/üzerinde bir İstanbul takımı ürünü vardı bozuk attım biraz. ''Abi sevmiyorsan yırtayım'' dedi Adam;
Koydu kalbimin ortasına.

Bu Adam'ın Emre'den gelecek jetona, Ahmet'ten gelecek yemeğe, Ayşe'den gelecek giysiye değil, hakettiği güzel geleceğin altını doldurmamıza, böyle Adam'ları düşünerek ülkeyi olabildiğince boka sardırmamamıza ihtiyacı var.
Kavga ve nefret tohumlarından arındırılmış, herkesin hakettiği gibi yaşadığı bir gelecek..

Endişeleniyorum ki Türkiye'de Mert'e layık ne bir iktidar, ne muhalefet ve belki de ne de bizler varız;
Layık değiliz lan hiçbirimiz sana..

Ve ümitliyim ki Mert gibi videosu düşmeyen niceleri olsun ki önce sokaklarına, sonra mahallerine, sonra şehirlerine, sonra da ülkeye yaşama ümidi yüklesin, sevgi/saygı bağlılığı kazandırsın bokta olan bu düzene sifonu çeksinler,
Biz ölelim onlar yaşasın ulan!


Bir paragraf da Ekşi'den : elbette yanına bırakmayız bu halleri. daha toy, gözleri açılmamış. biraz daha büyüsün, kendimize benzetiriz. benzemezse ya gaz fişeğiyle gözünü kör ederiz ya da üniversite kampüsünde atar damarını kesiveririz, ya toplanır linç ederiz ya da tecavüz ederiz. en kötü ihtimalle sindirir, sesini keseriz. burası türkiye, yok öyle...

Haklıyız, titriyorlar!

2014-15 sezonunun başlama düdüğünden itibaren medyasından yöneticisine, futbolcusundan/teknik direktörüne/taraftarına büyük bir sınav veriyoruz ''e-bilet'' dayatmasına karşı.

Mevzu herkesi ilgilendiriyordu. Taraftarı diğerlerinden ayıran en büyük unsur ise yüreğini/hayatını ortaya koyuyor olması ve sonuç olarak bu sınavda en zor durumda kalanı olması..

Dayatmayı reddedenler gibi dayatmaya yenik düşerek stadyumlarda yer alanların çoğu da tercihini bağlandıkları renklerin menfaatine olduğu düşüncesiyle yapıyorlar. 
Kulübün menfaatleri noktasında kimimiz ''Küme düşme/Şampiyonluk'' tarzında bugünün, kimimiz de gelecekte özgür tezahürat, kafesleşmemiş stadyumlar ile gelecek nesille daha sağlam temeller için yarınların kaygısını taşıyoruz. Her ikisinin kaygısına sahip olanların oranı oldukça yüksek ve herkes içinde ağır basanı, vicdanını rahat ettireceğini düşündüğünün mücadelesini veriyor.

Sosyal yaşantımızda ayrımına varamadığımız birçok konuda olduğu gibi bu konuda da çok sivriyiz içerdekiler ve dışarıdakiler olarak. 

Bir siyasi iradeyi top yekün kabul edenlerin ''Kim olsa çalacak, helal olsun'' düşüncesi, muhalif kesimlerin ise iktidar tarafından yapılan doğrulara ''Muhalefet Gözlüğü'' ile bakarak ''Bu hareketleri doğru'' demeyi kendisine yedirememesi gibi bir durum var. 

passolig alan hain, almayan kahraman / passolig alan kahraman, almayan hain..

Evet, her ne kadar bana ters gelse de stadyumda yerini alanların tıpkı bir madde bağımlısı gibi orada olma gerekliliği içinde hissedenleri, bunu gerçekten içlerindeki sevda ile yapanlarını bir nebze anlıyorum fakat aynı gün aynı saatte oynanacak u21 deplasmanına gidenlerin A takım maçına gidenlerle aynı kontrol noktasında durdurulduğunda ''Siz şöyle azınlıksınız'', ''A takım maçına gelmeyen şöyledir böyledir'' şeklinde tepki görmesi yanlış, tepki gösteren büyüğümüzün ise konuşmadan 2-3 saat  sonra 6222'den işlem görmesi ise trajikomik bir durumdur. Azınlık isek bizimle ne işin var dayıcım?

Malum dayatmayı kabul edip etmemek noktasında içinden geleni yaparak ''Vicdanım böyle daha rahat'' kafasındaysa bireyler, vicdanın kabul etmediği şeyleri yapmalarını onlardan beklemek bu noktada en büyük yanlış olacaktır.

''Biz içerde protesto ederiz'' deyip de stadyumda ses çıkarmayanlarla - ''Biz alt yapı maçı kovalarız'' deyip de o sahaların yolunu bulamayanların yok birbirlerinden farkı. ''passolig aldın hainsin'' - ''maça gelmedin hainsin'' çıkarımını ''Körü körüne'' yapanların tüm yanlışları doğru olarak gören iktidar tutkunlarından, doğruları bile yanlış olarak görmeye kendini şartlandırmışlardan yok bir farkı..

Ülke olarak da tribün olarak da ileri gidilemeyişin sebebi bence kesinlikle budur. Doğruya adamına göre yanlış, yanlışa adamına göre doğru olarak bakanların doğruya doğru, yanlışa yanlış diyenlerden fazla olması sıkıntımız..

--------------------------

Gelelim sezonun başlama düdüğünden bu yana yaşanılan sürece:

Gezi parkı olaylarının temelini oluşturduğu, derbi/yüksek gerilimli sayılan karşılaşmalarda yaşanılanlar öne sürülerek karşımıza apar topar çıkarılan bu dayatmanın babası ''Devlet'' olduğu için kulüp başkanlarımız çıkıntılık yapmamak, ticari işlerini, belki bi parça da olsa ''Kulüplerini'' sıkıntıya düşürmemek adına ses etmediler; Zaten taraftar ske ske gelecekti..(!)

Lakin o iş öyle olmadı. 

Mevzuyla ilgili yapılan muhabbetlerde ''Olacak iş değil'', ''Gücümüz yetmez'' şeklindeki olumsuz düşüncelere yaklaşımım  ne mutlu ki tahmin ettiğimden daha kısa sürede gerçekleşti. 

''Kulüp başkanları, futbolcular, medya konuşamaz ağızlarına acı biber sürerler'' noktasında birleşiyordu ''Biz başaramayız'' düşüncesinde olanların çoğu.

''Gitmeyeceğiz''! 
Önceleri görmezden gelecekler. Sezon başı diyecekler, takımlar istenilen düzeyde değil gibisinden konuşacaklar, yavaş yavaş sisteme entegre olup stadyumları dolduracağımızı düşünecekler.

Bir zaman gelecek farkına varacaklar ''Ske ske gelmeyeceğimizin''. Farkına varacaklar  ''Futbolcunun ettiği küfürler''in stadyum doluyken nasıl arada kaynadığının.

Farkına varacaklar bilet gelirlerinin büyük oranda düştüğünün..

O zaman başlayacaklar konuşmaya, o zaman daha da güçlü olacağız..
yönündeydi düşüncelerim.

İlk başlarda görmezden geldiler, almadılar ağızlarına o illetin adını. 
Sezon başı dediler, 1-2 haftaya kırarız direçlerini..

Gol sevinçlerinde tribünü yansıtamadılar, hazırlıksızlardı. 
Neyse ki haftalar geçtikçe buldular çaresini, zoomladılar yanyana gördükleri 30-40 kişiye açtılar mikrofonların sesini. (Birkaç yıl önce bir Gaziantep maçında yapılan tribünden gelen etkili performansın tvye yansımış halini bile geçtiler teknolojileriyle)

Nihayet taraftarın stadyumlarda olmaması konuşulmaya başlandı birkaç hafta sonra. 
''Transferler beğenilmiyor'', ''Takım cacık o yüzden'', ''Türkiye'de futbol kötüye gidiyor evde İngiltere Premier Lig izliyorlar'' gibi dahiyane sebepleri dile getirdi spor yorumcuları.
Bu noktada malum firma reklama yüklendi, yapılan şikayetler üzerine hazırladıkları reklam yasaklandı. Bunun şaşırmışlığı ile 6222 sayılı kanunu en açık ihlal eden spor programlarına sponsor olacak kadar ironik reklam kampanyaları oldu.  
Milli eğitimciler aldıkları talimatlarla çocuklara bedava kart verdi, kulüpler kampanyalar yaptı.. Satılan kart sayısını şişirdiler de şişirdiler, kart satışının puan durumunu paylaşıp taraftarı gaza getirme planları da yemedi sayılar kağıt üzerinde bir miktar artsa da stadyumlarda görüntü hemen hemen aynıydı.

Bu süreçte alt yapı maçlarında, amatör branşlara yönelen taraftarlar ve olaysızlık vardı. 
Bursa taraftarı Eskişehir taraftarını ''E-Bilet almamışsınız, başımız üstünde yeriniz var'' diyerek ağırladı Vakıfköy Tesisleri'nde. Olay çıkarmaya müsait bir ortamda yanyana asıldı pankartlar, aynı telin arkasında söylendi besteler, aynı telin ardında yaşandı gol sevinçleri,
Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftar grupları kendi aralarında maç düzenleyip verdiler mesajlarını, 
İzmir takım taraftarları yürüyüş düzenledi..

Stadyumda olmayan ''Futbol Teröristleri'' daha nicelerini yaptı bu olumlu hareketlerin.

''Holiganların işine gelmiyor o yüzden stadyumlar boş'' diye zırvalayanların bahsettiği kişilerdi bunlar. Aynı dönem passolig uygulanan diğer profesyonel maçlarda ise küfür, sahaya girme, koltuk kırma gibi şeyler devam ediyordu. Bu terste bir işlik vardı.

Ske ske stadyuma gitmeyen bizler ske ske gerçek sorunu gündeme getirmelerini sağladık.

İlk haftalar alt ligdeki birkaç teknik direktörün dile getirme cesareti gösterdiği sıkıntıyı Beşiktaş JK teknik direktörü Bilic, Galatasaray futbolcusu Hamit gibi isimler de dile getirmeye başladı. Güdümlü kalemler bile ''Yahu bu sistemin ne zararı var?'' deseler de mevzunun özünü ekranlardan ve gazete köşelerinden dile getirmeye başladılar.

Kalemi güdümsüz olanlar sorunun bir an önce çözülmesini isterlerken, güdümlü olanlar ise yine taraftarın çözülmesini bekliyorlardı. 

Haftalar geçti, ligin çeyreği tamamlandı stadyumlar hala boştu.. 

''Devlet Baba''ya ses çıkartamayan başkanlarımızın oluşturduğu Kulüpler Birliği hakem hataları ve pasolig gündemiyle toplandı. ''Gidişimiz gidiş değil, sonumuz geliyor'' cümlelerini konuşacak raddeye gelerek spor bakanı ve cumhurbaşkanına sıkıntıları anlatıp bir çözüm bulunmasını istediler. 

Akabinde spor bakanı açıklama yaptı ''Sistem devam edecek'' diye..

18 Kasım saat sabahın 5.30'ydu bu açıklama televizyonda alt yazı olarak geçerken. İç geçirdik, kapattık televizyonu ve tren garına, Ankara'ya doğru yola koyulduk. 

Erken gidişle yapılan Anıtkabir ziyaretinin ardından 10.30 gibi Ankara Adliyesi'ndeydik. İnsanlar orada atkılılar ve diğerleri olarak ayrılıyordu, renklerin önemi yoktu. Saat 11.00'de başlaması gereken duruşma 13.00'e doğru başladı. 
Hakimin ''İnsan''a verdiği değer neticesinde salonda ayakta duran taraftar görmek istemediğini belirtmesi üzerine verdiği molada mahkeme koridorlarındaki sandalyelerin ucundan tutularak ''Duruşma Tribünü''müzü el birliğiyle inşa ettik salona. Molanın ardından salona gelen hakim tebessüm etti ve duruşma başladı..

Saatlerce süren duruşmayı çıt çıkarmadan takip etti insanlar. Ne acıkma, ne başka bir iş.. Hiçbirisi oradaki davadan önemli değildi. 

Taraftarı savunanlar e-biletçilerin yanlışlarını söylüyor, yapılan hatalardan bahsediyor e-biletçiler ise karşı tarafın muhattap alınıp alınmamasını, dava açma yetkisinin olup olmadığını soruyordu hakime. Davacı derneğin muhattap ve yetkili olduğuna dair kesinlik kazanmasının ardından iddaaları çürütmeye, yapılan yanlışları ''Başka bankalarda da aynısı olmuştu'' şeklinde meşrulaştırmaya çalışıyordu e-biletçiler, ardından yine yükleniyordu bizimkiler.
Mahkemenin sonlarına doğru hakimin ''Uzlaşma ve Arabuluculuk'' teklifi taraftar derneği tarafından reddedildi e-biletçilerde ise TFF vekili ''Uzlaşalım'' derken banka vekili ise hakimin teklifini kabul etmediklerini dile getirdi.

Duruşma sırasında ''Ulan, mevzu yine ertelenir böyle böyle zaman kazanırlar'' düşünceleri içinde rahmetli Kemal Sunal'ın ''Davacı'' filmi geliyordu akıllara.

Sonuç olarak ''Bir yol olmaz'' olarak bakılan dava Tüketici Mahkemesi' nden Anayasa Mahkemesi'ne taşındı. Salonda bulunan taraftarlar olarak ilk anda idrak edemesek de mevzuya hakim olanların ''Büyük kazanım'' yorumları ile deplasmandan alınan puana sevinmekle birlikte Anayasa Mahkemesi'nde alınacak galibiyet için oldukça umutlandık. 


Beyler,
Duruşma salonunda malum banka vekili avukatın ELLERİ TİTRİYORDU..
Şu an gelinen noktanın en somut halidir bu.

Ekstra bir öne çekme vs. olmadığı takdirde Anayasa Mahkemesi için verilen dava tarihi 30 Haziran 2015 ve bu süreçte herkes kendi vicdanı nasıl rahat edecekse onu yapsın.

''Taşı delen suyun kuvveti değil damlaların sürekliliğidir''
#EBileteHAYIR 

Dip not : passolig'in tek getirisi güzel bir elek olması,
Abi ve kardeş olarak gördüğümüz insanlardan hiçbir şekilde duymayacağımız şeyleri duymamıza, öğrenemeyeceğimiz düşünceleri öğrenmemize vesile oldular,
eyvallah. 

Çileli Doğmuşuz Zaten Ezelden..

Alttaki pankartta da dediği gibi 1965'ten beri direnen Eskişehirspor bugünki konumuz.Zeki Müren'in de seneler önce söylediği gibi ezelden çileli doğmuş harbiden Eskişehirspor ve taraftarları..




Eskiden buraya yazmak için zevkle girerdim,iki senedir fark ettim ki  blog’un yüzüne bile bakmamışız.Tabi bunda blog’u unuttuğumuz gelmesin akla hemen.Blog’luk bi durum değil.Hem twitter aleminin piyasaya çıkması,insanların okumaktan üşenir hale gelip 140 karaktere herşeyi sığdırması,hem şike sürecinden bu yana ülkedeki futbolsuzluk.Ne yazabilirsin ki şu ortamda,futbolla alakalı ?

Ülkede futbolun f’sinden eser kalmamış,her gün ayrı bir skandal.Ligin durumu,milli takımların ,tribünlerin hali ortada kısacası futboldan  kimsenin zevk aldığı yok.Neyse bu klişe konulara girmeyeceğim zaten bu konu hakkında hemen hemen herkes birşeyler karalıyor.Aynı şeyleri temcit pilavı gibi tekrar tekrar ortaya koymanın bir manası yok.


Asıl değinmek istediğim tek bir konu var,o da Eskişehirspor’un yazının başında da bahsettiğim değişmeyen makus talihi..Eskişehirspor kurulduğu yıldan beri bir türlü rahat gün yüzü göremeyişi.. 


Bana birisi bu sorunun cevabını versin.Her döneminde mutlaka birşeylere karşı mücadele,hep bir kaos içerisinde.Alt liglerdeyken,tek gayesi hakettiği yere dönmek,İstanbul takımlarına karşı zamanında yenilen hakkını geri kazanmak. Zaman geçiyor,2008 yılında bu amacına ulaşıyor ve hakettiği yere nihayet dönüyor.Derken günler,aylar geçiyor Eskişehirspor bakıyorsunuz artık o hakettiği yerde zirveye oynayan takım oluyor,kupa finalleri,yarı finaller  oynuyor,ligin gediklisi bir takım haline geliyor.Tam herşey yolunda gidiyor derken Eskişehirspor ya bu rahat durmaz,bi anda şike skandalı patlak veriyor,olayların ta içerisinde buluveriyor kendini.Hoppala yine bi mücadele,yine bi skandal,kaos..Arkasından  yönetimin yaptığı bitmek tükenmek bilmeyen yanlışlar zinciriBi iki sene de böyle geçiyor derken geçtiğimiz sezon gelen kongre süreci,yönetim değişiyor,diyoruz sıfırdan başlangıç olsun,Eskişehirspor hakettiği yerlere artık dönsün,siliveriyoruz geçmişi. Halil Ünal yönetimi oyundan alınırken,Mesut Hoşcan yönetimi oyuna dahil oluyor.A’dan Z’ye bir değişiklik en tepede,hoca da değişiyor tabi ki,Ersun Yanal oyundan alınan isim olurken yerine karakteriyle,duruşuyla,gittiği her takımda tıpkı bir gerçek taraftar gibi o takımı sahiplenmesiyle
bilinen,şu ülkede şüphesiz Eskişehirspor adına en çok yakışacak isim olan Ertuğrul Sağlam ve ekibi geliyor.Bir umut ışığı iyiden iyiye gösteriyor kendini.

Vira bismillah diyerek başlıyoruz sezona..İlk hafta evimizde Bursaspor maçı.90 dakika sonunda 2-0 alıyoruz maçı.Bu maçın skorundan öte daha da önemli olan bişey varsa o da maçta sahada olan kadro.Değişim dedik ya,ilk maç bakıyoruz sahaya o da ne Aytaç,Tarık,Erkut,Hasan Hüseyin hepsi sahada.Tazecik,futbola aç,yeni yüzler,yeni genç isimler ..İyiden iyiye güneş doğmaya başlıyor en tepemizde.Ligin ilk yarısını iyi bi yerde bitiriyoruz,2.yarının başında o kabus Bursa maçları derken formsuz  başlıyoruz devreye.Bursa’nın da yardımıyla gruptan son maçı kazanarak çıkıyoruz..Ligde bir türlü o gelmeyen galibiyetler,kupada yarı finale çıkmış olmamız derken bir anda Eskişehirspor ligi bırakıp bütün
odak noktasını kupaya veriyor.Artık tek hedef kupa..Yarı finalde Antalya’yı 30 dakika top oynayarak geçiyoruz,ve artık final..Bu saatten sonra lig kimin umurunda,şehir kenetlenmiş kupaya takımıyla,taraftarıyla,başkanıyla,hocasıyla vs..7 Mayıs günü Konya’da Galatasaray karşısında maç boyu iyi de oynayan Eskişehirspor Galatasaray’ın kalemize bir kere gelmesiyle golü buluyor,umutlarımızı da başka bahara bırakıyor.Yenileceksek de böyle yenilelim diyor,maç bitiminde sanki kupayı alan Eskişehirspor olmuş gibi orada stadın yarısını dolduran taraftar “ Şaampiyon” diye çağırıyor takımını tribüne..

Böylece sıfırdan başlangıcın ilk sezonunu geride güzel hatıralarla bırakıyor,artık önümüze daha yüksek hedefler koyarak giriyoruz.Bu sene artık hedef lig diyoruz.7’den 70’e herkes  ilk sezon kupada gösterilen bu başarıyı ikinci sezonda ligde bekliyor şehirde.Bu beklentiyle açıyoruz sezon başını.

Derken bir anda yine o makus talih kendini gösteriyor.Eskişehirspor ya bu,illa bişeyler ters gitmeye başlayacak,rahat durmaz.İlk önce Ertuğrul Sağlam’ın teknik direktörlük kariyerinde yanından ayırmadığı Mutlu Topçu hoca Kayserispor’un başına teknik direktör olarak geçiyor.Kayseri’de kariyerini parlatan,Bursa’da bu kariyerin zirvesine ulaşan Ertuğrul Sağlam’ın bu başarılarında futbolculuk dönemlerinde de Beşiktaş’ta yıllarca beraber oynadığı Mutlu hocanın payı inkar edilemez.Mutlu hoca,Ertuğrul hocayı her zaman arkadan itici bir gücü olmuştur bugüne kadar.Hani dedim ya en başta Ertuğrul Sağlam ve ekibi diye,işte kastettiğim asıl nokta buydu.Türkiye’de teknik direktörlerin geneli hemen hemen hepsi sadece ismiyle bahsedilirken Ertuğrul Sağlam daima ekibiyle bir olmuştur.Ertuğrul Sağlam teknik direktörlük kariyeri boyunca elde ettiği başarılarını hiçbir zaman tek başına yapmamıştır.Futbolun bir ekip işi olduğunu gösteren,birlik-beraberlik olmadan hiçbir başarının gelmeyeceğini,Simon Kuper’in dediği gibi “Futbol asla sadece futbol değildir” mentalitesini ispatlayan hocaların en başında gelir ülkede Ertuğrul Sağlam.Ertuğrul Sağlam ismi bugün Türk sporunda bir marka olmuşsa, her zaman bu işi bir ekip olarak yapmasından kaynaklanır.Mutlu hocanın onun yanından ayrılması makine dişlisinin bir dişinin kopması gibi..

Mutlu hoca ayrılınca yerine gelen Ümit Bozkurt onun için bir yedek parça olamadı,dolduramadı o boşluğu,olamazdı da zaten..Çünkü aynı kelimeleri konuşmuyorlardı,aynı kafada değillerdi Ertuğrul Hocayla.İtici bir güç olamadı Ertuğrul Hoca için,bunu ne o yapabildi ne futbolu 2 yıl önce bırakmış olan tecrübesiz  Ömer Erdoğan.Hal böyle olunca da yalnız kaldı Ertuğrul Sağlam. 


Eskişehirspor’un makus talihini etkileyen olaylar zincirinde Mutlu hocanın ayrılması tek başına tabiki de yetmezdi,yetmeyecekti.Bir de sezon başlamadan Passolig skandalı patlak verdi.Tarihi boyunca asla siyaset malzemesi olmayan,hiçbir ranta sevdasını asla malzeme etmemiş,bu sevdasını her daim "siyasetüstü" olarak görmüş  Eskişehirspor taraftarına bir de Passolig denen siyasi rant ürünü olan bu dayatmayı getirip  koydular önüne,zaten can çekişen futbola ülke genelinde bir de bu dayatmayla öldürücü darbeyi indirdiler.Hal böyle olunca Eskişehirspor taraftarı pek tabiki bu dayatmayı kabul etmeyecekti,edemezdi çünkü özüne aykırıydı bi kere. Sevdasını yüreğine gömdü,bağrına taş bastı,bundan sonra bizde dışarda destekleriz sevdamızı dedi.Mesut Hoşcan yönetimi de bu siyasi dayatmaya ses çıkarmayıp taraftarı yalnız bırakınca,Mutlu hocanın ayrılışıyla kulübede yalnız kalan Ertuğrul hoca, statta da kalakaldı öylece..Ülkede futbol çoktan bitmiş,çift okeye dönüyordu artık.Gerek yönetim gerek futbolcular Ertuğrul hocanın belki bedenen yanında  gözüküyordu o sahada  ancak özünde onu anlayan,onu tamamlayan kimse kalmamıştı artık..16 Mayıs 2010 akşamında Bursa’da bu birlik-beraberlik kariyerinin zirvesini yaşayan Ertuğrul hoca da artık yapayalnız kalıyordu ruhen,özüne dönemiyordu bir türlü..Hal böyleyken de yanlış tercihler  sürekli devam ediyordu saha içinde.Ne Serdar Özkanlar,Ergün Teberler,ne Mirkanlar,onun özüne uygun isimler değildi bi kere..Eskişehirsporla çıktığı ilk lig maçında bu yola çıktığı isimlerin asla yerini tutamazdı bu isimler.Ne Serdar Özkandan bir Hasan Hüseyin ya da Aytaç,ne Mirkandan bir Erkut,ne de Ergün Teber’den bir Tarık olmazdı,olamazdı..O günkü Bursa maçından sonra Hasan Hüseyin’le Erkut’u dilinden düşürmeyen Ertuğrul Sağlam gitmiş yerine alakasız,özünü kaybetmiş bir Ertuğrul Sağlam gelmişti artık,yapayalnız,çaresiz.Mazide kalıyordu artık bu görüntüler..

Gelgelelim Mutlu hoca,Passolig derken 7 Mayıs akşamından sonra ikinci sezonda gözünü lige diken,artık hedefine daha emin adımlarla gitmeyi bekleyen  Eskişehirspor yine nurtopu gibi bir kaos ortamıyla başbaşa kalıyordu.Son Balıkesir maçıyla ligde nagalip serisini 7 maça çıkaran Eskişehirspor bu durumdan çıkabilir mi bilmiyorum,ha çıkar çıkmasına eğer Ertuğrul Sağlam bi an önce silkelenip özüne dönmeyi bir şekilde başarabilirse,bu durumdan çok kısa zamanda çıkar.Hatta 2010 yılı Bursa’sında yaşadıklarını burda da, hatta fazlasını yaşar.

Bildiğim bişey varsa,işte o zaman da Eskişehirspor’un bunca yıldır yaşadığı o makus talihi orada kırılır,50 yıldır çektiği bu sıkıntıların bu seneyle sona erip,rahat bi günyüzü göreceği gibi gelecek 50 yılını bile kurtarır.

Benden uyarması..


Neden Passolig Almayalım¿

Fikstür çekildi, insanları ister istemez yeni sezon heyecanı sarmaya başladı fakat kafalar şu an için oldukça karışık. Sebebiyse pek tabi ki Passolig.

Geçtiğimiz sezonun sonlarına doğru uygulanmaya başlayan, tam manasıyla uygulandığı stadyumlarda büyük boşluklara sebep olan, özellikle aktif tribün yaşantısı olan hemen hemen hepimizin karşı durduğu bir fişleme, bu esnada da birilerinin cebini dolduracağı bir rant sistemi..

Konuyla içli dışlı olanlar zaten mevzuyu az çok biliyorlar, bilmeyenler için kısa bir özet geçelim.

Passolig adı altında üzerinde en yakışıklı/güzel fotoğraflarını sergileyebileceğin, adın soyadın ve TC Kimlik numaranın olduğu allı pullu bir Master Card veriyorlar. Sen bu kart olmadan bu sistemin uygulandığı liglerde, bu sistemin oynandığı hiçbir maça giremiyorsun. 

Faydası yok mu? Tabi ki var..

Fotoğrafın yakışıklı/güzel ise stadyuma giriş esnasında arkandaki karşı cinsin senin hakkında kısa bir analiz yapacağı şekilde turnike üzerinde/yanındaki ekranlara çıkarak şansını artırabilir, kısmet arayabilirsin. Tribündeki adresin de ekranlarda, hadi yine iyiysin çakaaall.. (Mahalle : B Blok, Sıra No: Sokak, Koltuk No : Apartman/Daire..) 

''Lan olm tribünde adres mi olur, istediği yere geçer'' derler adama. Demeyin kardeşim, sistem oturdukça ipe ipe o koltuğa oturmak zorunda kalacaksın. Aksi takdirde 6222 ellerinden öper..

Faydası bu kadar mı? Tabi ki hayır!

Gıda, giyim, ulaşım sektöründe birçok firmadan anında %bilmem kaç indirim. Sevdanız üzerinden kazandıkları rant stadyumlarla sınırlı kalmamış, doymamış aç gözlü girişimci. Sevdanız üzerinden firmaların kazanç havuzlarını / müşteri kartelasını genişletip şekil yapıyor, itibar kazanıyorlar. Aman canım, siz yüzde bilmem kaç indiriminize bakın romantizme bağlamayın. 

Ama ''Bu kartı alacağım'' diyen arkadaşlar romantik düşünmüyorlar mıydı? Çelişki..

Zaten bu kartı almış, alıyor ve alacak olanların %99'u romantik tribüncüler. Diğer %1'lik kısım ise bu e-bilet'in çıkış noktası olan ''Türkiye tribünleri pisliklerden temizlenecek'', ''Maçlarınızı sinema ferahlığı, tiyatro seyircisi kıvamında rahat rahat size ait koltuğunuzda izleyeceksiniz'' palavralarına kanan kamiller.. 

Her zaman derim ''Tribüncü adam romantiktir'', ''Tribüncü adam karşılıksız sevmesini bilir'', ''Tribüncü adam evlenilecek adamdır.'' diye..

Hah işte, bu düşünceler sadece benim/bizim değil bu sistemi çıkaranların, bu sisteme çanak tutanların ve bu sisteme göz yumanların da dikkatini çekmiş ve sonrasında ''Seven insan yalnız bırakmaz yea'' düşüncesiyle girdikleri birliktelik sonucu nur topu gibi bir e-bilet sistemimiz doğmuş adını da Passolig koymuşlar. Kulağına ezanı da tribünde susarak okumamızı, çocuğu uykusundan uyandırmamızı 6222 ile Emre'dicekler.

Tamam romantik olalım, duygusallığın dibine vuralım ama ''Kardeşim senin hatunun iyiliği için dön arkanı da O'na bi koyum'' diyene de arkamızı dönmeyelim. 
*Ama hatun istiyor ve izin vermezsen onu bir daha görmeyeceksin? 
(*Hatun bu sisteme ses çıkarmayan kulüp yöneticileri olsun **Kulübünü temsil ediyor**)
-Hmm şeyy..
-Böyle şeylere karşıyım ama başka çarem yok, koyun gitsin..

Ne demek başka çaren yok lan? 
Romantik/Duygusal bu adamlar aynı zamanda ''Delikanlı'' değil mi?

Sevdası üzerinden tehdit edilen adam tümüyle teslim olur, mücadeleye girişmez mi? 
Gurur duyduğu, göğsünü gere gere övündüğü sevdasının başkalarının paspası olmasını ''Başka çarem yok'' diyerek izler mi? 
Yeşilçam'da ''Sakın hiç kimseye/polise haber vermeyin yoksa hatun ölür'' yemini yiyen, hem fidyeyi verip hem de hatundan olan, beyni kiloduna kaçmış aktör müsün la sen?

Yanında olamayabilir, bir süre görüşmeyebilirsin. 
''Platonik Aşk'' diye bir şey var romantik kardeşim. 

Senin hatunu düzmelerinden daha onurlu, O'nu uzaktan severken aynı zamanda hatunu kötü niyetli kişilerin kıskacından nasıl kurtabileceğini sağlıklı bir şekilde düşünüp ''Onurlu'' bir mücadeleye girişebileceğin kudretli bir kavram..
***** 

Passolig alacağını söyleyenlerin tutundukları dallara da bir değinelim.


''Takımın sahada desteğe ihtiyacı var''cılar ;
Stadyum dışında meşaleni yak, toplan onbinlerce kişi sesini/ruhunu içerdeki topçuya hissettir. 

Dip not : Zaten içerde meşale yakamayan, konfeti atamayan, yer yer davulun bile yasak olduğu kuru kalabalık olarak kalacaksın. Söylediğin besteyi kılıfına uydurup stat hoparlörlerinden vermeleri, tribüne de doluymuş gibi gösteren bir branda asılması bile yokluğunu hissettirmemeye yetecektir sen rahat ol.. 

Önüne her konulana boyun eğdiğin sürece çok değil 1-2 seneye kadar dilediğin tezahüratı bile haykıramayacaksın. Siyasilerin mitinglerde kullanıkları, önlerinde konuşacakları şeyleri yazan cafcaflı ekranların gelmesi de yakındır. Orada ne yazarsa onu bağırırsın artık. ''Yok o kadar da değil!'' deme, O Kadar!.
Yıllar önce meşaleler cayır cayır tribünlerde yanarken ''Yıllar sonra bu tribünlerde yanan doğum günü pastasındaki maytap yakan kişiler 1 yıl tribüne alınmayacak, bunun için her maç karakola yoklamaya gidecek'' deseler yemin ediyorum donunu tribün ortasında indirip kıçıyla gülen büyüklerimiz olurdu. (Belki de olmuştur)

''Sigara gibi alışkanlık oldu, bırakamam''cılar ;
Yıllardır imkanı oldukça her maçına gitmiş, maç olmayan haftalarda sudan çıkmış balığa dönen romantik tribüncülerimiz alt yapı ya da passolig gerektirmeyen başka bir branşı destekleyebilir. Ha eğer tutku dediğimiz şey ESKİŞEHİRSPOR değil de A takım düzeyinde oynanan FUTBOL oyunu ise orasını bilemem. 

Kimse sana ''Bir daha Eskişehirspor ismini ağzına alma. Eğer dayanamazsan çekirdek çitle iyi gelir'' falan demiyor. Passoligli ortamı hasta bir sevdiğinin olduğu yer gibi düşün ve O iyileşene kadar sigaranı orada içmemeye gayret et.

Alt yapıdaki çocukları destekle, yeni Alper Potuklar çıkmasına katkı sağla. ''0'' maliyetle milyon liralık topçu çıkarabilmek, İstanbul devşirmesi kaşarların kaprislerini çektiğin 90 dakikalık sürede takıma verdiğin destekten çok daha fayda sağlar çok sevdiğin kulübüne.

(Hem oralarda en azından şu an için meşalene konfetine de karışmıyorlar.)

Dip not : Kaldı ki sigaranın kötü bir alışkanlık olduğu çocukluk çağında kulaklara fısıldanan bir şey iken hiç bir çocuğa okuldaki öğretmeni ciddi anlamda ''Aman diyim Eskişehirspor'u tutma'' dememiş, çocukları bir araya getirip bu konu hakkında konferanslar düzenlememiştir.

''Takım ciddi bir gelir kaybı yaşar''cılar ;
Kombine bilete vereceğin paranı doğrudan kulübe bağışla / Gitmediğin maçlarda almadığın bilet paralarını biriktir sezon sonunda bağışla.

Dip not : Makbuzunda ''Master Card'' da yazmaz, doğrudan kulübün kasasına gider desteğin, makbule geçer. Bağış makbuzunla bağzı firmalardan %bilmem kaç indirim kazanamazsın belki ama olsun, ekstra giderin olmaz (WC, Çöp vs.) kulübün daha çok kazanır.  Oturmadığın evin kirasını veriyorsun, daha öte nasıl maddi bir katkın olabilir ki?

''Ya takım küme düşerse''ciler ;

''Bu sezon yaptığımız transferler ortada, işimiz zaten zorken yalnız mı bırakalım'' şeklinde mevzuyu bizlere savunarak günü kurtaralımcılar.

Onların anlamadıkları şey ise tüm vücut tehdit altında, gerekirse bu sezon parmağı kesmek gerekliliği. Senin bu sezon kaybetmeyi göze almadığın parmak bir kaç yıl sonra bütün vücudun işlevlerini yitirmesine sebep olabilir.


Dip Not : Alt liglerde tribün daha tribün, futbol daha futbol. O günleri görmüş geçirmiş bir çok kişi oradaki karşılaşmalarda, mütevazi kasabaların stadlarında aldıkları hazzı Süper Lig'de alamadıklarını sık sık dile getirirler. Bu kötü durum bile aslında bir fırsat.

''Lig TV'ye mi kazandıracağız?''cılar ;
Senin sevdan dörtgen profil arasına sığdırılmış kadar hiç boyutlu mu? 
İzleme. 
1 sene sık dişini bu tutku tüccarlarını ters köşe et. Zaten çoğunluk kesim senin gibi davranırsa düşünmeye başlayacak, kamuoyu bizden yana oluşacak ve e-bilet uygulamasını geri çekecekler. İşte o zaman Lig TV paket ücretlerini değil, has mı has kombinelerimizin ücretlerini takip eder kuyruğuna gireriz.

''Şiddet ve düzensizliği önlenecek''ciler ;

Kart olmadan bunu yapmamaları için bir sebep yok ki. Meşale yakanı, kavga çıkaranı terörist olarak görüp stadyumlardan zaten men ediyorlar. Ben de o teröristlerden birisi olarak şunu biliyorum ki 6222'ye göre suç olan şeylere müdahale etmeleri için stadyum kameralarına cüzi miktarlarda yapacakları yatırım yeterli. Senin cebinden ekstra para gondiklemelerine gerek yok.
Eskişehir Atatürk Stadyumu eski deplasman tribünü mevkiisine dikilen gecekondu polis kulesinin zaten her türlü yasa karşıtı şeyi çözebilmesi gerekmiyor mu? Ama yok, doymadılar.. 

Dip not : İtalya'daki ''Tessera Del Tifosso'' adlı yasa da bizim önümüze konulan tarzda içeriğe yakındı. Bu yasa sonrası tribünlerdeki boşluklar artarken, şiddet sokaklara sıçradı ve tüm kavga/gürültü hayatın tam içine oturdu.

''Stadyumda son senemiz''ciler ;
Duygusal yaklaşımların başında geliyor. 
Senin yıllardır yer aldığın o stadda yer almamış olman senden sonra gelen nesile yeni stadyumda daha özgür, daha ateşli bir tribün yapmasına vesile olma ihtimali milyonda bir de olsa yap bi babalık. 
Olur ya da olmaz senin yıllar yıllar sonra alt neslinle Eskişehirspor'dan konuşurken ''Sırf sizin üstünüze daha fazla gelmesinler, sizin önünüze dayatmaları abartmasınlar diye o sene son sene olmasına rağmen stadyuma girmedik gözüm'' şeklinde boğazında düğümlenen kelimeler duygusallığını daha da tavan yapacaktır emin ol.

Stadyumun son senesine eşek değillerse zaten özel maç kıvamında passolig uygulamadıkları bir kapanış yaparlar. Olur da passolig o maç da uygulanırsa stadın mazisi hatrına kıralım kapıları, nolmuş yani?

''Takımın en büyük gücüyüz, başarısız oluruz''cular ;
Sen öyle san. 
Eğer gerçekten bu ülkede tribünler takımlarının gücü olsalardı, kulüp yöneticileri önlerine konan ''Taraftarı Eritmeye'' yönelik bu yasaya eyvallah çekmezlerdi. 
''Yaa onlar da nasıl olsa geliriz diye düşünmüşlerdir.'' 
Yav he.. Aynen romantik kardeşim. İpe ipe stada geleceğini, ipe ipe önüne konanı kabul edeceğini düşündüler tabi ki. 
Daha önce ne onlar böyle bir şey yaşadı ne de bizim nesil.. Sen bi dişini göster bakalım, stadlar bi boş kalsın 3-5 hafta, bak gör o zaman şenliği. Zaten karizması çizilmiş bir ülke futbolunda az buçuk faça yapan tribünler de cılız bir topluluk sahadaki topçunun gaz sesi bi duyulsun, sporcu adamların ettikleri o küfürler falan bi yankılansın hele.. 

Önce homurdanmalar başlayacak, ''Noluyoz lan?'' diyecekler.
Sonra medyada mevzuya hakim abiler ''Zaten stadlardan seyircinin uzaklaştığı futbolumuzda e-bilet ile iyice dibe vuruyoruz, yanlıştan dönülmeli'' fikrini savunmaya başlayacaklar.
Akabinde bu işe zekası ermeyen, geçimini futbol üzerinden kazanan diğer piyonlar da imana gelip ''Aman ağalar, mevzu boka sarıyor, iyice boka bulaşmadan yanlıştan dönülmeli'' diye zırlayacaklar.

Sezon sonuna kadar böyle bir ortam olursa o yıldız topçular ''Ateşli taraftarlarıyla ünlü X takım'' diyerek gelmeyecek. Marka değeri dibe vuracak, 3. sınıf liglerden artık hiç bir farkı kalmayacak ligin, daha çok para basmak zorunda kalacaklar falan.. 

Uzun vadede olacak işte bunlar, burun kıvırmayın. 

Dışarıda gezerken stadyumdan gelen seslere giden, cebinde sadece o maça yetecek çocukları passoligi yok diye sokmayacaklar içeri. 
''Yahu gel seni bugün maça götüreyim'' diyemeyecek cebinde sadece o maça yetecek parası olan amcalar, dayılar.. Passolig gelecek akıllarına susacaklar. En fazla (varsa) evin bahçesinde ya da kapı önünde iki top tepiştirecekler.
Alttan gelen nesili de inanılmaz eritecekler..

''Sadece bizim almamamızla olmaz ki''ciler ;
Mevzuya sadece Eskişehirsporlular olarak bakarsan tabi ki olmaz. 
''Biz'' kavramı bitirilmeye çalışılan Türk Tribünleri olur, herkes bilinçli bir şekilde bu boykot sürecinde (2014/15 Sezonu) aktif rol oynarsa e-bilet mevzusunun geri çekilmesini sağlayabiliriz. 

Dip Not : Passolig'in belki de en büyük faydası şu olacak. 20'şer milyon taraftarı olduğu söylenen kulüplerin de 3'ünün satış rakamının bile 1 milyona ulaşması bile çok ütopik olur. 3'ü ellerini birleştirip Selena'yı çağırsa gelir ama 1 milyon Passolig bile imkanı yok sa-ta-maz-lar. 
Maç ertesi günü spor gazetesi okuyup, derbiden derbiye tv karşısına geçen fason taraftarların bu kartlara erişimi ''Gazete Okumak / TV İzlemek için Passolig gerekir'' evresine kadar yaş iştir. 

''Passolig alır, stadyumda protesto ederim''ciler ;
''Tepki dışarıda verilir mi?'', ''Sesinizi nasıl duyuracaksınız?'' sorularını sıklıkla soran ''Aptal Aşık'' tabirine cuk oturan dostlar.. 
Bile bile tarrak altına giriyor sonra da ''Beni traş etmeyin'' diyorlar. 

''Stadyumda ''E-Bilete Hayır!'' pankartı açıp, slogan atarız..''
Yahu kurulan sistemin esas amaçlarından olan ''Protestoyu asimile etmek'' üzerinden fişleneceksin. Koltuk numarana kadar belli olan kartını bloke edip eline verecekler, artık canları 6222'nin hangi maddesinden isterse yaptırım uygulayacaklar. Oltaya gelen balıktan farkın kalmayacak..

''Biletlere de komisyon kesiyorlardı, ha Biletx ha Passolig''ciler ;
Daha önceleri uygulanmaya başlamış ve zamanla oturmuş bilet sistemini kökünden değiştirmek için epey geç kaldık. Fakat e-bilet mevzusu henüz oturmadı ve buna engel olma şansımız var. Şu an önüne konulan sistem hem fişliyor, hem şuraya otur diyor, hem de bunlara rağmen üste para vermiyor üste para alıyor, o para kimlerin kimlerin cebine giriyor..

Dip not : E-Bilet öncesi sistemde kulüpler istediği takdirde kendi biletini kendisi basabilir ve kimseye komisyon vermek zorunda kalmayabilirdi, örnekleri var. Komisyon vererek alınan biletler de kulüplerin o işle uğraşmama isteği denilebilir.


''Beleşçileri bitirecek, bedava bilet yalan olacak''cılar ;

Yaşadığımız ülke Türkiye arkadaşlar.
Burada her şey kılıfına uydurulur. Bedava biletin dönüdüğü yerlerde zihniyeti beş kuruş etmeyen yöneticilerin ofislerinde passolig'e kredi yükleyici cihaz yerleştirmeleri de pek ütopik bir durum olmaz. Bunu da geçelim..

''Kafam karışık hemen almıycam''cılar ;
Aralarında en zeki olanları.. 
Passolig alıcam/almıycam mevzusunu başka yerden anlayanlar..

''Kombine çıkar çıkmaz alacak halim yok, bakarım duruma ona göre sezon başlarken alırım.''

İlk maç o kartı alarak zaten rantçı ağaların ceplerine bir miktar da sen doldurmuş olacak, geri çekilmesi için mücadele verenlerin yanında olmayacaksın. Ha Temmuz başında almışsın, ha ligin başlamasına bir gün kala..




''İlk zamanlar heyecan  yapıp almıştım''cılar ;
Kır at..
Kırması çok zor, elastik yapıda kart yapmışlar. Pes etme, kırılır..
Sonra da ara ''Müşteri Hizmetleri''ni  ve iptal ettir kartını.

''Passolig almayanın bağlılığını sorgularım''cılar ;

Orda bi duracan.
Eskişehirspor veya X takıma bağlılık ve duyduğun aşk 90 dakika boyunca bir stadyuma sıkıştırılmış (.rar) bir yapıysa sokayım öyle bağlılığa..

Tuttuğun takımı kimliğin gibi hayatın her yerinde taşıyamayanlardansan zaten git en ön sıradan al pasonu.


Girmediğin maçın parasını kulübe bağışlamak,

90 dakikalık arta kalmış zamanını sokakta, alışverişte küçük çocuklara takımını sevdirmek/takımının misyonerliğini yapmak kimseyi daha az Eskişehirsporlu yapmaz. 

********

Özellikle bizim nesilimiz tarihle övünüp ''Yok şöyle dik durduk'', ''Yok şuna boyun eğmedik'', ''Düzene tepki olarak doğduk'' diye atar tutar.


Geç bir aynanın karşısına da bir bak..

Bugüne kadar neyin karşısında durdun Allah aşkına söyle?

Yıllar önce Fenerli yöneticini 15-20 kişi protesto ettin.

Takımın bu sene Avrupa'dan men edildi skinde değil..
Eski stadyumun yerine genelev yapsalar gıkın çıkmayacak vaziyetteyken harbi harbi bu kulüp için ne yaptın?
Al karşına kendini bi sorgula, yanıtını biz bilmeyelim.
Kendini kandıramazsın..

Abiler, kardeşler;

E-Bilet yıllardır toplanan koçanlı/yaprak biletlerin mirası olan görseline ruhumuzu kattığımız kombinelerin; unutulmaz maçlarla ilgili elimizde, dolabımızda saklayabildiğimiz en somut materyal olan biletlerin, birçoğumuzun da geçtiği yollarda yürümeye çalışan ''Abi beni de içeri soksana''cı ufaklıkların sesi olma vazifesine bizleri itiyor.

Öümüze konulan dayatmaya, sevdamıza uzatılan ellere ilk defa omuz omuza ''Hop, ne ayaksın?'' deme fırsatını çöpe atıp kolayına kaçmayalım.


Çok değil, 1 sezon şu dayatmaya karşı çıkar A takım düzeylerinde aşkımızı platonik haliyle yaşarsak bizim de ileride evlatlarımıza anlatabileceğimiz bir zafer hikayemiz olabilir.
Bağzı milyon taraftarı olan kulüpler bile kombine bilet satabilmek için şimdiden başladı futbolcuların tribün yaptığı reklamlara..
Önceleri bu dönemlerde çatır çatır satılırdı o kombineler, bu bile belli bir noktaya daha başlamadan bile ulaşılmışlığın kanıtı olarak gösterilebilir.

Kulüp yöneticileri taraftarın önemini ve ciddiyetini böyle böyle anlayacak, önlerine konulan her yasaya eyvallah çekmeyecek, bu tür şeylere balıklama atlamaları bu şekilde engellenecek başka yolu yok.

''Şunu uygulayalım'' dediklerinde ''Ama taraftar kabul eder mi?'' diyebilecekler.
Ağızları yansın bi hele..

İlerde bize ''Bu sisteme nasıl izin verdiniz?'' diye sorduğunda çocuklarımız,

''Karşı çıktık, mücadele ettik ama olmadı'' der ve ekleriz ;
''Ama önümüze konulana da kolayca boyun eğmedik''

Bu noktada alana da almayana da saygı duymak?

Alanlar zihinlerde bu savaşta bir senesini feda edenleri yalnız bırakanlar olarak yer edinecek.

-Ya kaybedersek?

''Savaşan kaybedebilir. Savaşmayan çoktan kaybetmiştir'' der Ernesto Che Guevara.
O zaman her beraber gireriz stadlara Allah ne verdiyse..



Dip notun dibi : 

''Emre sen cezalısın zaten o yüzden böyle rahat konuşuyorsun''cular ;
-He babaye he babaye he..

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..