Bursa-ESES (2010-2011)

Stadyuma Yürüyüş ;

Videoyu İndirmek İçin Tıkla

2010-2011 sezonu 4. haftasında Bursaspor deplasmanından görüntüler.Videoda polis kontrol noktasından hareket, şehir merkezinden geçiş ve tribünden kısa görüntü bulunmaktadır ;

Videoyu İndirmek İçin Tıkla

12 Dev Adam Kap'tı-Kaç'tı



Basketbolsever değilimdir, hatta oynayan tiplere uyuz olurum desem de yalan olmaz ancak o oyunu oynayan takım Türk Milli Takımı olunca, o oyunu oynayanların formalarında ay-yıldızı gördükçe ister istemez kaptırıveriyorsun kendini.

İşte bugün o kapılmanın doruklarındaydım basketbol adına.

Genelde böyle kendimi kaptırdığım maçlarda hüsrana uğrar, ''Poh mu var izledin ?'' derim.Bugün de öyle başladı...

Sırbistan 3.5 periyotta geleni attı gideni attı.Serbest vuruşu attı, 3lük attı, ordan-burdan her türlü attı...

Biz ise yakaladığımız fırsatlardan yararlanamadık, kaptığımız topları kaptırdık, serbest atış çizgisinde inanılmaz başarısızdık...

Önceki maçlardan alışmıştık maçı önceden koparıp, sadece farkın ne kadar fazla olacağını tahmin etmeye, bu maçtaysa uzun süre sayıca geriden gitmemizle birlikte hop oturup hop kalktık...

Son dakikalarda ise öne geçtikten sonra elimize geçen avantajı korumasını bilerek finale kalmayı başardı 12 DEV ADAM.Bugün düşmanımın başına gelmesin diyebileceğim tek şey : Sırp olmaktır...

''Kap-Kaç''a kurban gittiler, Allah kolaylık versin :)Gönüllerin şampiyonu olmak da güzel olsa da kağıt üstünde de şampiyonluk şansını ilk kez yakaladığımız fırsatı boş geçmemek gerek...
Finalde rakip Amerika,
Güveniyoruz 12 Dev Adama !

Sonu da güzel olsun...

Maç öncesi kağıt üzerinde rahat kazanmamız gereken maçlardan biriydi.Nitekim öyle de oldu.O yüzden bu maçın analizi ne kadar doğru sonuç verir kestirmek güç.Takımı Şubat ayında Fatih Terim'den devralan Guus Hiddink geçen 6 aylık süre zarfında etkisini epey göstermiş gibi.Neme lazım,takım Fatih Terim döneminde var olan " Allah allah, haydi aslanlarım " taktiğinden bir anda Hiddink'le beraber sahada ne yaptığını bilen, ayağa daha çok top yapan, topu daha çok ayağında tutan taraf olan takım hüviyetine bürünmüş.Tabi bunda bizim taktik anlayışımızdan ziyade Kazakistan'ın orta sahada basmayan, bizim top yapmamıza izin veren yapısının etkisi de büyük...

Maça ;

----------------------------Onur----------------------------

--Sabri-----Ö. Erdoğan---Servet-----H.Balta---------------

---------------Aurelio-----------Emre B.-------------------

--Hamit-------------------------------------------Arda-----

---------------Nihat --------------Tuncay------------------


bu dizilimle başladı A millilerimiz.Hiddink'in ülke futbolumuzu henüz tanıma aşamasında oluşu, takımı şu an yardımcısı Oğuz Çetin'in kuruyor oluşu gibi faktörleri göz önüne aldığımızda Türk Milli Takımı görünümünden daha çok GS-FB-BJK karması görünümünü andıran bu dizilim öyle sanıyorum ki, 2-3 maç daha böyle sürecek.Böyle bir 11'le bile takımın bu akşam pozitif futbol oynuyor oluşu takdire şayan.İlk golde Emre'nin serbest vuruşta arka direkte Ö.Erdoğan'a gönderdiği adrese teslim top, Ömer'in aynı güzellikte ceza sahası çizgisinden vurduğu kafa ve sonunda Arda'nın fırsatçılığı , ki ben orda Ömer'in yerinde olsam Arda'yı soyunma odasında kızılcık sopasıyla bi güzel döverdim, güzel bir duran top organizasyonuydu.Kolay mı Ömer'in yerinde olmak...Hayatınızda ilk kez A milli oluyorsunuz, sahaya çıktığınız ilk maçta ilk golünüzü atmak üzereyken aradan biri çıkıyor , giren topa çizgide dokunuyor ve gol ona yazılıyor.Siz olsanız ne yaparsınız ? Hamit'in attığı gole gelecek olursak, ustalık kokan bir vuruş.Bu vuruşu dünyada yapabilen ender futbolculardan biri,diğerleri sanırım VanBasten,Koeman günümüz futbolundan örnek verecek olursak Gerrard,Lampard gibi isimler...Orta alanda Emre ile Arda'nın birbiriyle olan uyumu, girdikleri verkaçlar, kaleci Onur'un inanılmaz refleksleri (Allah onu milli takımımızdan eksik etmesin), Sabri'nin artık daha soğukkanlı oynaması,ilk maçı olmasına rağmen Ömer Erdoğan'ın neredeyse kusursuz oynaması sahadaki artılardan birkaçıydı.Ancak işin bir de görünmeyen eksileri var ki, bunlar sonraki maçlarda başımıza iş açabilecek cinsten.Defansımızda bugün belki Servet-H.Balta-Ö.Erdoğan-Sabri dörtlüsü kusursuz oynadı ancak birbirleriyle olan uyumsuzlukları bugün bizi fazla zorlamayan Kazak golcülere karşı pek açığa çıkmadı. Salı günü hücum hattı Sonck-Dembele-Hazard gibi inanılmaz hızlı ve bitirici golcülerden oluşan Belçika karşısında akıbetleri ne olur,bilmiyorum.Hiddink buna eminim çözüm bulacaktır.

Neyse ne diyelim o zaman,Hiddink buna çözüm bulsun.Bizde sonuna kadar desteğimizi verelim. Milli takımımız en kısa zamanda formanın adaletli dağıtıldığı,formda olanın oynadığı, gerçekten bu oyunu sevenlerin oynadığı bir takım haline gelsin.Gelsin ki,kaçırdığımız iki büyük organizasyonun ardından 2012'yi de kaçırmayalım.Futbolu böylesine seven büyük Türk halkı,2012'de Polonya-Ukrayna'da yerini alsın.. Kazakistan'da bugün başlayan bu yolculuk 2012 Haziran'ı geldiğinde finalin oynanacağı Polonya ya da Ukrayna'nın X stadında son bulsun...

Son olarak, yazımı biraz gülümseyerek bitireyim...

Dakikalar 81'i gösterir,oyundan Nihat alınır yerine Selçuk İnan girer ve o gülümseten diyalog gelişir.

TRT Spikeri : Sayın Üründül, değişiklikleri nasıl yorumluyorsunuz ?

Ömer Üründül : Iııııııııh, doğru değişiklikler yani....

Taraftar da ağlar...

Bir insan neden ağlar ?

Cevabı hemen verebiliriz değil mi, annesi ya da babasına bir şey olmuştur,çok sevdiği bir yakınını kaybetmiştir,sevgilisinden ayrılmıştır,sınavda kötü sonuç almıştır vs vs…türlü nedenler sıralamak mümkün.

Peki ya, bir taraftar neden ağlar ?İşte bunun mantık çerçevesinde cevabını vermek güç. Hayatı sadece o meşin yuvarlaktan ibaret olan bir insan, bunca yıllık ömründe kalbinde futboldan başka bir şey olmayan bir insan, takımına aşık olan bir taraftar da elbette yeri geldiğinde ağlar.O aşık olduğu, hatta taptığı armanın olur yenik duruma düştüğünü görürse ağlamasından daha doğal bir şey yoktur,olamaz da…Çevresindekilere göre belki bu son derece anlamsız,son derece saçma bir harekettir.Ancak gelin görün ki, o çevresindeki hiç kimse bilmez ki , bu yenilgi onun yüreğinde ne türden bir hasara yol açmıştır.İçi yanıyordur o an.Gözyaşları içinde patlamaya hazır bir yanardağ misali beklemektedir infilak etmek için.Nitekim fazla gecikmez o infilak.Hiç bir zaman bilmez çevresindeki o insanlar o armanın onun için ne anlam ifade ettiğini, bilmeyecektir de…

İşte ben bunu gördüm. Üç gün önce , gece saat 12 civarıydı. Maç bitmiş, staddan çıkmak üzereyken kapının yanında duvarın dibine çökmüş,hıçkıra hıçkıra ağlayan genci gördüm. Yanına gidip, “ Peki, Neden ?” diye sorduğumda kafasını kaldırmış, buğulu bakan gözleri her şeyi anlatıyordu. Belli ki, ağlamaktan konuşamıyordu ancak o gözler her şeyi ele veriyordu. Nedeni belliydi, maça ağlıyordu. Hayatında aşık olduğu tek varlığın, armanın, kendi mabedinde kaybetmesine ağlıyordu.

Ne kadar anlamsız değil mi (!) Altı, üstü 90 dakika süren,sahada 22 adamın bir topun peşinden koştuğu basit bir oyun, futbol değil mi(!).Bir taraf elbet kaybedecek, bir taraf kazanacak. Belki sahada kaybeden futbolcuların yanına gitseniz böylesine üzülmüyorlardı.Kim bilir ilk golde hata yapan Ivesa bu derece üzülmüyordu ya da ikinci golde topu kendi kalesine vuran Volkan…Ama işte kazın ayağı öyle değil.Siz bir de gelin bunu o gence anlatın. Hayatından sanki bir parçası kopmuş gibiydi. Sorduğumda ağabey diyor, benim 5 yaşımdan beri bütün hayatım futbol. Bu kutsal armayla tanışmam 10 yaşımdayken başladı.Kısaca çocukken tutuldum ben bu sevdaya diyor. O yüzden işte bu armanın kaybettiğini görmek demek, benim için annemi,babamı ya da kardeşimi kaybetmemle eşdeğer diyor.

İşte bu yüzdendir, normal bir insan nasıl ki ailesinden birini kaybettiğinde ağlarsa , bir taraftarda canından bir parça olan arma kaybettiğinde ağlar.Bunu ne sahadaki futbolcu bilir, ne kenardaki teknik direktör, ne de çevresinde onu teselli etmeye çalışan kişiler bilir.Kimse bilmez, ancak o genç takımının kaybettiği her maçtan sonra için için ağlamaktadır...

İşte bu yüzdendir ki, stadın duvarına çökmüş yalnız başına ağlamaktadır hıçkıra hıçkıra…

Ve işte bu yüzdendir ki, Futbol sadece 22 adamın bir topun peşinden koştuğu basit bir oyun değil bir aşktır,bir tutkudur, bir sevdadır….

Yeni Yazarımız : Yiğit Özen

İnsanların güzel yazılar okumasını, güzel şeyler paylaşmasını sağlamak masa başından, oradan buradan edinme bilgilerle yapılamaz.

Bizzat o gündemin içinde olabilmeli, bizzat o gündem hakkında bilgileriniz olmalıdır.


FelsefeSiS blog olarak sizlere Eskişehirspor ve tribün gündemiyle ilgili tribünün içinden ve tribün bilgisiyle birşeyler paylaşmaya çalışıyorum ancak ''Değerlendirme'-Kritik'' anlamında sık sık yazı yazmaya fırsat bulamıyorum maalesef.

Bu yüzden daha çok paylaşımlar yapmak amacıyla yazar kadrosu oluşturmak konusunda düşünceye kapıldım.

İlk transferimiz Yiğit ÖZEN (Nam-ı Diğer : ESPARTA)


Kendisini Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden 4 yıllık diplomasıyla yani bonservisiyle blog'umuza transfer ettik.
İnşallah yazdığı güzel yazıların gölgesinde kalmayız :)

Hayırlı uğurlu olsun.


Aranızda bu blog'ta yazılarının olması gerektiğini düşünen varsa sevinmekicinsevmedik@esesim.com adresi aracılığıyla irtibat kurabilirler.

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..