Komşu'nun değişen yüzü..





Euro 2012’ye 5 gün kala Polonya’dan sonra bugün inceleyeceğimiz takım aynı grupta yer alan Yunanistan.
2004 yılına kadar gerek Avrupa Şampiyonaları gerek Dünya kupaları tarihinde adını duymaya pek de alışık olmadığımız Yunanistan,bu turnuvalara sadece 3 kez katılmaya hak kazanmış.İlk kez 1980 yılında katılmaya hak kazanan Yunanistan bu turnuvada Almanya,Hollanda ve Çekoslovakya ile birlikte aynı grupta yer almış ve sadece Almanya ile berabere kalarak grubu 1 puanla son sırada tamamlamıştı.
Tarihinde 2.kez katıldığı 2004 Avrupa Şampiyonasında turnuvayı şampiyon olarak tamamlamasıyla bir anda bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı.Otto Rehhagel yönetimindeki Yunanistan Portekiz’de düzenlenen turnuvada finalde ev sahibi Portekiz’i Charisteas’ın golüyle 1-0 yenmesini bilmiş ve kupanın sahibi olmuştu.Ancak bu şampiyonluk Yunanistan’ın o dönem kısa bir süre övgüler almasını sağlasa da bir süre sonra dünya futbol kamuoyunun birçoklarına göre  “Anti Futbol” olarak anılmasını sağlamıştı.Otto Rehhagel’in 10 kişiyle birden savunmaya çekilmesi,sürekli olarak top rakipteyken topun arkasına geçmesi,90 dk içinde bir pozisyon bulup onu değerlendirme,neticesinde amiyane tabirle o golün üstüne yatma anlayışı takılan bu lakabın ne kadar da yerinde olduğunu bir anlamda ispatlıyordu.
2004’ten bugüne kimine göre “Anti Futbol” kimine göre “Savunma futbolunun merkezi” olarak anılan Yunanistan artık bişeyleri değiştirmek istiyor.Bu bağlamda 2010 Dünya kupasından sonra takımın başına 58 yaşındaki Portekizli Fernando Santos’u getiren Yunanistan eleme gruplarında oynadığı 10 maçta 24 puan toplayarak Hırvatistan’ın önünde grubu yenilgisiz lider bitirmeyi bilmişti.Eleme gruplarında sergiledikleri futbola bakacak olursak Yunanistan’ın artık 2004 döneminden farklı olarak daha açık, rakibin daha üstüne giden,ataklarda daha aktif bir futbol sergilediklerini görmemek mümkün değil.Bu maçlara baktığımızda,Yunanistan'ın maçlara hızlı başladığı,şok bir presle maçın ilk 10-15 dakikasında gol ya da goller bulması  Yunan futbolunda artık bir şeylerin değiştiğinin bir bakıma göstergesi.İddaacılara  selam olsun !!!
İlk maçına turnuvanın açılış maçında Polonya karşısına çıkacak olan Santos’un turnuva boyunca şüphesiz en önemli kozu ya da kozları; Karagounis, Katsouranis,Gekas gibi tecrübeli oyuncularının yanı sıra orta alanda bu sezon Olympiakos'ın ligde şampiyon olmasında katkısının azımsanamayacağı Ioannis Maniatis olacak.Olympiakos'ta bu sezon 30 maçın 20'sinde ilk 11'de başlayarak iyi bir sezon geçiren Maniatis orta alanda oyunun her iki yönünü de başarıyla oynamasıyla dikkati çekiyor.Onu bu anlamda dikkatli izlemekte fayda var.Zira turnuva sonunda değerini katlayabilme ihtimali yüksek..
Yunanistan adına bu turnuvada dikkati çekebilecek muhtemel isimler arasında, Maniatis'in yanı sıra, sezon içerisinde Olympiakos’un şampiyonluğunda yine payı büyük olan Ioannis Fetfatsidis ve Yunan halkının kendisinden çok şeyler beklediği, onu " Yunanistan'ın Messi'si" olarak lanse ettiği Sotiris Ninis olacak.

2004’ten bugüne kadrosunu yenileyebilmeyi henüz tam anlamıyla başaramamış,kilit oyuncuları arasında halen daha 2004 kadrosundan isimleri çoğunlukta saydığımız Yunanistan’ın grupta şansı nedir,orası bir muamma..Zaten muhtemelen onlar da bu turnuvadan sonra kadroyu artık gençleştirmelerinin gerektiğinin bilincinde..Belki bu durum onların tek ve en büyük handikapı ancak sırf geçmek istediği bu taktiksel değişikliği görmek bile grupta bize ilginç maçlar izleteceğinin bir bakıma sinyali..

2012 Santos'un Yunanistan'ı 2004 Rehhagel Yunanistan'ının başarısına ulaşabilir mi, ulaşamaz mı onu bilemeyiz ancak bilinen birşey varsa o da Yunanistan maçlarını izleyecek biz futbolseverlerin karşılarında o bilindik Yunanistan'ı görmelerini beklerken uğrayacakları  muhtemel hayalkırıklığı olacak..
Turnuvada A grubunda mücadele edecek olan Yunanistan, maçlarını 8 Haziran’da Varşova’da Polonya ile,12 Haziran’da Wroclaw’da Çek Cumhuriyeti ile,16 Haziran’da Varşova’da Rusya ile oynayacak.


Santos'un muhtemel 11'i ;


TFF'ye selam, futbola devam..

Şike,teşvik,mahkeme,UEFA,CAS,Metris Cezaevi,tahkim vs vs, Türk futbolunda geçtiğimiz sezon akılda kalan kelimeler bunlar..

Kabus gibi geçen bir 2011-2012 sezonu..Futbolun yeşil sahalardan çok adliye koridorlarında oynandığı,futbol oyun kurallarını federasyondan çok yayıncı kuruluşun belirlediği tarihin en karanlık sezonlarından birine tanıklık ettik Türk futbolunda geçtiğimiz sezon.

Hal böyle olunca ülkemizde pek çok futbolsever de bir anda buz gibi soğumuştu bu oyundan.Sezonun sona ermesiyle birlikte 7'den 70'e her futbolsever şüphesiz derin bir "oh" çekmişti.Bu durumdan blog olarak bizde fazlasıyla etkilenmiş,koca bir sezonda futbol adına doğal olarak yazacak pek bir şey bulamamıştık.Neyse ki,yazın gelmesiyle birlikte güneş yüzünü göstermiş,kara bulutlar biraz olsun dağılmış,futbolda da devreye Euro2012  girmiş,bize de bir anlamda “Oh be” dedirtmişti.Her ne kadar,milli takımımızı turnuvada izleyemeyecek olmanın burukluğu hep içimizde olacak olsa da,yeşil sahalara yeniden dönüş bakımından bu turnuvayı bir kurtuluş  olarak gördük ve bugünden itibaren turnuva boyunca gerek takımlar hakkında gerek maçlarla ilgili yazılar hazırlamaya karar verdik.

8 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında oynanacak olan 31 maçla bizlere yaz aylarını futbolsuz geçirmememizi sağlayacak olan,4 yılda bir gelmesini iple çektiğimiz bu turnuvada ilk olarak inceleyeceğimiz takım turnuvanın aynı zamanda ev sahiplerinden biri olan Polonya...


Kişisel olarak bu turnuvada benim, sürpriz yapmasını,turnuvanın renkli takımı olmasını  beklediğim Polonya Milli Takımı tarihi boyunca Avrupa Şampiyonalarına sadece  2008’de katılmaya hak kazanmıştı.Eleme grubunda büyük bir başarı göstererek grubu Portekiz’in önünde lider bitiren Polonya, Avusturya ve İsviçre’de düzenlenen turnuvada aynı performansı gösterememiş, bir anlamda umduğunu bulamamıştı.Turnuvada Hırvatistan,Almanya ve Avusturya’nın da aralarında bulunduğu B grubunda mücadele etmişti. Leo Beenhakker yönetimindeki o dönem Polonyası, sadece Avusturya ile 1-1 berabere kalarak grubu 1 puanla son sırada tamamlamıştı.

Euro2012’ye ev sahibi kontenjanından dolayı eleme maçları oynamadan gelen Polonya’nın,bu turnuvadan beklentisi yüksek.Ukrayna ile birlikte ev sahibi olmasından dolayı,grupların zorlu,bir anlamda dengesiz dağıldığı bu turnuvada Polonya belki de, çekebileceği en güzel kurayı çekmiş ve Yunanistan,Rusya,Çek Cumhuriyeti ile birlikte A grubuna düşmüştü.Diğer 3 gruba bakacak olursak,Polonya açısından dişine göre  bir grup tanımlamasını yapsak sanırım pek de yanlış bir tabir kullanmamış oluruz.


Bir dönem ülkemizde Altay ve Konyaspor’un da teknik direktörlüğünü yapmış 63 yaşındaki Polonyalı Franciszek Smuda’nın elinde 2008’e kıyasla daha formda,çok daha yetenekli bir kadro var. Smuda yönetiminde turnuvaya başlayacak olan Polonya’nın bu turnuva boyunca şüphesiz en önemli kozu ya da kozları,iki sezondur Jurgen Klopp ile Almanya’da fırtınalar estiren ve neticesinde Bundesliga şampiyonluğunu kimselere bırakmayan Borussia Dortmund’un önemli isimleri  Lewandowski,Blaszczykowski -namı diğer Kuba-ve sağ bek Pisczek olacak gibi.Bu oyuncular, sürekli birbirleriyle oynuyor oluşu,Jurgen Klopp gibi futbolda geleceğin yıldızları arasında gösterilen bir ismin mentalitesini benimsemiş olmasını kullanıp onunla çalışmış olmanın avantajını saha içerisinde takım arkadaşlarına da yansıtmayı başarabilirlerse Polonya’nın bu turnuvada iyi iş çıkartması pek de sürpriz olmaz  gibi gözüküyor.Avrupa Şampiyonaları geçmişine bakacak olursak bu turnuvada Polonya’nın en azından gruptan çıkması bile başarı sayılır.

Kalesini Arsene Wenger’in genç yetenekleri Fabianski ve Szczesny ile korumaya çalışacak olan Polonya’da bu turnuvada dikkatleri üstüne çekecek isimler arasında geçtiğimiz sezonda Fortuna Düsseldorf’un Köln’den kiraladığı, Düsseldorf’un bu sezon Bundesliga’ya yükselmesinde pay sahibi olan 23 yaşındaki Adam Matuszczyk, Lille’in Fransa ligindeki son yıllardaki yükselişinde büyük pay sahibi olan 27 yaşındaki Ludovic Obraniak ve ligimizden de tanıdığımız, geçtiğimiz sezon Sivasspor’da performansıyla isminden epeyce söz ettirmeyi başarmış olan Kamil Grosicki bulunuyor.


Polonya'nın turnuvada tek handikapı gol yollarında yaşayacağı kısırlık olarak gözüküyor.Zira bugüne kadar oynadığı hazırlık maçlarında henüz gol yememiş olması,onların defansif anlamda kolay kolay pozisyon vermeyen ancak aldıkları skorlarla pozisyon üretme anlamında nispeten daha zayıf olan bir takım görünümünde olduğunu gösteriyor.


Yıllar boyunca hep Almanya’nın gölgesinde kalmış,tarihte çoğu zaman oyuncularını Almanya’ya kaptırmış olmanın sıkıntısını yaşayan ,bkz son dönemlerde Podolski ,Klose ,Polonya’nın bugün elindeki kadro kalitesine bakacak olursak Polonya halkının bu turnuvadan diğer turnuvalara nazaran beklentisinin yüksek olması son derece doğal..Zira bugüne kadar  hiç böyle bir kadro kalitesi oluşturamamışlardı.Bakalım bu kadro,beklentilere ne kadar cevap verecek.Bunu 8 Haziran Cuma günü saat 18:00’da Yunanistan karşısında göreceğiz.

Ev sahibi Polonya turnuvada maçlarını 8 Haziran'da Yunanistan ve 12 Haziran'da Rusya ile başkent Varşova'da,16 Haziran'da ise Çek Cumhuriyeti ile Wroclaw şehrinde oynayacak.

Sarı mavi yeşil meşil farketmez..

Tribünlerde söyler dururuz ''Sarı mavi yeşil meşil farketmez, X takım öper affetmez'' diye, peki bunun nerden geldiğini hiç merak ettiniz mi ?

İnternette dolaşırken şans eseri denk geldi ve çok hoşuma gitti, sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum :)


 
Şarkının Sözleri ;
Sarı mavi yeşil meşil farketmez 
Yürüyoruz aynı yolda biz 
Futbolu şiddet sanan taraftarlara 
Yanlış kararlara lafımız 
Geceleri karılarla fink atarken siz 
Maçlarda kıçımızı yırtan biziz 
Sözümüz meclisten taa içeri 
Anlayın artık be siz kimsiniz 
E gündüzleri idman varda 
Geceleri ne ayak anlamadık 
Bildimbileli konu budur ama 
Biz bunları size anlatamadık 
Cebinde para kolunda karı 
Öyle futbolcuya can kurban 
Hani birde top oynasanız diyorum 
Kıvırmadan sağdan soldan 
Futbolculara atılacak boklar 
Tarafsız basından bellidir 
Gazeteci uyuz olmuşsa birine 
Küfür etse yerimidir 
Bu böyle gelmiş anladıkta 
Bu böylemi gidecek artık 
Elinize yüzünüze gözünüze dursun 
Yazık gerçek futbolcuya yazık 
Kulüp yöneticileri atıp tutarken 
Kimse sesini çıkarmıyor
Kimse çıkarmıyor belli de 
Yöneticinin vicdanı sızlamıyor 
Yanlış yöneticiye abes furbolcuya 
Fanatik taraftara sözümüz 
Girdik bu konuya çıkamadık ama 
Biz açmaktan mutluyuz 
Yenilsekte yensekte 
Taraftarın seninle derler 
Takım maçı kaybederse 
Ana avrat söverler 
Futbolun önemi büyük günümüzde 
Ne depremler var ne felaketler 
O zaman adam gibi oynayın baride 
Adam olsun fanatikler 
Günümüzün gün olmadığı bu devirde 
Adam adamı vurur keser 
Milli takım dünya kupasına girse 
Sanki bütün dertler biter 
Böyle masum bir toplumun 
Başka düşünen evlatlarıyız 
Çünkü işimiz milli takıma kalsa 
Biz yok olmuşuz yanmışız 
Biz futbolu çok seviyoruz 
Biz futbolsuz yapamıyoruz 
İyi olunca seviniyoruz ama 
Kötü olunca sövüyoruz

Eskişehir'de Şampiyonluk Kutlamaları 2011-2012 (Basına Yansıyanlar)

12 Mayıs 2012 Cumartesi günü Fenerbahçe-Galatasaray maçının ardından Eskişehir'de yaşanan olayların basına yansımaları.

 
 

Sizin ayıp olarak gördükleriniz, Bizim değerlerimiz..

Eskişehirspor Taraftarları olarak Cumartesi gece meydana gelen olaylar yüzünden gerek Cumartesi günü gerekse sonrasında emniyet ve birçok yerel basın mensubu tarafından haksız ithamlara maruz kaldık.

Öncelikle şunun bilinmesini isteriz ki, sezon başından beri 3 İstanbul takımının birbirleriyle oynadığı maçlar sonrası şehrimizde formasıyla gezmeye çalışanlar güzelce uyarılmış ve sene sonuna kadar bu şekilde devam edilmiştir.

Sezon başından beri yanında kız arkadaşı olan erkeğe, tek başına dolaşan bayanlara maksimum hoşgörüyle yaklaşılmıştır.

Bu hoşgörülü yaklaşımımızla birlikte birçoğu üniversiteli olan bu kişilerin büyük çoğunluğu bu tavrımıza saygı duyarak şehrimizde malum takımların formalarıyla gezmemeye özen göstermiştir.Çok az bir kesim ise tüm iyi niyetimizi suistimal edercesine olayların bu boyutlara gelmesine sebep olmuşlardır.

Şampiyonun belli olduğu gün Eskişehirsporumuzun da maçı vardı..O gün ve her gün için şehrimizde ''ESESES KİKİKİ ESKİ ESKİ ES'' çekmek kadar doğal birşey olamaz..

Fakat emniyet güçlerine göre o gün çekilen ''ESES''ler, terör örgütü liderini destekleyen söylemlerden daha terörist bir eylem olarak görülüyor olmalı ki tek suçları ''ESES'' çekmek olan taraftarlarımızı hedef alan ''Vurun..'' talimatları yağdı durdu.
Tamam içimizdeki bazı kişiler olayın boyutunu abartmış olabilir fakat emniyetin görevi de bu değil mi ? Suçlu ve suçsuzu ayırd ederek müdahalede bulunmak ?

Ama pardon..
Niçin bununla uğraşsınlar ki ?
Önüne geleni joplamak, kendilerini sırf insanların üzerindeki Siyah-Kırmızı'ya kitlemek, boğa gibi üstlerine koşuşturmak dururken..

Gelelim yerel basına..

Neymiş ?

O gece yaşananlar Eskişehir'in ayıbıymış, utancıymış..

Sizin ayıp olarak, utanç olarak gördüğünüz bu tür şeyler sayesinde bugün Eskişehirspor bir Sivas, bir Antalya ve daha fazlası bu şekilde olan şehir takımlarından farklıdır.

Sizin ayıp olarak, utanç olarak gördüğünüz bu tür şeyler sayesinde bugün Eskişehirspor bayrakları altında başka renklerin sevinci yaşanmamaktadır.

Sizin ayıp olarak, utanç olarak gördüğünüz bu tür şeyler sayesinde gittiğiniz şehirlerde meslektaşlarınızla bir araya geldiğinizde bir BJK-GS-FB formalı gördüğünüzde böbürlene böbürlene ''Eskişehir'de böyle dolaşamazlar, sadece ESKİŞEHİRSPOR var'' diyebiliyorsunuz.

Sizin ayıp olarak, utanç olarak gördüğünüz bu tür şeyler sayesinde Mithat Körler ''Bu şehir başka şehir'' diye şarkılar yapabiliyor.

Şimdi şapkanızı önünüze alın ve şöyle bir düşünün ;

12 Mayıs 2012..
Galatasaray şampiyon oldu ve Eskişehir'de her yer sarı kırmızı. Eskişehirsporlular azınlıkta ve sağda solda buruk gözlerle bakıyorlar olan bitene..
Takım seçme aşamasında olan küçük bir çocuk babasının elinden tutup veya kucağında gezerkenken bakıyor ki şehri sarı kırmızıya boyanmış.. Çok etkileniyor..
''Baba'' diyor..
''Söyle yavrum''diyor baba..
''Hani sen Eskişehirspor'u tut diyordun ya nerede onlar ? Siyah-Kırmızı değil miydi EsEs'in renkleri ? Niye heryer sarı kırmızı baba?'' diyor çocuk..
Yutkunuyor baba, hiçbirşey söyleyemiyor..

Ve çocuk başka bir takıma.. (Burayı söylemek istemiyorum!!!)

Çok acıklı bir durum, değil mi ?

Bizim derdimiz, bu şehrin misafirlerine yara aldırmak, kan dökmek, dehşet saçmak ve en önemlisi de Eskişehirsporu insanlardan soğutmak değil !

Bizim derdimiz ;

Baba olduğumuzda tutup çocuğumuzun elinden, aldığımızda kucağımıza, o gün başka bir takımın şampiyonluğu olsa bile heryerin Siyah-Kırmızı olduğunu bilmenin rahatlığı ile çıkabilmek şehrimizin caddesine sokağına..

''Bak yavrum'' diyeceğiz..
''Bu şehir Siyah-Kırmızı''
''Bu şehirde Eskişehirspor dışında başka bir şehrin takımının kutlaması yapılmaz..''
''Bu şehirde ben Eskişehirsporluydum, sen Eskişehirsporlu oldun, senin çocukların da Eskişehirsporlu olacak, çünkü başka bir seçenek yok...''
 diyebilmek bizim derdimiz..
Bizim derdimiz, tasamız, işimiz, gücümüz, varımız, yoğumuz ESKİŞEHİRSPOR!

Ya sizin derdiniz ne ?

Yaptığınız yalan haberleri düzeltmeniz istendiğinde avanta koparabilmek mı ?
Niçin avanta istediğiniz sorulduğunda ''Bizde böyle, önce karalar sonra isteğimizi söyleriz'' demek mi ?
Övdüğünüz bazı kişilerin haberlerini, o kişilerin hazırlattığı, beraber yediğiniz içtiğiniz sofralarında, beraber yazmaktaki derdiniz ne ?

Nesiniz lan siz, kimsiniz ?

Bizi 3-5 kuruşa kalemini satan bazı yazarlarla karıştırmayın..

Hakkınızda bildiklerimizi yazmaya kalksak, Eskişehir'de insan içine çıkacak yüzünüz kalmaz.. (Maskelerle dolaştığınızı düşünerek)
Bu taraftarı karşınıza alırsanız aç kalırsınız aç..

 Ha bir de madem ki o kadar çok düşünüyorsunuz insanların yaralanıp zor durumlara düşmemelerini..Haftada bir attığınız saçma sapan klasik başlıklı içi boş yazılar yerine, 1 gün önceden sağlam bir manşetle ''Bu şehrin kurallarını'', bu şehrin misafirlerine yayınlarsınız !

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..