Seninle olmak sana dokunmak değil ki..

Süper Lig 32. haftasında 7 Mayıs 2016 günü Gaziantepspor-Eskişehirspor arasında oynanacak maçtan bir kaç gün önce Gaziantep şehri emniyet yetkililerinin ''daha önce aldığımız cezalar örnek gösterilerek'' aldığı karar neticesinde bu kritik maçta Eskişehirspor taraftarlarının stadyuma alınmayacağı açıklandı.

Yenersek ligde kalma umutlarımızın kuvvetleneceği, yenilmememiz gereken bu maçta olmak diğerlerine oranla çok daha önemliydi ve gerek kulüp tarafından resmi yollarla gerekse taraftar tarafından sosyal medyada karara tepki olarak reaksiyon gösterildi ve ertesi gün yanlıştan dönüldü.

Yaklaşık 900 km uzaklıktaki Antep deplasmanında yerini alan Eskişehirsporlular son yılların en iyi deplasman performanslarından bir tanesine tanık oldular.

Daha önceki deplasmanlarda da bulunduğu gibi bugün de böyle bir günde stada girememe pahasına orada bulunan renkdaşımız Samet de en az Boffin'in son dakika kurtardığı penaltı kadar önemli fakat birçoğumuzun görmediğiydi.

Pinhani'nin de dediği gibi,
Seninle olmak sana dokunmak değildi ki.

Gözyaşlı plastik boya

Eskileri yad ettik dün gece.

Telefon numarası çeşitli yollarla silinmiş, belki de zamanla değişmiş dostlar aşındırdı telefonları. 

-Kimsin? sorusuyla açılan telefonlar ''Vay sen miydin?'' mahçupluğu, geçmişle kucaklaşmanın heyecanıyla kapandı. 

Gelemeyenler bir fırça da bizim için vur dedi, gelenlerden bazıları gözyaşları ile karşıladı plastik boyanın su ihtiyacını. 

Pankart bitti etrafına oturduk, anlattık da anlattık.
Forum, tanışmalar, deplasmanlar, organizasyonlar.. 

Senin en güzel yaptığın şeyi de ihmal etmedik muhabbetten, güldük bazı bazı, olduğu kadar.

Pankart yapılacağını hissettiğin maçlar öncesi hep derdin ''çalışma var mı?, yardıma ihtiyaç olursa haber ver'' diye.. 

Dün ise sen çağırdın biz geldik kardeşim. 


Ha bu arada erken gitmek zorunda kalıp karede olmayanlar da vardı. Gecenin sonunda çektık fotoğrafı..; Gerçi bunu söylememe ne gerek varsa, zaten sen de orada değil miydin? 

Hasta

Formalardaki kolda yaldızlı şekilde yazan 50'ye yakışır olması dileği, bu formaları giyecek olanların kağıt üzerindeki kapasitelerinin ve yönetimin güven vermeyen (her ne kadar kongre ortamında tazelense bile) durumu neticesinde korku ve taraftar olmanın verdiği tükenmek bilmeyen ümitlerle sezona başladık. 

Kemik yapısı neredeyse komple değişen takımda organlar iş görmeyince Skibbe sonrası İsmail Kartal vücudu harekete geçirmek adına beyin olarak doktor hoşcan ve ekibi tarafından vücuda monte edildi. 

İsmail Kartal hamlesinin takımı solunum cihazına bağlı tutmaktan öteye gitmediği ve hastanın fişinin çekilme riskinin olduğu bu dönemeçte Samet Aybaba ile bir nakil daha yapıldı. 

Ameliyat sonrası yoğun bakım niteliğindeki Konya maçında olumlu tepki veren organlar uyum sağlamış gibi görünüyorlardı; 9 haftadır bitkisel hayatta olan 50 yaşındaki hastamız Cumartesi günü oynanan Mersin maçında hastane koridorlarındaki binlercesini ve orada olamayan daha fazlasının yüzünü güldürmeyi başardı. 

Bu durum daha önceki yıllar çok koşan, Avrupa'ya gidip gelmiş bir birey için her ne kadar ufak bir şey olarak gözükse de son 1 yıldır kötüye giden yoğun bakımdaki birisi adına şahane bir durumdu. 

Doktor hoşcan ve ekibinin son operasyonunun başarılı olması ''hastayı hayatta tutması'' kadar başarıdır. Yoksa hastamız doktor halil döneminde turp gibi olup grip düzeyinde ayaktaydı; Bankalarla arasının pek iyi olduğu söylenemezdi, çok takmıştı, bataktaydı.. 

Gelişen süreçte kararı verecek olan hasta yakınları olarak doktor hoşcan ve ekibine önce güvendik fakat borcu bitirelim gribi atlatırız derken böbrekleri satacaklarını aklımızdan bile geçirmedik. 

Neyse ki an itibariyle gözlemlediğimiz kadarıyla organlar ve beyin anlaşabiliyor, hastanın sevenleri ise pozitif enerjinin dibine vuruyor.. 

Hastane koridorlarından başlayarak, ayağa kalktığında görebileceği tüm sokakları yorgun savaşçının renklerine boyuyorlar. 

O ayağa kalkacak, 
O koşacak, 
O gülecek/eğlenecek, 
O, gün gelecek belki yine üzecek.. 



Ama inancımız tamdır ki; 
Nicelerini daha tarihe gömecek, 
O tahta çıkacak; 

Tahtına çıkarmadan ölmek, bize haram olsun! 

-------------------- 

Hastane koridoru düzeyinde fiziksel olarak hastaya yakın olamayanlar var bir de.. 
İçeri girerlerse hastaya uzun vadede zararı olacağını düşündükleri pasolig virüsünün yayılmasından endişe ettiği için hastane dışından güzel haber bekleyenler.. 

Hastanın ameliyat anlarına, yoğun bakımına, parmağını oynatışına, 
Dışarıda kalmaya dayanamayıp içeri girenlerin sevinç çığlıklarına, 
Oynamalara, zıplamalara, birbirlerine kenetlenmelere televizyondan tanık olanlar.. 

 Yani nasıl anlatayım? 
Oruçlunun karşısında içilen su, yenilen yemek.. 



Deliler gibi orada olma arzusunu içinde yaşayış, 9 Aralık'taki atılacak topu/okunacak ezanı bekleyiş..
İftar vakti olan ilk maç: En uzun ve en sıcak gün tutulan bir orucun ardından içilen bir bardak su.. 

Biliyoruz ki içeridekiler ne kadar iyi olur, tüylerimiz ne kadar diken diken olursa, tutulan oruç o kadar daha anlamlı olacak. 

Bu sınava biz girdik; Haddimize değil karşımızda yemeyin, içmeyin demek. 
Hastaya moral, koridordakilere güç lazım. 

Gocunmak yok; 
Bize koyan dışarıda sevinmek değil, içeride üzülememek. 

Vitrin

Taraftarlar olarak her ne kadar hoşumuza gitmese ve kabullenmesek de futbolcuların maalesef geneli bazı maçları vitrin maçı olarak görürler. Bu maçlarda daha çok koşar ve daha çok göze hoş gelen futbol figürlerini sergilemek isterler.

Bu vitrin maçları ;
Bazen maçı yayınlanmayan alt liglerde televizyonda yayınlanan,
bazen lig farkının çok olduğu, lig bazında karşılaşmaları belki de yıllar alacak bir takım ile kupa statüsü gereği oynanan, bazen yurt/kıta dışı yapılan,
bazen de o ligde popüler olan takımlara karşı sahaya çıkılan maçlar olabiliyor.

Burada ayyuka çıkan yakışıksız durumun kaynağı günümüz futbolunun ‘’Endüstri’’ haline gelmesidir. Yeteneklerini kamuoyuna ve olası yeni ‘’Patron’’larına göstererek daha bilinen kulüplerin işçisi olmak, daha iyi maaş almak, daha yaşam düzeyi yüksek olmaktır futbolcunun derdi. 

Kazanılacak kupalara/şampiyonluklara yakınlık ve damarlardan akan kanın o kulüp renginde oluşu genelde ikinci planda birer palavralardır. Günümüz profesyonel futbolcularının tamamına yakın kısmının vitrinde ön planda olma isteğinin ilk sebebi ‘’Para’’dır.

Eskişehirsporumuzun ilk hafta oynadığı karşılaşma da ülke futbolumuzda medyanın pohpohlamasıyla vitrin hale getirilen takımlardan Fenerbahçe maçıydı. Bu tarz maçlarda alınan galibiyetler elbette ki paraya karşı kazanılan zafer olduğundan ötürü oldukça kıymetli fakat bir o kadar da yanıltıcıdır. İlk paragraflarda değindiğim üzere futbolcular psikolojik doping almışlardır.

Şöyle bir örnekleme yapalım:
Düğünler..
İnsanlar en şık elbiselerini, en şık saç sitillerini, parıltılarını/şarıltılarını bu tür özel günlerde sergilerler. Bekarlar için potansiyel gelin/damat, evliler için ise yanındakinin yanına yakışır olma halleri. Düğünün bitmesiyle ertesi gün herkes daha standart elbiselere, saç sitillerine bürünürler. Her gününü düğündeki kadar şık ve parıltılı, her düğününü diğer günlerindeki kadar sıradan ve gösterişsiz yaşayan insanlar kadar azdır her maçını vitrinmiş veya standartmış gibi gören futbolcular.

Düğünlerdeki güzellik ve yakışıklılık yanıltabilir, o gün makyaja kanarak beğenilen kişi standart bir gün o kadar parıltılı ve can alıcı gelmeyebilir.
Bkz : Veysel Sarı
Bkz : Geçtiğimiz sezon oynanan Bjk, Fb, Gs maçları

Fenerbahçe maçında takımımızda ne ektra bir sitil vardı ne de parıltı. Ya bunu sağlayamayacak kadar sıkıntılı bir durumdaydık ya da kemik kadrosu neredeyse tamamen değişen takımımız bu maça vitrin maçı gözüyle bakmadı, kestiremeyiz.

Düğüne pijamalarıyla katılan Eskişehirsporumuz Pazar günü Sivasspor maçında ise üstüne smokini çekerek parıldadı..
Her günümüz böyle şık olsun.




* Theofanis Gekas’ın 3 gol atmasından ziyade, maçın son anlarında farklı pozisyonlarda neredeyse sağ ve sol beke gelerek defansa yardımıyla top kapma çabası yaşıyla orantılı olarak takdiri hak ediyor.

Geldiği gün yaşına rağmen bende heyecan yaratmıştı.
Son dakikalarda böylesine dinamik şekilde defansa yardıma geldiği sürece 40’ına da gelse benim için sıkıntı yok; Bitiricilik var, golünü zaten atıyor..

*Gönül şu takımda 20 yaşında bir Gekas istemez mi?
 -Tabi ki ister.


Paraya boyun eğmeyiz.

Lig başlıyor..
Mevcut yönetimi ve yapılan transferleri beğenen-beğenmeyen, pasolig alan-almayan, Eskişehir'de olan-olmayan, İstanbul deplasmanına giden-gidemeyen herkes için lig başlıyor.

Rakip, taraftarını yönetime ve bilet sistemine duruşundan vazgeçirtecek(!) kadar önemli ''İsim''lerle kadrosunu oluşturan Fenerbahçe.

Kanarya sevenlerin kamuoyunda yarattığı etki, elden gelse Eskişehirspor'u sahaya çıkarmamak yönünde; Van Persie şu kadar atar, Nani bu kadar atar falan filan..

27 Eylül 2009;
Arda, Milan Baroş, Keita, Kewell ve Nonda ile 6'da 6 yapmış 18 puanla lider Galatasaray’a 7. Hafta konuk oluyorduk ve yine kaç tane yiyeceğimiz konuşuluyordu.

Ivesa, Murat Önür, El Saka, Vucko, Koray Arslan, Doğa Kaya, Bülent Ertuğrul, Mehmet Yılmaz, Burak Yılmaz, Youla'nın yer aldığı ilk 11'imizin ederi 12.350.000 Euro iken Galatasaray ilk 11'i 76.200.000 Euro idi.

38'deki Nonda golüne 56'da Mehmet Yılmaz'ın cevabı ve maç 1-1 berabere bitmişti.

Bugün ise Fenerbahçe kadrosu için aynı veri tabanında biçilen değer 169.950.000 Euro iken Eskişehirsporumuz için 37.000.000 Euro...

Sportif başarıdan ziyade Eskişehirspor adının saha içi/dışında olumsuzluklara karıştırılmadığı ve hakem hatalarından ırak bir sezon olması dileğiyle..

Formanın içindekiler armanın kıymetini bildiği sürece paraya boyun eğmeyiz.


Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..