Sözlerime nasıl başlasam bilmiyorum.
Birçok Eskişehirsporlunun, hayatlarında yaşadığı en güzel gündü belki de geçtiğimiz Pazar günü.Hayatlarında yürümekten en çok zevk aldıkları yol, Eskişehirsporlu olmaktan en çok onur duydukları ve göğüslerin böylesine kabardığı saatlerdendi belki de..
Ne takım şampiyon olmuş, ne büyük bir başarı kazanılmış ne de kuruluş yıldönümüydü.
Peki o zaman bunca ''Deli''nin ne işi vardı bu soğukta yağmur altında ?
O gün oradan geçen vatandaş, cafelerde oturup demlenen insan, mağazada çalışan personel, çevrenin emniyetini sağlayan polis memuru, kestane satan amca da kurmuştur yukarıdaki cümleyi, demişlerdir ki ''Hiç, bir arada görmedik bunca deliyi..''
Onların gördükleri sadece yağmur altında yürümemiz, Eskişehir diye bağırmamızdı, peki ya görmedikleri ?
İşte bu daha önemli..
Gece 1'de hareket edecek olan otobüs için toplanan ve otobüsler yetmeyince Eskişehir'de kalanları, tren bileti olmamasına rağmen trene binebilmek için sabahın 6'sına kadar garda bekleyenleri, resital yapmak için yola çıkıp otobüsü arıza yapan BandoESES'i, maça dönüşü radara yakalanıp ceza ödeyenleri görseler heralde daha başka terimler de kullanırlardı.
Yürüyüşten saatler öncesinde bile adım başı Eskişehirsporlu görmek mümkündü.Hatta ''Sanki Doktorlar caddesindeyiz.'' diyordu arkadaşlar..
Karnımızı doyurmak için ara sokaklarda lokanta ararken restorantın birinden bir abimiz seslendi.
- Gençler hangi takım ?
-Eskişehirspor.
- Bando geldi mi ?
-Geliyor, yoldalar.
- İyi bakalım, başarılar.
-Eyvallah..
Yürüyüş saati yaklaştıkça caddedeki yoğunluk artıyor, insanlar kabına sığmıyordu.Belli bir kalabalık oluşunca da başlanıldı tezahüratlara BandoESES'i beklemeye irade yetmedi :)
Meydana varıldığında BandoESES de gelmişti ve yürüyüş başlayacaktı artık.Tam bu sırada ellerinde afişler olan bir grup birşeyleri protesto ediyordu.Polis hemen araya girmese tatsızlık yaşanması kaçınılmazdı ancak birkaç münferit atışma ile sınırlı kaldı.
Polis bu olay sonrasında İstiklal caddesine girmemizi engellemek için ana yola yöneltti Kasımpaşa semtine gitmemiz için.O kadar kalabalık olduğumuzu kavrayamamış olmalılar ki böyle birşey yaptılar ve akan trafiğin arasına soktular insanları.50-100 metre bile gidemeden trafik kilitlendi zaten ve sonrasında polis karar değiştirerek İstiklal Caddesine onların kontrolünde giriş yaptık.
Bu andan itibaren coşku tavan yaptı.Dale Cavese ile ilk adımı attığımız İstiklal'de tüm gözler bu ''Deli''lerin üzerindeydi.Önde bando, arkada atkılı,bayraklı ve meşaleli sonu gelmeyen bir kalabalık..
İnsanı en çok mutlu eden ise böylesine bir kalabalığın küfürsüz, sağa sola zarar vermeden hareket etmesi ve çevredekilerin şaşkın, neşeli ve hayran bakışları altında caddeye siyah-kırmızı renk getirmesiydi.
Öylesine kaptırmışım ki kendimi, sizlerle paylaşmak için o şahane görüntüleri yakalayamadım hazırlıklı gitmeme rağmen caddedeki siyah-kırmızı dalganın sadece ufacık bir parçası olan elimdeki bayrağı dalgalandırmayı bırakamadım..
Özellikle caddeye girerken yaptığımız Dale Cavese dillere destandı, eğer o ana ait çevre binalarda yukarıdan görüntü alabilen ve bunu bize ulaştıran olursa o kişiye Eskişehirspor atkısı hediye etmek isterim..
İstiklal caddesindeki coşku semte doğru akmaya başladı, caddeler sokaklar alışık olmadığımız görüntülere sahne oldu..
Sonrası ise stad içinde Kasımpaşa tribünleri ile yapılan karşılıklı jestler ve sonrasında takımın aldığı 3 puan..
İnsanlara taraftarların sadece olay yaparak televizyonlara, ana haberlere çıkmadığını gösterebildiysek, taraftar denilince akla sadece kavga-gürültü gelmemesi gerektiğini insanların bilinç altlarına yerleşmesini sağlayabildiysek ne mutlu bize, ne mutlu o gün orada bize eşlik edenlere..
Ligin 11. sırasındaki amaçsız bir takımın taraftarı şampiyonluğa oynadığı zamanlarda o caddede neler yapar ?
Hayal bile edemiyorum..
Yürüyüşle ilgili pek video çekemesem de çeken arkadaşların görüntüleriyle güzel bir video hazırlayacağım, 2-3 gün içersinde hazır olur.
İstiklal'din ; ''ESTİK''lal oldun..
İstiklal.. Rahat, Hazır ol !
Spor Toto Süper Lig'in ilk yarısını yarın deplasmanda oynayacağımız Kasımpaşa maçı ile kapatacağız.Deplasman dedik ama kağıt üzerinde, çünkü yarın kendi evimizde oynuyor gibi olacağız..
Aramızın çok iyi olduğu bilinen hatta ''Kardeşlik'' olarak da adlandırılan bir duygu içerisinde iki takım taraftarları da, yani ha orası Eskişehir ha burası Kasımpaşa..
Aşk-ı şehir aşk-ı semt,şehrimiz Eskişehir semtimiz Kasımpaşa..
Ben bu muabbetleri pek sevmesem de bozulması için de çabalayacak değilim :) Allah bozmasın ne diyelim ?
Tüm bu bilgiler ışığında maçta ve tribünde, dostluk maçlarında meydana gelen isteksiz, tabir-i caizse ruhsuz olunacağı aşikar..
Şahsen bu tür maçları pek sevmiyorum.(Şunu söylersem yanlış anlarlar mı ?, futbolcu sert girerse tribünden tepki görür mü ? gibi gibi..)
Normalde bu deplasmana gitme planlarım yoktu ancak BandoESES'in İstanbul'da hünerlerini sergileyeceğini, maç öncesi İstiklal caddesini EStiklal'e çevireceğini duyduğumda işler değişti.
Yarın, maçtan önce saat 15.00'da binlerce Eskişehirsporlunun katılacağı bu yürüyüşe, futbolun güzelliklerini görmek isteyen ve tribünlere hep kötü gözle bakanların düşüncelerini değiştirmek isteyen tüm İstanbullular'ı bekleriz..
Şu ana kadar hiçbir konuda dün gece bu maça gidip gitmeme konusunu düşündüğüm kadar düşünmemişimdir(Üniversite tercihim vs. dahil), yemin ediyorum..Ama en zor tercihimi yine siyah-kırmızıdan yana kullandım..
Bu geceden itibaren kalkacak trenlerdeki Eskişehirspor yoğunluğuna ilave olacağız, aldık biletlerimizi..
Şebnem Ferah'ın İstiklal Caddesi Kadar şarkısındaki dizeler bu geceden yola çıkacak olan herkese uyar cinsten ;
Düşünüyorum,
Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum,
Sen,ben,gece ve bir yol
Başka birşey
Yok elimde hafızamda
Düşünüyorum,
Ne kadar yer etmiş olabilir ?
İstiklal caddesi kadar
İstiklal caddesi kadar
Önceki yazıda belirttiğim gibi TFF bu sezon deplasman maçlarımızı hep abuk subuk günlere verdi ve ağız tadıyla deplasman yapamadık, işte bunun da acısını yarın yapacağımız deplasmanla çıkartacak, bu sezonki en iyi deplasmanımızı yapacağız..2 sene önce de İstiklal caddesini EStiklal yapmıştık ancak yarın 2 sene öncekine tur bindireceğiz gibi gözüküyor..
Yolumuz açık olsun.
İstiklal önce rahat sonra da hazır olsun..!
(Dipnot : Felsefesis an be an ile bu gece 02.43'ten itibaren yaşanan gelişmeleri sizlerle paylaşacağız..)
Maçlarımızı Çarşamba Oynat TFF !
Sezon başladığından beri doğru düzgün deplasman yapamadık.Bunun en büyük sebebi ise şu ana kadar oynadığımız ve bu hafta sonu oynayacağımız Kasımpaşa deplasmanındaki maç dahil toplam 9 maçımızdan 5'inin hafta içi olmasıdır.
Bu durum sonrasında ETB toplantısında maçlarımızı oynadığımız günlerin listesini hazırlamam istendi ve çalışmayı hazırlayarak sundum. Listeyi birkaç hafta önce sunmuştum, şimdi de 2010-2011 sezonunun ilk yarısını bitirmek üzere olduğumuz şu günlerde listenin güncellenmiş halini sizlere sunuyorum.
Listede bizimle ilgili en dikkat çekici notları paylaşıyorum ;
1- Cuma günleri en fazla deplasman maçı oynayan takımız.(4)
2- İç sahada Pazar günleri hiç maç oynamayan Bursaspor'dan sonra Gaziantepsporla birlikte en az maç oynayan takımız.(1)
3- İç sahada Cumartesi günleri en fazla maç oynayan takımlardanız.(5)
4- Genel olarak Cuma günü en fazla maç oynayan takımız. (6)
Listede genel olarak dikkat çekici ayrıntılar ;
1- Pazar günü dış sahada en fazla maç oynayan takım İstanbul B.B.(6).
2- Pazar günü genel olarak en fazla maç oynayan takımlar İstanbul B.B., Manisaspor ve Galatasaray (10).
3- Genel olarak maç günleri dağıtımı en iyi yapılan 2 takım Kayserispor ve Bursaspor.
4- Genel olarak Cuma günleri maç oynamayan 3 takım Kasımpaşa, İstanbul B.B. ve Antalyaspor.
Ben ilk göz gezdirmemde bunları yakalayabildim, sizin de ilginç gördükleriniz varsa yorum yaparak paylaşabilirsiniz.
Neyse tüm bu veriler ışığında federasyona durumla ilgili olarak bir tepki vermek gerekiyordu bu da Beşiktaş maçında Eskişehirspor Taraftarlar Birliği tarafından yapılan ve açık tribünde açılan pankartla gerçekleştirildi.
''Maçlarımızı Çarşamba oynat TFF !'' yazıyordu pankartta.
Çalışanlar iş yerinden izin almaktan bıktı, öğrenciler okuldan kaytarmaktan.. Ama federasyon böyle saçma bir fikstür dağılımı yapmaktan bıkmadı...
2. yarı da bu böyle mi devam edecek, bekleyip göreceğiz...
SEZER BİZİM, Sezar BİZANS'ın !
29 yıldır, bilmem kaç bin küsür gündür yenemediğimiz, adeta bize ters gelen bir takımı bugün yenmeyi başardık ve insanların az da olsa yüzü güldü.Maçın yorumunu spor yazarlarına bırakmakla birlikte bu maçta tek birşeye dikkat çekmek istiyorum.
Sezer ÖZTÜRK..
Flaş transferlerden biri olarak Eskişehirspor'a transfer edilen Sezer'in kalitesini bilen biliyordu.Geldiği günden beri ne aşırı derecede sevildi, ne de aşırı derecede tepki gördü.O da takımı sırtlayamadı, çok çok ön plana çıkamadı diyebiliriz.
Ama takım içersindeki bazı şeyler olduğu yönündeki dedikodular vardı ve bu dedikodularda Sezer hem suçsuz hem güçsüz konumdaydı.
Bunun üstüne son oynanan Fenerbahçe deplasmanında gördüğü kırmızı kart ve sonrasındaki Fenerbahçe klübü ile arasında geçen diyaloglar sonrası kimseden destek göremeyince ister istemez üzülmüştür diye tahmin ediyorum.Kendimi onun yerine koyduğumda ''Yönetim destek çıkmıyor, takım arkadaşlarımın bazıları sorun çıkarıyor, taraftar da destek olmazsa burada durmamın anlamı yok'' diyorum.
Kimse Sezer'e sahip çıkmadığı için İstanbul basınının bizans oyunları başladı.Sezer Öztürk'ün ara transfer döneminde Beşiktaş'a transfer olacağı yönünde yoğunlaştırdılar haberlerini.Hadi bu gazetelere güvenimiz itimatımız yok ama birkaç gün önce de yardımcı antrenörlerimizden birisinin radyosporla yaptığı iddaa edilen röportajda ''Sezer'in yolu açık olsun'' söylemlerinin geçmesi Sezer'in avuçlarımızdan kayıp gideceğine işaretti.
2 hafta önceki Manisaspor maçı öncesi, Fenerbahçe maçında cezası biten Sezer'e ''Arkandayız!'' mesajını vermek için bir pankart hazırlandı ancak bazı aksiliklerden ötürü açılamadı.
Pankartta ''akıllı ol lugano, sEZER'iz seni!'' yazıyordu.
Daha sonra bizans oyunlarının döndüğü farkedilince Beşiktaş maçında açılmak üzere ''SEZER BİZİM, Sezar BİZANS'ın !'' pankartı yapıldı Eskişehirspor Taraftarlar Birliği tarafından.
Beşiktaş maçı öncesinde Sezer Öztürk kapalı tribüne çağırılırken açıldı pankart, geç de olsa ''ARKANDAYIZ!', ''Herşeyin farkındayız'' mesajı verildi.
Yine kendimi Sezer'in yerine koyuyorum ''Taraftar herşeyin farkında ve beni destekliyor, gitmemi istemiyor, onlara layık olmak için elimden geleni yapmalıyım.'' derim ki Sezer de öyle yaptı.
Çıktı, aslanlar gibi topunu oynadı ve golünü de attı.Golden sonra ne yaptı ?
Diğer kalenin olduğu yerde o pankartı açan trinüne koştu ve maç öncesi kendisine verilen desteğe böyle teşekkür etti.
Maç bittiğinde de yüzü gülüyordu, Allah bozmasın.Bu taraftar, hak edene hak ettiği değeri verir, hak etmeyene yeri geldiğinde yol verir.
Sezer Öztürk bu akşam attığı golle Beşiktaş'a transfer olacağı yönündeki tüm yolları kapatmıştır umarım, önümüzdeki yıllarda zirveye oynamamıza kuşkusuz büyük katkısı olacaktır.
Futbolcularla fotoğraf çektirmeyi, onlara her platformda avukatlık yapmayı vs. sevmem ''Futbolcular parlar söner-gelir geçer'' diyerek ama bir tek Sezer Öztürk'le fotoğraf çektirmişim bir tek onu bu kadar sevmişimdir.
Altyapı - HALTyapı...
Geçtiğimiz Pazartesi bir El Clasico oynandı.Bütün dünyada 100'den fazla kanaldan canlı yayınlanan, 1 milyar kişinin izlediği tahmin edilen 90 dakika sonrasında Barcelona ezici bir futbolla ezeli rakibini 5-0 gibi tarihi bir skorla evine göndermeyi bildi.Peki neydi, bu maçı dünya üzerinde bu kadar anlamlı kılan şey ?
Barcelona'nın oynadığı futbol mu,Real Madrid'in yaptığı flaş transferler mi, Jose Mourinho'nun son iki Camp Nou macerasında (Chelsea ve Inter'in başındayken) Katalanlara yaptıkları mı, Messi mi, Ronaldo mu,Villa mı,Mesut mu vs vs...Yoksa hepsi mi ?
Her birinden bir yudum var.Hal böyle olunca ilgi de bu kadar büyük oluyor tabi.
Barcelona bugün uzay takımı deniyor. Maç sonrası gazetelerin,spor sitelerinin,blogların şöyle bir manşetlerine bakıyorum.Herkesin dilinde aynı sorular :
- Messi insan mı ?
-Barcelona futbol oynuyorsa diğer takımlar ne oynuyor ?
vs vs...
İşte tüm bu soruların cevapları tek bir noktada buluşuyor:
SİSTEM.
Futbolda A'dan Z'ye sistemin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi bu derbi.İnin bakalım bir Barcelona'nın alt yapısına.Bugün bu derbide Barcelona böyle bir skor yakalıyorsa bu tamamen ilk 11’in 8 oyuncusunun alt yapıdan yetişme olmasının eseridir. Valdes,Puyol,Pique, Xavi,Messi,Pedro,Jeffren,Bojan,Inıesta... Barcelona bugün bir futbolcu alacaksa onu taa çocukluğundan , 10 yaşından itibaren, himayesine alıyor.Onu alıyor,okutuyor,ailesinin geçimini sağlıyor,her türlü sağlık ihtiyaçlarını karşılıyor kısacası tüm hayatıyla A'dan Z'ye ilgileniyor.Okula gitmeyip sadece idmana gelen birini görürse affetmiyor,hemen cezasını kesiyor,bir daha futbol oynamasına izin vermiyor.Önce okuluna gideceksin diyor,sonra idmanına çıkacaksın diyor.
Sonucunda ne mi oluyor,şekil A’da da görüldüğü gibi Xaviler,Inıestalar çıkıyor,böylesine uzay takımı oluyorsunuz uzun vadede...
Dönelim bir de ülkemizdeki alt yapı sistemine.Bizim ülkemizde çocuklar 11-12 yaşlarında bir futbol takımının altyapısına giriyorlar.Bir ay kadar idmanlara çıktıktan sonra altyapı antrenörleri aralarından seçme yapıyor.Bu seçmelerde genelde oyuncunun yeteneğine değil " X menajerin oğlu", "Y başkanın yeğeni" oluşuna bakılıyor.İçlerinde nadir de olsa bir tane yetenekli,gelecek vaad eden oyuncu çıkıyor.Bu çocuk iki maça çıkıyor,sağa koşuyor,sola koşuyor,topuk pasları veriyor,frikik golleri atıyor, bir anda bütün gözler bu çocuğa çevriliyor.Üçüncü maçta başkanından tutun ülkenin önde gelen antrenörleri bu çocuğu izlemeye geliyor.Hayran kalıyorlar,bir anda çocuk kademe atlıyor,kendinden 3-4 yaş büyüklerle oynamaya başlıyor.Bu böyle sürüyor gidiyor, kısa sürede bu çocuk profesyonel seviyeye kadar yükseliyor.Profesyonel sözleşmeye imza attığı an başkanı altına en lüksünden otomobilini çekiyor,en genişinden villasını alıyor,cebine tomar tomar parayı koyuyor.Sonrasında ne mi oluyor..Ülke futbolunun son yıllarda çıkardığı en büyük yetenek diye lanse edilen Arda futboluyla gündeme gelmek yerine kız arkadaşına sinema kapatıyor, aynı şekilde Batuhan barlardan çıkmıyor,elinde purosu eksik olmuyor, gururla bahsedebiliyor ferrarisiyle 330 km/h yaptığından...
Şimdi karar sizin ?
Bir yanda uzay takımı haline gelmiş,bir makine gibi işleyen Barcelona ve meyveleri Xavi,Inıesta,Puyol ve niceleri..
Diğer yanda Avrupa'da hiçbir başarı gösteremeyen,Avrupa kupalarında 3 takımı daha Ağustos ayında havlu atmış Türk futbolu ve yetenekli olduğu bilinen ancak bu yeteneklerini sergilemek yerine bar,pavyon gezen meyveleri mi...
Sonuç basit aslında , bir yanda altyapı odaklı tıkır tıkır işleyen bir makina varken diğer yandakilerin ne HALT yedikleri belli değil..
















