İnanmışların Galibiyeti

4 aylık bir aranın ardından selamlar..

Dünkü Fenerbahçe galibiyeti sıkıntılı bir süreçte ilaç gibi geldi bu konuda hepimiz hemfikiriz.?

Galibiyete giden yolda yaşananlara uzanalım diyorum.

Puan cetvelindeki yerimizden çok ''Yemediğimiz Gol'' istatistikleri Avrupa'nın sayılı takımları ile ilk sıralarda olmamızla övündüğümüz bir ilk yarının son dönemi geçirdik. Konya maçı ile birlikte bu istatistik dalını kenarı bırakmış olduk yediğimiz 4 golle.

Halil Ünal başkanlığındaki yönetiminin 100 trilyona yakın bir borç enkazı bıraktığının da açıklandığı dönem sonrası devre arası transfer konularında da doğal olarak beklenti içerisine girmedi bir çoğumuz.
Forvet, sadece bir forvet ağzımıza sakız oldu,
Orta sahada istatistiklerin içinden geçip forvet bölgesindeki vasatlıkla yolunan saç/baş, yumruklanan/tekmelenen çeşitli materyaller..

Serdar Özbayraktar! Razıyım.

Neyse ki Diego var. Defans olan, gol umudum.

Necati ile Bienvenü'yü üst üste koy, beşle çarp bir Diego etmez, o derece.

Fenerbahçe maçı sabahına Diego'nun kadroda olmadığı haberleriyle başlıyoruz. Diego yoksa kim gol atacak? modundayız.

Bienvenü mü atacak? (attı.)
Gol atarsa taraftarlığı bırakırımlı tivitlerin katili Bienvenü.


Ertuğrul Sağlam ciddi şekilde eleştiriler alıyor, ruh sağlığı bile didikleniyor.

O ana kadar olmayan bende bir ümit ortaya çıkıyor galibiyet namına; Ya koyarsak?
Hepimiz göt mü olacağız?
- Olalım abicim, olacaksak böyle olalım.

Ve göt oluyoruz..

Ama bu göt oluşun da bir hikayesi yok değil.

*
Transfer sıkıntısı çektiğimiz devre arası dönemde İstanbul takımlarıyla flört eden mahallemizin bikaç yıllık körpe futbolcusu Tarık Çamdal.
Hemen zıplayacak İstanbul'a.
Yönetim kadro dışı ayarıyla rot balans ayarını çekiyor Tarık'a.
- Sana seni kazandıran kulübe fayda sağlamadan nereye birader?' diyorlar.

Bu hareket oldukça fazla puan kazandırdı Mesut Hoşcan yönetimine. Tebrik ediyor, aynı duruşu tüm futbolcular için, tüm takımlara karşı göstermelerini diliyoruz.

Tarık bu rot balans ayarıyla 4 yıl daha varım diyor.
Ayar sonrası oynadığı maçlarda da diğer futbolculardan sıyrılarak taraftar üzerinde yarattığı olumsuzluğu kırmak için canla başla çalışıyor. Aynen devam Tarık!

Kupa maçları ve Fenerbahçe maçında gösterdiği mücadele ve istekli oyunu transfer dönemindeki olumsuzlukları giderecek cinsten olunca maç sonrası bağrına basıyor taraftar.
Demet ablanın da dediği gibi Bkz : Herkes hakettiği gibi yaşıyor.

**
Başkan ve bazı yönetim kurulu üyeleri.
Protokoldeki yumuşak koltuklarından feragat edip, kaşkolunu eline alıp taraftarın arasına karışıyor. Fotoğraflar ''Hangisi başkan?'' şeklinde sorular sorduruyor bilmeyene..
Şunu yapacağım! Bunu yapacağım! diye desteksiz sallayıp gereksiz beklentiler içine sokmaktansa taraftarın içinde atkı sallaması ekstrem bir durum.

***
Top toplayıcı kardeşimiz.
Kuyt'ın ikinci yarı elle attığı golü izliyoruz. Pişkin pişkin attığı gole sevinen profesyonel futbolcuyu izlerken birşey takılıyor gözlere. Kale arkasındaki top toplayıcı kardeşimiz.

Dünya'nın tanıdığı isim attığı haksız gole sevinirken top toplayıcı kardeşimiz hararetli bir şekilde topun elle oynandığını hakeme göstermeye çalışıyor. Belki hakem bunu görmüyor vs. ama o anlık refleks, maça konsantre oluş orada sadece harçlık/şekil için durmadığının kanıtı gibi.

****
Taraftar.
Bu tarz maçlar son model cihazlarıyla televizyondan gördükleri şişirilmişlerin uzuvlarını kaydetmeye gelen bukalemunların ivme kaybettirdiği maçlar oluyor. Bu kez bukalemunların etkisinin olmadığı, canlı tanık olan Fenerbahçeli taraftarlar başta olmak üzere taraflı tarafsız birçok kişinin takdir ettiği bir tribün oluyor.

Nasıl olmasın ki?
Tribüne girebilenler her zamanki gibi yine ordalar fakat bu maç 6222 mağduru taraftarlarımız da stad dışındaki yerlerini alıyorlar. Dakika 62:22'de yakılan meşaleler tribünün de ateşini arttırıyor ve o dakika itibariyle gol atmaya zorlanıyor takım.

Sahada futbolcunun, tribünde başkan ve yöneticilerin, kaldırımda taraftarın, kale arkasında top toplayıcı çocuğun inandığı bir ortamdan rakibin eli boş dönmesi pek de anormal bir sonuç değil.

Dip not : Duyduğum kadarıyla devre arası neredeyse hiç durmadan Ali İsmail Korkmaz bestesi giren Fenerbahçelilerin yüreğine sağlık.

Ha bir de unutmadan;
Maç öncesi internet sitesinde yayınladıkları bir yazıda Fenerbahçe için ''Takımımız'' ibaresi kullanan TRT ve Diego'nun kadroda olmayışını ''Şike'' olarak adlandıran Galatasaraylılar,
Himalayalardan selam var;
Koyduk mu?

Kimse yok mu?

Ertuğrul Sağlam açıklama yapmış ''Taraftarın eski coşkusunu görmek istiyorum'' diye. İyi hoş da hocam taraftarın emeği stadda kayboluyor.. Sorumlular konusunda en ufak bir yaptırım vs. yok. Sonra herkes çıkıp Bando ve koreografi ekibi gözbebeğimiz, Eskişehir tribünleri için önemli vırt zırt..

Emeğe değer verilene, sorumlular cezalandırılana kadar o coşkudan mahrum kalacağız! Üzgünüm.

Tribünümüzdeki en büyük eksiklik ''Ağabey'' kavramını tam olarak hakkını verebilecek kişilerin bir elin parmaklarını geçmemesidir. Arkamızda duran ''Ağabey'' sayıları fazla ve kendileri de harbiden etkin rol oynasa stadyumdaki emek hırsızlarının cezasını çektirebilirdik.

Onca insanın rızkından kesip verdiği paralar, onca insanın sabahlara kadar verdiği emekler.. İçi sızlıyor lan insanın. 

Biz kimseden ekstra maddi destek falan istemedik. Haklı olduğumuz konuda yanımızda durulması alayına giderdi.


Eskişehir tribünlerinin gelecek 3-5 sene içersinde muhtemel sıradanlaşmasında en büyük pay sahibi pasif abiler ve sözüm ona ''Canım feda'' diyen kardeşlerdir. Abiler ''Çoluk çocuk işi'' gibisinden yaklaşıp el ayak çekiyor, kardeşler de ''Ben abi oldum.'' havasında burnundan kıl aldırmıyor.

Koca koca adamların mahalle karısı gibi sağda solda yaptığı dedikodulara, gıybetlere girmiyorum bile.

Abiler.. Eyvallah bizim nesilin boşvermişliği de var fakat; ''YALNIZ BIRAKIYORSUNUZ''

Biz yine de enkaz altında kalmadan soralım: ''Kimse yok mu?'' diye.

Halk bizi neden sevmiyy??

Yeni bir sezon başladı, hepimize hayırlı uğurlu olsun isteriz fakat daha şimdiden uğursuzluklar bizi bulmaya başladı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü, 2. hafta deplasmanda oynayacağımız Fenerbahçe deplasmanı için Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndaydık. E-Bilet dalgasına sadece internet ve kredi kartıyla bilet satılma muhabbetinin yanı sıra polisin tutumu yine bize ''İllallah'' dedirtti..

Deplasman tribün girişi olarak en sıkı güvenlik önlemlerinin bulunduğu stad olduğunu bilir tribün koşturan, malum stada deplasman sıfatıyla gitmiş olanlar.

''Güvenlik'' adı altında yapılan arama bazen haddini aşabiliyor ''Ellerine vermediğimiz organ'' bile tabir-i caizse mıncıklanıyor.

Tamam şüphe duyduğun, gözüne kestirdiğin bazı kişileri ''Şüphe'' gerekçesiyle didik didik ara fakat oraya gelmiş baban yaşlarda adamlara, ufacık çocuklara ayakkabılarını çıkarmalarını söyleyerek ''Ben ellemem sen salla'' diyerekten cambazlık yaptırma!

Neyse ayakkabı olayını geçelim.
(Bu durum maalesef kendi stadımızda, Nefer tribününe giren renkdaşlarımıza da uygulanıyor!)

Sete asılmak üzere taraftarın götürdüğü ''ESKİŞEHİR - last fortress anatolia'' pankartı ilk arama noktasından geçiyor, turrnikede tekrar kontrol edilmek üzere alınıyor ve saatlerce yol gelmiş insanlar ağaç olma derecesinde bekletiliyor.

Hiçbir tahrik unsuru olmayan pankartlar ''Sizden önce girenler tribünde küfür ediyor'' gerekçesi ile ''Keyfe keder'' bekletiliyor.

Ondan sonra ''Halk bizi neden sevmiyy??''

Benim hayatımdaki zorlukları kolaylaştırmanız, problemleri çözmeniz gerekirken sürekli zorluk çıkartıyorsanız ben sizi niye seveyim? Halk sizi niye sevsin?

Herşeye rağmen ''All Cops Are Bastards'' kavramını dile getirmekte kendimi frenlediğim iyi polisler de gördük çok şükür.

Fakat sıkıntı şu;
San Marino'nun attığı goller kadar azlar..

Koreografinin ''Hiç Boyutlu'' olduğu zamanlar..

Son yıllarda ülkemiz tribünlerinde koreografi kültürü iyice oturmuş vaziyette. Özellikle süper lige son çıktığımız sezon içerde ve dışarda yaptığımız görsel şovlar bir çok Anadolu kulübünün de ufkunu açmış, onlara da örnek niteliğinde olmuştur. 

Koreografiler sadece İstanbul'daki 2 tribünün birbirine gönderme yapmasından öteye giderek çeşitli şehirler de  bu kültürle tanışmaya başladı. 

Rekabetin artmasıyla birlikte koreografilerin uygulanış aşamalarında kullanılan farklı yöntemlerle boyut farkı yaratılmış olup, stadların fiziki şartlarına göre çeşitlendirildi ve güzel bir aşamaya da gelindi. 

Bu fiziki şartları iyi kullanarak güzel işleri çıkartan bazı yeni nesil hızlı arkadaşlar hiç araştırdılar mı bilmiyoruz.  ''Çeşitli boyutlarla görseller hazırlıyoruz fakat bu işi bu ülkede ilk kez kim başlattı?'', ''Mazisi nedir?'' şeklinde düşündüler mi acaba?.. 
Sanmıyoruz. Çünkü böyle birşeyi sorduğumuzda birçoğunun ''Tabii ki biz başlattık'' gibisinden cevaplar vereceklerini az çok tahmin edebiliyoruz. 

Fakat o zihinlerini pek fazla zorlamamaları adına, koreografinin 3. boyutundaki nesli ''Ya ya ya, şa şa şa''lı dönemlere götürelim. 

Sene 1995, Eskişehirspor 2. ligde. 
Sezonun son maçında 34 puanlı, lig ikincisi İstanbulspor'u konuk ediyoruz. 
Eskişehirspor 3. durumda, puanı 33.. 
Galip gelirsek lig 2.'si olarak Süper Lig'e çıkıyor, diğer sonuçlarda ise play-off'lara kalıyoruz.. 

Süper Lig özlemine son vermeyi düşündükleri bu maçta da tribünleri saatler öncesinden tıklım tıklım doldurmuş Eskişehirsporlular. 
Konfetiler, meşaleler, sisler.. 

Öyle sert, öyle gergin bir taraftar profili var ki maç öncesi ısınmak için sahaya çıkan İstanbulspor futbolcuları ''Seyirci tahrik oluyor, gerginlik yaratmayın zaptedemeyiz'' denilerek apar topar soyunma odasına gönderiliyor emniyet güçleri tarafından. 

Bu dakikalarda AYDER tribününde de heyecanlı bir bekleyiş var. 

''SENİ BİZİM KADAR SEVEN OLDU MU..?'' yazıyor setteki pankartta ve tribünün ön kısmı bir şenlik yerini anımsatıyor. 

Bir şehrin tribünlerinin ülke tribün tarihinde yer etmesinin en büyük payına sahip olan elleri öpülesi bu abiler maça saatler öncesinden girmiş, ellerinde kartonlarla bekliyorlar.. 

Şimdiki gibi koltuk falan da yok tribünde. Düşünülen şeklin çıkması için herkesin yerini bilmesi, ordan ayrılmaması gerekiyor. Sırf bu yüzden tuvalete bile gidemedikleri gibi bir gerçek var.. 

Gösteri zamanı geliyor, tribünün önde gelen abileri sette fazlalık yaratan kişileri uzaklaştırıyor ve defalarca soruyorlar ; 
- Hazır mıyızz?? 

''Hazırızz!'' cevabını alıyorlar her sorduklarında.. 

Hazır olunduğuna kanaat getirdikleri anda sette eğiliyorlar görüntüyü bozmamak adına ve işaret aracı olarak kullandıkları havalı kornayı başlıyorlar öttürmeye.. 

Askeri disiplin gibi bir tribün, işaretle birlikte aynı anda ''Lapp'' diye kalkıyor kartonlar, gözünüzü o an kırptıysanız yakalayamıyorsunuz o derece.. 
Fiziki şartların yetersizliğine inat muazzam bir görüntü çıkıyor ortaya.. 

Havalı kornanın susmasıyla birlikte iniyor kartonlar ve ''ESESES KİKİKİ ESKİ ESKİ ES'' diyerek atıyorlar alınlarının akıyla çıktıkları gösteriden sonra zafer nidalarını. 

Birçok koreografide olduğu gibi bu koreografinin olduğu maç da hüsranla bitiyor, 0-0. 
Play-off'lara kalınıyor ve Konya'daki malum Aydınspor zaferi.. 

Bu hikayesi anlatılan koreografiden önce de tamı tamına 5 tane koreografi gerçekleştirdi Eskişehir Tribünleri. 
 (Şu ana kadar o koreografilere ait videoya rastlamadık, bulduğumuz takdirde onları da paylaşırız.)

Bizi eskiler tanır, yeniler örnek alır... 
3 Boyutlu çocuklara selamlar.. 

Daha önce fotoğrafından başka bir görseline rastlamadığım bu koreografinin görüntülerini bana ulaştıran, o zamanlara canlı tanık olan Erhan AKKOYUN abime çok teşekkürler.

#direngeziparkı Eskişehirsporlular Nerede?

Öncelikle şu algıya bir nokta koyalım.

Eskişehirsporlular da diğer tüm takım taraftarları gibi direniyor. 
Sadece çok fazla reklamı yapılmıyor, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü'nü ele geçirişimiz vs. sosyal medyada yayınlanmıyor o kadar :)

Fakat insanların çözemediği, arkasını göremediği şeyler, çok ince dengeler söz konusu.

Direnişin şöyle bir en başına dönelim..

Sabah saatlerinde, hiçbir aykırı harekette bulunmayan Gezi Park'taki savunmasız insanlara polisin sert müdahalesi sonrasında tepkiler giderek Taksim ve tüm yurda yayıldı.

Çok kısa sürede çeşitli illerde başlatılan protesto toplanmalarının Eskişehir ayağı Eti Park olarak belirlendi. 

Nefer Grubu niçin protestolarda yer almıyor diyenlere;
Tepkilerin ilk gününde, çok kısa sürede toparlanma sürecinde Nefer Grubu liderlerinin payını gözden kaçırmış olmalısınız; Eskişehir'deki ilk kıvılcımda toplanma yeri ve saatinin yayılmasında önemli rol üstlendiler.

Bir çok kişinin ''100 kişi toplanmaz'' olarak gördüğü Eti Park'taki ilk toplanmada çok yoğun bir kalabalık vardı, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık..
Eti Park'ta toplanıldığı akşam Üniversite Caddesi'nde yoğun olarak başlayan olaylarda, bir apartman kapı camı kıran provokatöre anında tepki verildiği, polisin sert müdahalede bulunduğu, caddenin 3 arka sokaklarına kadar biber gazı etkilerinin geldiği, öğrenci arkadaşların apartların kapılarını açıp evlerine davet ettiği, biber gazlarına karşı süt-limon desteğinde bulundukları, gecenin ilerleyen saatlerinde Espark'ın önünün alınıp havai fişeklerin atılıp 10. Yıl Marşları söylenene kadar geçen süreçte,
Eskişehirsporlular olarak meşalelerimizle oradaydık..
Sonraki günlerde Yunusemre Caddesi'nde bulunan Ak Parti binası civarındaki protestolarda birçok kişi Toma'dan sıkılan ilk tazyikli su, çeviğin ateşlediği ilk biber gazı ile arkasını dönüp koşarken arkalarında en ön saflarda polisle karşı karşıya kalan, mücadele eden, sonuna kadar direnen kısımda
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önünde her akşam yapılan protestolarda, TERKEDENİN... pankartı açılıp meşale yakıldığında, 
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Bazılarının amacını aştığı, Espark önündeki protestoları yersiz bulan bazı kişilerin ''Gidip polisle çatışalım'' dediğinde, oradaki birçok kişinin rahatsız olduğu ve dile getiremediği ''Kesinlikle ateş yakıp çevreye zarar vermeyelim'' görüşünü dile getirip ''Daha fazla ateş yakıp barikat yapalım polisi buraya çekelim'' cevabını aldığımız ve ateşe çevre iş yerlerinden aldığımız yangın tüpleriyle müdahale ettiğimizde, inşaatlardan ateşi körüklemek için (ç)alınan tahtaları yerine götürüp, yanıcı maddeler bölgeden uzaklaştırılıp, diğer bilinçli kitlenin bu tür kişilere uymadığı, tepkilerini olması gerektiği gibi sürdürdüklerinde,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Espark önündeki eylemin sürekli hale gelmesi gerektiği görüşü hakim olmaya başladığında, çadırların tek tük ilk kez kurulduğu, evden getirilen battaniyelerin, damacanada onlarca demlik poşet çayla demlenen çayların, çorbanın, fırından sıcacık alınan ekmeklerin paylaşıldığı, gün ışığıyla birlikte otobüslerden, evlerden, arabalardan garip bakışların atıldığı, ''Bu Alan Eskişehir Halkı Tarafından Kamulaştırıldı'' pankartının asıldığı o ilk kıvılcımda,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
İnsanların garipseyerek baktığı ilk sabahlama sonrası, çadır sayılarının hızla arttığı, normalde belki hiçbir zaman yan yana  gelmeyecek insanların sıkı bir bağ kurduğu paylaşım zincirinde, taraftarlarımız bulunduğu şehirlerde, bizler de Eskişehir'de ''Türk Futbolu'nun Devrimcileri de Burada'' diyerek,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Tribünlerimizin sevilen büyüklerinden Müjdat abimin de dediği gibi ''Hani derler ya hayat fena halde futbola benzer. Biz de direnmeyi, egemenlere rest cekmeyi, tüm güçleri ile üstümüze gelirken dik durmayı, geri adım atmamayı, yoldaşımızı yalnız bırakmamayı, düşeni kaldırmayı, olmaz denileni oldurmayı, inatla mücadele etmeyi ondan öğrendik. ES ES ES Kİ Kİ Kİ ESKİ ESKİ ES!'' 

Soğuk ve kötü hava koşullarına rağmen çadır sayıları artarken, el birliğiyle yağmurdan korunma çabaları içerisindeyken, ''Haklıyız Kazanacağız'', ''Gündoğdu'', ''Onuncu Yıl Marşı'' ve niceleri, her telden söylenirken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Elinden alkolü eksik olmayan, Barlar Sokağı fenomeni ''Seviyorum Recep'' abiyi çadır kampında görenlerin ''Şarap yok mu abi?'' sorularına ''Ben şarabımı Barlar Sokağı'nda içerim, burası yeri değil!'' diyerek yanıt verdiği, RTE'a ''Atatürk'ün A'sı olamaz çakal!''diyerek seslendiği, insanların bu bağlamda gecelerdir ''Alkol alma, direnişi durdurma'' sloganları attığında,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...

Direnme lafını sadece siyasi iktidarda değil, Eskişehirspor Kulübü'nde de yaşadığımız gerçeğini ''Kimse ŞAH Değil Padişah Değil'' diyerek duvarlara, diğer yaratıcı slogan ve görsellerin yanına yansıtırken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
3 İstanbul takımı taraftarlarına bu şehrin sokaklarında müsamaha göstermediğimizi bilirsiniz. İşte böyle bir coğrafyada ''Haksızlığa karşı tek vücut olma'' lafı hep beraber sergilerken, Karşıyakalısıyla, Bursasporlusuyla, Adansporlusuyla, Adana Demirsporlusuyla, Göztepelisiyle, Beşiktaşlısı-Fenerbahçelisi-Galatasaraylısı ve daha birçoğuyla birlikte haksızlık karşısında, diktatörlere korku salarken, birleştiğimizde neler olabileceğini sergilerken,
Eskişehirsporlular olarak oradaydık...
Daha sayılabilecek o kadar çok şey var fakat bir an önce evden çıkıp direnişe katılmak, o güzel insanların yanında olmak zorunda hissediyorum kendimi o yüzden örnekleri daha fazla çoğaltmayacağım.

''Ya burda sağcı konuşunca solcuya, solcu konuşunca sağcıya hitap etmiyor. Eskişehirsporlular olarak kontrolü ele alıp herkese hitap edebilirsiniz.'' şeklinde bizleri onore edici önerilere, oradaki arkadaşların Eskişehirsporluları aralarında daha aktif şekilde görmek istediklerine tanık oluyoruz.

Gerek sosyal medya gerekse çadır bölgesinde, gerek kendi renkdaşlarımız gerekse direnişçi öğrenci arkadaşlarımız ''Eskişehirsporlular niçin çok aktif değil?'' gibisinden sorular görüyordum ve sanırım yukarıda saydığım örneklerle bizlerin de aktif oluşunu az çok anlatmaya gayret ettim.

Direnişçi Arkadaşlara ;
Ha, gönül ister 1000-1500 kişi birlikte olalım ama maalesef çok ince dengeler söz konusu.

İlk günler bazı provokasyonlar gözlemlediğimiz için Eskişehirsporlular olarak toplu hareket edip, orada münferit gelen insanların mücadele edemeyebileceği kişilerle mücadele etmek adına toplanma çabalarımız oldu.

Fakat provokasyonları önlemek adına yaptığımız bu girişimde bizim içimizde de orada kırmadan dökmeden tepki gösteren insanlara zarar verebilecek ve Eskişehirspor Taraftarları'nın imajını zedeleyecek kişiler olduğunun üzülerek farkına vardık. (Nefer Grubu liderlerinden Mesut abim bu konuda beni uyarmıştı fakat yine de deneyerek haklılığını görmüş oldum)
Sonuç olarak da tatsız durumlara mahal vermemek adına münferit olarak direnenlerin yanında olmaya karar verdik.

Sayıca az olan oluşumlar bu konularda daha aktif olabilirler fakat onları örnek göstererek Nefer Grubu, Altes Grubu veya BandoESES neden orada yok demek yersizdir. Nefer ve Altes Grubu gibi sayıca fazla olan topluluklarda da bu olayı destekleyen/desteklemeyen, haklı bulan/bulmayan insanlar olabilir. Bir önceki paragrafta olduğu gibi orada Nefer/Altes olarak direnişte bulunan ortamda yapılacak bir tatsızlık o grubun imajını sarsar, insanları kendisinden soğutabilir hem grup hem de Eskişehirspor adına..

Tribün liderleri de bu durum dolayısıyla bir organize içersine girmiyor, grup mensubu arkadaşlara da net olarak gitmemeleri konusunda keskin baskılar uygulamıyorlar. Yeri geldiğinde Espark çadırlarında, Yunusemre'de, Eti Park'ta tribün abilerimiz de bizlerleydi.

Uyarıyorlar zaman zaman, ''Oyuna gelmeyin, dikkatli olun..'' diyorlar haklı olarak, dikkat ediyoruz.

Gelelim BandoESES'e..
Korna öttürmeye, dans etmeye, aşırı gülüp eğlenmeye sıcak bakılmayan bir ortamda BandoESES'i aramak da yersiz ve çelişkilidir.

Ne zaman ki direniş amacına ulaşır o zaman BandoESES çalar Çiftetelli'yi hep beraber oynarız :)

Direnişe çelişkiyle bakan Eskişehirsporlulara ;
Espark önünde günlerdir direnen insanlardan çekinmeyin, ötekileştirmeyin.. 
''Bizim kuşaktan bir cacık olmaz'', ''Hiçbir şeye tepki gösteremiyoruz, asimile edilldik'' düşüncelerinin hakim olduğu bir dönemde yanıldığımızı anladık. Olay 3-5 ağaç veya zamanında niçin aziz şehitlerimize tepki gösterilmediği değil, belli bir sabrımızın olduğu ve hepsinin birikerek patlama noktasının bulunduğudur. Oradaki insanlar da canlarını acıtan bu sisteme karşı kırmadan dökmeden, yardımlaşarak/paylaşarak tepkilerini gösteriyorlar.
Provokatörleri dışlıyor, korna çalanları etraftakiler rahatsız olmasın diye uyarıyor, etrafı temizliyor, çöp toplayan belediye işçilerine yardım ediyor, şimdiye kadar görülmemiş bir tepki gösteriyor ve bazılarını utandırıyorlar..

Siyasi parti bayrakları da istenmiyor.. 
Tayyip'in seçimleri tekrar kazanacağı ihtimalinin yüksek oluşu da tahmin ediliyor ama koyun gibi olmadıklarını kanıtlıyorlar. Ülkeyi yöneten durumdaki insanların ''Ben ne dersem o!'' tavırlarına gider yapıyorlar..

Ve eminim ki şu günlerde Espark önündeki çadır bölgesi, polis olmamasına rağmen bünyesindeki bilinçli insanlarla Eskişehir'in en güvenli, en paylaşımcı ve en renkli bölgesi.

Eğer öyle olmasa, çevredeki insanlar rahatsız edilse böyle bir görüntü oluşabilir miydi ? 

Siyasi veya başka görüşlerimiz, bu olaya bakışımız farklı olabilir fakat bugünlerde orada bulunan veya bulunmayan renkdaşlarımızı yargılamayalım,
Saygı duyalım..

Bu eylemi destekleyen Eskişehirsporlular olarak dün oradaydık, bugün de oradayız, yarın da orada olacağız..
Direnmek Yaşamaktır!

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..