Eskişehirspor’un makus talihini etkileyen olaylar
zincirinde Mutlu hocanın ayrılması tek başına tabiki de
yetmezdi,yetmeyecekti.Bir de sezon başlamadan Passolig skandalı patlak
verdi.Tarihi boyunca asla siyaset malzemesi olmayan,hiçbir ranta sevdasını asla
malzeme etmemiş,bu sevdasını her daim "siyasetüstü" olarak görmüş Eskişehirspor taraftarına bir de Passolig denen siyasi rant
ürünü olan bu dayatmayı getirip koydular
önüne,zaten can çekişen futbola ülke genelinde bir de bu dayatmayla öldürücü darbeyi
indirdiler.Hal böyle olunca Eskişehirspor taraftarı pek tabiki bu dayatmayı
kabul etmeyecekti,edemezdi çünkü özüne aykırıydı bi kere. Sevdasını yüreğine
gömdü,bağrına taş bastı,bundan sonra bizde dışarda destekleriz sevdamızı dedi.Mesut
Hoşcan yönetimi de bu siyasi dayatmaya ses çıkarmayıp taraftarı yalnız
bırakınca,Mutlu hocanın ayrılışıyla kulübede yalnız kalan Ertuğrul hoca, statta
da kalakaldı öylece..Ülkede futbol çoktan bitmiş,çift okeye dönüyordu artık.Gerek
yönetim gerek futbolcular Ertuğrul hocanın belki bedenen yanında gözüküyordu o sahada ancak özünde onu anlayan,onu tamamlayan kimse
kalmamıştı artık..16 Mayıs 2010 akşamında Bursa’da bu birlik-beraberlik
kariyerinin zirvesini yaşayan Ertuğrul hoca da artık yapayalnız kalıyordu ruhen,özüne
dönemiyordu bir türlü..Hal böyleyken de yanlış tercihler sürekli devam ediyordu saha içinde.Ne Serdar
Özkanlar,Ergün Teberler,ne Mirkanlar,onun özüne uygun isimler değildi bi kere..Eskişehirsporla
çıktığı ilk lig maçında bu yola çıktığı isimlerin asla yerini tutamazdı bu
isimler.Ne Serdar Özkandan bir Hasan Hüseyin ya da Aytaç,ne Mirkandan bir Erkut,ne
de Ergün Teber’den bir Tarık olmazdı,olamazdı..O günkü Bursa maçından sonra
Hasan Hüseyin’le Erkut’u dilinden düşürmeyen Ertuğrul Sağlam gitmiş yerine
alakasız,özünü kaybetmiş bir Ertuğrul Sağlam gelmişti
artık,yapayalnız,çaresiz.Mazide kalıyordu artık bu görüntüler..Çileli Doğmuşuz Zaten Ezelden..
Eskişehirspor’un makus talihini etkileyen olaylar
zincirinde Mutlu hocanın ayrılması tek başına tabiki de
yetmezdi,yetmeyecekti.Bir de sezon başlamadan Passolig skandalı patlak
verdi.Tarihi boyunca asla siyaset malzemesi olmayan,hiçbir ranta sevdasını asla
malzeme etmemiş,bu sevdasını her daim "siyasetüstü" olarak görmüş Eskişehirspor taraftarına bir de Passolig denen siyasi rant
ürünü olan bu dayatmayı getirip koydular
önüne,zaten can çekişen futbola ülke genelinde bir de bu dayatmayla öldürücü darbeyi
indirdiler.Hal böyle olunca Eskişehirspor taraftarı pek tabiki bu dayatmayı
kabul etmeyecekti,edemezdi çünkü özüne aykırıydı bi kere. Sevdasını yüreğine
gömdü,bağrına taş bastı,bundan sonra bizde dışarda destekleriz sevdamızı dedi.Mesut
Hoşcan yönetimi de bu siyasi dayatmaya ses çıkarmayıp taraftarı yalnız
bırakınca,Mutlu hocanın ayrılışıyla kulübede yalnız kalan Ertuğrul hoca, statta
da kalakaldı öylece..Ülkede futbol çoktan bitmiş,çift okeye dönüyordu artık.Gerek
yönetim gerek futbolcular Ertuğrul hocanın belki bedenen yanında gözüküyordu o sahada ancak özünde onu anlayan,onu tamamlayan kimse
kalmamıştı artık..16 Mayıs 2010 akşamında Bursa’da bu birlik-beraberlik
kariyerinin zirvesini yaşayan Ertuğrul hoca da artık yapayalnız kalıyordu ruhen,özüne
dönemiyordu bir türlü..Hal böyleyken de yanlış tercihler sürekli devam ediyordu saha içinde.Ne Serdar
Özkanlar,Ergün Teberler,ne Mirkanlar,onun özüne uygun isimler değildi bi kere..Eskişehirsporla
çıktığı ilk lig maçında bu yola çıktığı isimlerin asla yerini tutamazdı bu
isimler.Ne Serdar Özkandan bir Hasan Hüseyin ya da Aytaç,ne Mirkandan bir Erkut,ne
de Ergün Teber’den bir Tarık olmazdı,olamazdı..O günkü Bursa maçından sonra
Hasan Hüseyin’le Erkut’u dilinden düşürmeyen Ertuğrul Sağlam gitmiş yerine
alakasız,özünü kaybetmiş bir Ertuğrul Sağlam gelmişti
artık,yapayalnız,çaresiz.Mazide kalıyordu artık bu görüntüler..Neden Passolig Almayalım¿
Fikstür çekildi, insanları ister istemez yeni sezon heyecanı sarmaya başladı fakat kafalar şu an için oldukça karışık. Sebebiyse pek tabi ki Passolig.
*****
Passolig alacağını söyleyenlerin tutundukları dallara da bir değinelim.
Yıllardır imkanı oldukça her maçına gitmiş, maç olmayan haftalarda sudan çıkmış balığa dönen romantik tribüncülerimiz alt yapı ya da passolig gerektirmeyen başka bir branşı destekleyebilir. Ha eğer tutku dediğimiz şey ESKİŞEHİRSPOR değil de A takım düzeyinde oynanan FUTBOL oyunu ise orasını bilemem.
Alt yapıdaki çocukları destekle, yeni Alper Potuklar çıkmasına katkı sağla. ''0'' maliyetle milyon liralık topçu çıkarabilmek, İstanbul devşirmesi kaşarların kaprislerini çektiğin 90 dakikalık sürede takıma verdiğin destekten çok daha fayda sağlar çok sevdiğin kulübüne.
(Hem oralarda en azından şu an için meşalene konfetine de karışmıyorlar.)
''Ya takım küme düşerse''ciler ;
''Bu sezon yaptığımız transferler ortada, işimiz zaten zorken yalnız mı bırakalım'' şeklinde mevzuyu bizlere savunarak günü kurtaralımcılar.
Onların anlamadıkları şey ise tüm vücut tehdit altında, gerekirse bu sezon parmağı kesmek gerekliliği. Senin bu sezon kaybetmeyi göze almadığın parmak bir kaç yıl sonra bütün vücudun işlevlerini yitirmesine sebep olabilir.
Dip Not : Alt liglerde tribün daha tribün, futbol daha futbol. O günleri görmüş geçirmiş bir çok kişi oradaki karşılaşmalarda, mütevazi kasabaların stadlarında aldıkları hazzı Süper Lig'de alamadıklarını sık sık dile getirirler. Bu kötü durum bile aslında bir fırsat.
''Şiddet ve düzensizliği önlenecek''ciler ;
Kart olmadan bunu yapmamaları için bir sebep yok ki. Meşale yakanı, kavga çıkaranı terörist olarak görüp stadyumlardan zaten men ediyorlar. Ben de o teröristlerden birisi olarak şunu biliyorum ki 6222'ye göre suç olan şeylere müdahale etmeleri için stadyum kameralarına cüzi miktarlarda yapacakları yatırım yeterli. Senin cebinden ekstra para gondiklemelerine gerek yok.
Eskişehir Atatürk Stadyumu eski deplasman tribünü mevkiisine dikilen gecekondu polis kulesinin zaten her türlü yasa karşıtı şeyi çözebilmesi gerekmiyor mu? Ama yok, doymadılar..
Dip not : İtalya'daki ''Tessera Del Tifosso'' adlı yasa da bizim önümüze konulan tarzda içeriğe yakındı. Bu yasa sonrası tribünlerdeki boşluklar artarken, şiddet sokaklara sıçradı ve tüm kavga/gürültü hayatın tam içine oturdu.
Alttan gelen nesili de inanılmaz eritecekler..
Daha önceleri uygulanmaya başlamış ve zamanla oturmuş bilet sistemini kökünden değiştirmek için epey geç kaldık. Fakat e-bilet mevzusu henüz oturmadı ve buna engel olma şansımız var. Şu an önüne konulan sistem hem fişliyor, hem şuraya otur diyor, hem de bunlara rağmen üste para vermiyor üste para alıyor, o para kimlerin kimlerin cebine giriyor..
Dip not : E-Bilet öncesi sistemde kulüpler istediği takdirde kendi biletini kendisi basabilir ve kimseye komisyon vermek zorunda kalmayabilirdi, örnekleri var. Komisyon vererek alınan biletler de kulüplerin o işle uğraşmama isteği denilebilir.
''Beleşçileri bitirecek, bedava bilet yalan olacak''cılar ;
Yaşadığımız ülke Türkiye arkadaşlar.
Burada her şey kılıfına uydurulur. Bedava biletin dönüdüğü yerlerde zihniyeti beş kuruş etmeyen yöneticilerin ofislerinde passolig'e kredi yükleyici cihaz yerleştirmeleri de pek ütopik bir durum olmaz. Bunu da geçelim..
''Kafam karışık hemen almıycam''cılar ;
Kırması çok zor, elastik yapıda kart yapmışlar. Pes etme, kırılır..
Sonra da ara ''Müşteri Hizmetleri''ni ve iptal ettir kartını.
''Passolig almayanın bağlılığını sorgularım''cılar ;
Orda bi duracan.
Eskişehirspor veya X takıma bağlılık ve duyduğun aşk 90 dakika boyunca bir stadyuma sıkıştırılmış (.rar) bir yapıysa sokayım öyle bağlılığa..
Tuttuğun takımı kimliğin gibi hayatın her yerinde taşıyamayanlardansan zaten git en ön sıradan al pasonu.
Girmediğin maçın parasını kulübe bağışlamak,
90 dakikalık arta kalmış zamanını sokakta, alışverişte küçük çocuklara takımını sevdirmek/takımının misyonerliğini yapmak kimseyi daha az Eskişehirsporlu yapmaz.
Özellikle bizim nesilimiz tarihle övünüp ''Yok şöyle dik durduk'', ''Yok şuna boyun eğmedik'', ''Düzene tepki olarak doğduk'' diye atar tutar.
Geç bir aynanın karşısına da bir bak..
Bugüne kadar neyin karşısında durdun Allah aşkına söyle?
Yıllar önce Fenerli yöneticini 15-20 kişi protesto ettin.
Takımın bu sene Avrupa'dan men edildi skinde değil..
Eski stadyumun yerine genelev yapsalar gıkın çıkmayacak vaziyetteyken harbi harbi bu kulüp için ne yaptın?
Al karşına kendini bi sorgula, yanıtını biz bilmeyelim.
Kendini kandıramazsın..
Abiler, kardeşler;
E-Bilet yıllardır toplanan koçanlı/yaprak biletlerin mirası olan görseline ruhumuzu kattığımız kombinelerin; unutulmaz maçlarla ilgili elimizde, dolabımızda saklayabildiğimiz en somut materyal olan biletlerin, birçoğumuzun da geçtiği yollarda yürümeye çalışan ''Abi beni de içeri soksana''cı ufaklıkların sesi olma vazifesine bizleri itiyor.
Öümüze konulan dayatmaya, sevdamıza uzatılan ellere ilk defa omuz omuza ''Hop, ne ayaksın?'' deme fırsatını çöpe atıp kolayına kaçmayalım.
Bağzı milyon taraftarı olan kulüpler bile kombine bilet satabilmek için şimdiden başladı futbolcuların tribün yaptığı reklamlara..
Önceleri bu dönemlerde çatır çatır satılırdı o kombineler, bu bile belli bir noktaya daha başlamadan bile ulaşılmışlığın kanıtı olarak gösterilebilir.
Kulüp yöneticileri taraftarın önemini ve ciddiyetini böyle böyle anlayacak, önlerine konulan her yasaya eyvallah çekmeyecek, bu tür şeylere balıklama atlamaları bu şekilde engellenecek başka yolu yok.
''Şunu uygulayalım'' dediklerinde ''Ama taraftar kabul eder mi?'' diyebilecekler.
Ağızları yansın bi hele..
İlerde bize ''Bu sisteme nasıl izin verdiniz?'' diye sorduğunda çocuklarımız,
''Karşı çıktık, mücadele ettik ama olmadı'' der ve ekleriz ;
''Ama önümüze konulana da kolayca boyun eğmedik''
Bu noktada alana da almayana da saygı duymak?
Alanlar zihinlerde bu savaşta bir senesini feda edenleri yalnız bırakanlar olarak yer edinecek.
-Ya kaybedersek?
''Savaşan kaybedebilir. Savaşmayan çoktan kaybetmiştir'' der Ernesto Che Guevara.
O zaman her beraber gireriz stadlara Allah ne verdiyse..
Dip notun dibi :
''Emre sen cezalısın zaten o yüzden böyle rahat konuşuyorsun''cular ;
-He babaye he babaye he..
Yarım kalan hikayemiz..
Takım istasyondan hızlı tren ile uğurlanacaktı. Önceki günlerde temin edilen sisler, meşaleler, torpiller tren istasyonuna nüfuz edecekti. İstasyona gelen takım layıkıyla uğurlandı. Mevzuyu abartarak topçulara atılan torpiller tepkilere neden olsa da, Boffin’e doğru gelen bir torpil sonrası bir renkdaşın yaptığı ‘’Korksun, korksun da orada daha iyi top tutsun’’ yorumu tebessüm ettirdi. İnsan sevdiğini severken öldürürmüş tarzı bir şeyler oldu kısacası, kazasız atlatıldı.
''O Köy Bizim Köyümüz - İnönü'' #PassoGelecek!
‘’Zeki, çevik ve ahlaklı’’ kavramının tersine ülke futbolumuzun kirli oyunlara alet edildiği, rant ve nefret söylemlerinin tavan yaptığı bir dönemden geçiyoruz.
Türlü türlü pislik içerisine batırılmış futbolumuzda sorunun asıl kaynaklarına ulaşarak düzeni sağlamak, şiddetin kaynağına inerek çözüm üretmek yerine bu kirli düzenin en masumu olan biz taraftarlar sindirilmeye çalışılmaktadır.
Tribünü bir orman olarak düşünürsek,’Passolig’’ denilen zırvalık ile bizleri adeta ağaçları kökünden kesercesine bitirmek için düğmeye basılmıştır. Bizler ise bu ormanın katledilmesine boyun eğmeyecek, hem var olan ağaçlarımızı koruyacak hem de geleceğimizi sağlama almak adına yeni fidanlar dikerek güçleneceğiz!
Daha önce Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, Mahmudiye ilçelerinde gerçekleştirdiğimiz ‘’O Köy Bizim Köyümüz!’’ organizasyonunda geriye kalan ilçelerimiz İnönü, Mihalgazi, Mihalıççık, Sarıcakaya, Seyitgazi ve Sivrihisar.
Daha önceki okul ziyaretlerimizden fotoğraflar : https://onedrive.live.com/?cid=479CF74CCC7692C1&id=479CF74CCC7692C1%216608&sc=photos
İlk olarak 23 Nisan’a kadar gerekli meblağı toplayarak sıradaki ilçemiz olan İnönü’de gerçekleştirmeyi planladığımız organizasyonda bu sezon tüm ilçelere ulaşmış olmayı planlıyoruz.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 2009/10 sezonunda Eskişehir’de oynanacak maç öncesi Mahmudiye ilçemizdeki bir okula ürünlerini hediye etmesi ve bunun tarafımızdan üzülerek öğrenilmesi ile Ocak 2010’da Mahmudiye’deki öğrenci kardeşlerimize Eskişehirspor formalarını giydirmemiz, Eskişehirspor’u kırsaldaki minik yüreklere ulaştırmamız sonrasında devamı da gelmeli diyerek düzenli hale getirdiğimiz bu kampanyayı 4. Senesinde tüm ilçelerimize ulaştırmış olmak için gruplarımızı, gurbet oluşumlarımızı, tayfalarımızı/derneklerimizi göreve çağırıyoruz.
Renkdaşlarımızın bireysel katkılarının da devam etmesinin yanı sıra topluluk olarak 6 ilçemizdeki okulları sahiplenebilecek ‘’Şu okulun masraflarını XKŞ olarak karşılıyoruz/Şu okulun masraflarını Y ve Z grubu olarak üstleniyoruz’’ renkdaşlarımızın olmasını arzu ediyor, tamamen taraftarın kendi arasında imece usulü kaynak yaratarak başlayan ve sürdürülen bu organizasyonda top yekün kenetlenerek kalan ilçelerimizdeki okullara ulaşma noktasında destek istiyoruz.
Son yapılan SBS ’deki ilçedeki başarı sırasına göre en başarılı olarak belirlenen okullarımız ve mevcutları ;
İNÖNÜ – Şehit Ali İhsan İlköğretim Okulu (220 öğrenci)
MİHALGAZİ – Mihalgazi İlköğretim Okulu (250 öğrenci)
MİHALIÇÇIK – Hürriyet İlköğretim Okulu (260 öğrenci)
SARICAKAYA – Fatih İlköğretim Okulu (163 öğrenci)
SEYİTGAZİ – Kırka Atatürk İlköğretim Okulu (290 öğrenci)
SİVRİHİSAR – Atatürk İlköğretim Okulu (170 öğrenci)
Organizasyona aşağıdaki hesap numaralarına açıklama kısmına ‘’O Köy Bizim Köyümüz’’ ya da ‘’Forma Yardım’’ şeklinde bilgi girerek katkıda bulunabilirsiniz. (Banka işlemi sonrası unieses26@hotmail.com adresine bilgilendirme e-postası gönderebilirsiniz.)
Ziraat Bankası
Şube Kodu : 0771 Hesap No : 50821199 5001
IBAN : TR80 0001 0007 7150 8211 9950 01
Vakıfbank
Şube Kodu : 0020 Hesap No : 00158007296356406
IBAN : TR23 0001 5001 5800 7296 3564 06
İş Bankası
Şube Kodu : 4400 (Eskişehir) Hesap No : 4180721
IBAN : TR86 0006 4000 0014 4004 1807 21
(Hesap ismi istendiğinde Emre Angı olarak girilebilirsiniz.)
(1 Adet forma ücreti +/- %10 10 tl olup, yapılan harcamalar ve toplanan meblağ daha önceki organizasyonlarda olduğu gibi linkte ( http://www.eskisehirspor.com/forum/forum_posts.asp?TID=2745&PN=1 ) bulunan forum konu başlığı üzerinden paylaşılacaktır.)
Üniversiteli Eskişehirsporlular
İnanmışların Galibiyeti
4 aylık bir aranın ardından selamlar..
Dünkü Fenerbahçe galibiyeti sıkıntılı bir süreçte ilaç gibi geldi bu konuda hepimiz hemfikiriz.?
Galibiyete giden yolda yaşananlara uzanalım diyorum.
Puan cetvelindeki yerimizden çok ''Yemediğimiz Gol'' istatistikleri Avrupa'nın sayılı takımları ile ilk sıralarda olmamızla övündüğümüz bir ilk yarının son dönemi geçirdik. Konya maçı ile birlikte bu istatistik dalını kenarı bırakmış olduk yediğimiz 4 golle.
Halil Ünal başkanlığındaki yönetiminin 100 trilyona yakın bir borç enkazı bıraktığının da açıklandığı dönem sonrası devre arası transfer konularında da doğal olarak beklenti içerisine girmedi bir çoğumuz.
Forvet, sadece bir forvet ağzımıza sakız oldu,
Orta sahada istatistiklerin içinden geçip forvet bölgesindeki vasatlıkla yolunan saç/baş, yumruklanan/tekmelenen çeşitli materyaller..
Serdar Özbayraktar! Razıyım.
Neyse ki Diego var. Defans olan, gol umudum.
Necati ile Bienvenü'yü üst üste koy, beşle çarp bir Diego etmez, o derece.
Fenerbahçe maçı sabahına Diego'nun kadroda olmadığı haberleriyle başlıyoruz. Diego yoksa kim gol atacak? modundayız.
Bienvenü mü atacak? (attı.)
Gol atarsa taraftarlığı bırakırımlı tivitlerin katili Bienvenü.
Ertuğrul Sağlam ciddi şekilde eleştiriler alıyor, ruh sağlığı bile didikleniyor.
O ana kadar olmayan bende bir ümit ortaya çıkıyor galibiyet namına; Ya koyarsak?
Hepimiz göt mü olacağız?
- Olalım abicim, olacaksak böyle olalım.
Ve göt oluyoruz..
Ama bu göt oluşun da bir hikayesi yok değil.
*
Transfer sıkıntısı çektiğimiz devre arası dönemde İstanbul takımlarıyla flört eden mahallemizin bikaç yıllık körpe futbolcusu Tarık Çamdal.
Hemen zıplayacak İstanbul'a.
Yönetim kadro dışı ayarıyla rot balans ayarını çekiyor Tarık'a.
- Sana seni kazandıran kulübe fayda sağlamadan nereye birader?' diyorlar.
Bu hareket oldukça fazla puan kazandırdı Mesut Hoşcan yönetimine. Tebrik ediyor, aynı duruşu tüm futbolcular için, tüm takımlara karşı göstermelerini diliyoruz.
Tarık bu rot balans ayarıyla 4 yıl daha varım diyor.
Ayar sonrası oynadığı maçlarda da diğer futbolculardan sıyrılarak taraftar üzerinde yarattığı olumsuzluğu kırmak için canla başla çalışıyor. Aynen devam Tarık!
Kupa maçları ve Fenerbahçe maçında gösterdiği mücadele ve istekli oyunu transfer dönemindeki olumsuzlukları giderecek cinsten olunca maç sonrası bağrına basıyor taraftar.
Demet ablanın da dediği gibi Bkz : Herkes hakettiği gibi yaşıyor.
**
Başkan ve bazı yönetim kurulu üyeleri.
Protokoldeki yumuşak koltuklarından feragat edip, kaşkolunu eline alıp taraftarın arasına karışıyor. Fotoğraflar ''Hangisi başkan?'' şeklinde sorular sorduruyor bilmeyene..
Şunu yapacağım! Bunu yapacağım! diye desteksiz sallayıp gereksiz beklentiler içine sokmaktansa taraftarın içinde atkı sallaması ekstrem bir durum.
***
Top toplayıcı kardeşimiz.
Kuyt'ın ikinci yarı elle attığı golü izliyoruz. Pişkin pişkin attığı gole sevinen profesyonel futbolcuyu izlerken birşey takılıyor gözlere. Kale arkasındaki top toplayıcı kardeşimiz.
Dünya'nın tanıdığı isim attığı haksız gole sevinirken top toplayıcı kardeşimiz hararetli bir şekilde topun elle oynandığını hakeme göstermeye çalışıyor. Belki hakem bunu görmüyor vs. ama o anlık refleks, maça konsantre oluş orada sadece harçlık/şekil için durmadığının kanıtı gibi.
****
Taraftar.
Bu tarz maçlar son model cihazlarıyla televizyondan gördükleri şişirilmişlerin uzuvlarını kaydetmeye gelen bukalemunların ivme kaybettirdiği maçlar oluyor. Bu kez bukalemunların etkisinin olmadığı, canlı tanık olan Fenerbahçeli taraftarlar başta olmak üzere taraflı tarafsız birçok kişinin takdir ettiği bir tribün oluyor.
Nasıl olmasın ki?
Tribüne girebilenler her zamanki gibi yine ordalar fakat bu maç 6222 mağduru taraftarlarımız da stad dışındaki yerlerini alıyorlar. Dakika 62:22'de yakılan meşaleler tribünün de ateşini arttırıyor ve o dakika itibariyle gol atmaya zorlanıyor takım.
Sahada futbolcunun, tribünde başkan ve yöneticilerin, kaldırımda taraftarın, kale arkasında top toplayıcı çocuğun inandığı bir ortamdan rakibin eli boş dönmesi pek de anormal bir sonuç değil.
Dip not : Duyduğum kadarıyla devre arası neredeyse hiç durmadan Ali İsmail Korkmaz bestesi giren Fenerbahçelilerin yüreğine sağlık.
Ha bir de unutmadan;
Maç öncesi internet sitesinde yayınladıkları bir yazıda Fenerbahçe için ''Takımımız'' ibaresi kullanan TRT ve Diego'nun kadroda olmayışını ''Şike'' olarak adlandıran Galatasaraylılar,
Himalayalardan selam var;
Koyduk mu?










































