Stadyum Konusunda Söyleşi

Seçim havasına girilmesiyle birlikte yavaş yavaş stadın yerinde kalıp-kalmaması konusu yine su yüzüne çıkmaya başladı.

Bu konuya ilgi anlamında yerel basınımızın geçmiş zamanlara göre daha girişken olduğunu görüyoruz.Köşe yazılarları vs. sık sık bu konu hakkında görüşlerini bildiriyor kendince.

Taraftarın bu konudaki görüşünü sağır sultan bile duymuştur.(Duymayanlar için : Stadyum yerinde modernize edilmeli.)

Stad şehir merkezinde trafiği kilitliyor gibi basit bir gerekçe ile kendini haklı çıkarmaya çalışan zat-ı muhteremlere Sonhaber Gazetesi'nde yer alan Şehir Plancıları Odası Bölge Temsilcisi Nalan Urlu ile yapılan şu söyleşiyi okumaya davet ediyorum.

Stadyum merkezde kalmalı Gar Şeker’e taşınmalı



Murat Atikel Söyleşisi: Şehir Plancıları Odası Bölge Temsilcisi Nalan Urlu ile gar ve stadyum tartışmalarını masaya yatırdık. Yaptığımız “zihin açıcı” söyleşide Urlu, iki konuda da kent içi ulaşımın dikkate alınması gerektiğini ifade ederek, “Gar binasının şehir içi ulaşıma her gün etkisi var ve daha çok sıkıntı yaratıyor. Atatürk Stadyumu’nun toplasanız yılın sadece 20 günü kent ulaşımına etkisi var. Garı mevcut yerinde tutuyoruz, stadyumu kaldırıyoruz! Bunu anlamak mümkün değil” dedi.

Gar konusundan başlayalım. TCDD’de garın mevcut yerinde
kalmasında ısrarcı görünüyor. Öte yandan Eskişehir’i temsil eden
kurumlar Şeker Fabrikası bölgesine taşınması görüşünde. Sizin
görüşünüz nedir?

Daha önce iki yerden söz ediliyordu. Bunlar resmi yerler de değildi. Biri Enveriye bölgesi, biri de Şeker Fabrikası bölgesiydi. Oda olarak Enveriye’nin gar için uygun olmadığı ve diğer ulaşım sistemleriyle desteklenmediği yönünde görüş belirtmiştik daha önce. Şeker Fabrikası bölgesi en uygun yer olarak görünüyor. Şimdi Enveriye olasılığı kalkmış görünüyor anladığımız kadarıyla. Mevcut gar alanını değerlendirirsek, burası ulaşılabilirliği belki yaya olarak kolay olabilir. Ama raylı sistemle ve otogar ile bağlantısı olmadığını ve tek bağlantısının Atatürk Caddesi olduğunu görüyoruz. Ve de burası tek yönlü bir cadde. Bu da elbet orada çok ciddi bir trafiğe neden oluyor, şu anki haliyle bile şikayet ediliyor. Ayrıca bölgede otopark sorunu var. Şu anki haliyle bile mevcut yükü kaldırmadığını görüyoruz.

Mevcut yerde kalması durumunda şehir başka ne gibi sıkıntılarla
karşılaşabilir?

Mevcut yerde kalması durumunda kent içi ulaşım iyice kitlenecektir. Trafik içinden çıkılmaz hale gelecektir. Günde 150 trenin bu gara geleceği söyleniyor. Örneğin deniyor ki, “Avrupa’da gar binaları hep kent merkezinde.” Ancak Avrupa’daki garlara baktığımızda ulaşım sorunlarının hep çözüldüğünü ve bu garların hep kent ulaşımına entegre olduğunu görüyoruz. Şu durumda o entegrasyonu nasıl sağlayacaksınız? Tamam buna bir çözüm getirsinler. O projeyi inceleyelim, gerçekten çözebilirlerse o zaman gar yerinde kalsın. Ama ben buraya yapıyorum demek bir çözüm değildir. Eskişehir’de belediyeler var, sivil toplum örgütleri var. Bunlarla oturulup bir çözüm üretilmesi gerekli.

Şeker Fabrikası bölgesine gelirsek… Buranın neden daha uygun olduğunu biraz daha açabilir misiniz?

İlerisini düşündüğümüzde demiryolu ulaşımında Eskişehir bir ara merkez durumuna gelecek. Şu anda bile Eskişehir’e trenle gelip otobüslerle Bursa’ya gidiyorlar mevcut gardan. Bu anlamda garın terminale yakınlığı da çok önemli. Sirkülasyonu sağlamanız lazım. Çevre yolu o bölgede, raylı sisteme çok yakın. Bir şey ortaya konurken seçenekler ortaya koyulur ve tartışılır. Ama bizde öyle olmuyor.

Demiryolu geçişinin tamamen yer altına alınmaması da gündemde ve bu durum Eskişehir’in kâbusu haline geldi. Projenin yarım bırakılmasının ne gibi etkileri olabilir sizce?

Şu anda proje yarım bırakılırsa, o bölgede ortaya çıkacak olan bulvar da yarım kalır.Şu ana kadar yer altına alınan kısım da cüzi bir fayda sağlayacaktır. Projenin ilk halinde bildiğimiz kadarıyla gar binasının da yer altına alınması düşünülüyordu. Şu anda o da yok oldu. Her iki durumda da mutlaka şehir trafiği ile entegrasyonu sağlanması gerekir.
Kentte yaşayanlar için ulaşım sorunu başlayacak. Bu kente dışarıdan gelen insanlar için de hiç iyi bir imaj olmayacak. Siz sorun yaşadığınız bir şehre bir daha gitmek ister misiniz?

“Avrupa’daki garların hep şehir merkezinde olduğu” görüşünü de gerekçe olarak gösterenler var.

O zaman Avrupa’daki örneklere bakalım. (Bilgisayarda Milano garının fotoğrafını açıp gösteriyor) Örneğin, Milano garı şehrin merkezinde. Ama şehrin ulaşımına tamamen entegre edilmiş durumda. Park sorunu çözülmüş ve gar tamamen yer altında. Yollar üstünden geçiyor. Ulaşım sorununu çözebiliyorlarsa gar yerinde kalsın, ama çözemeyeceklerse bu kenti kaosa sürüklemesinler. Dediğiniz gibi “gar merkezde olmalı” diyorlar. Ama kime göre merkezde? Kırmızıtoprak, Arifiye’ye göre şu an merkezi bir yerde Ama bir Muttalıp’a, bir Çukurhisar’a göre merkezi mi? Taleplere bağlı olarak kent merkezleri de değişebilir. Belki Şeker Fabrikası bölgesi de ileride şehrin ana merkezi olabilir, ki zaten şu anda şehir merkezine çok uzak bir yer değil.

TCDD’nin “maliyetlerin yüksek olacağı” yönündeki mazeretini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ya bu şehri kaosa sürükleyeceksiniz, ya da mali kısmına katlanacaksınız. Bir ara yap-işlet-devret modeliyle yapılacağı söyleniyordu, şu anki durumu bilmiyorum. Ama gelecekte yaşanacak sorunlarla aslında kente daha çok maliyet getirebilir. Bir de böyle projelerde maliyet hesabı olmamalı. Bu kentteki insanların rahat yaşamı, güzel bir çevrede yaşaması daha çok ön plana çıkmalı. TCDD, belediyeler, sivil toplum örgütleri bir araya gelmeli. Halkın katılımı da sağlanmalı bana göre. İnşaat Mühendisleri Odası’nın bir paneli olmuştu sadece orada bir araya gelindi, ama sonrası gelmedi.

Konuyla ilgili neredeyse tüm
taraflar konuştu o panelde ve çok
tartışıldı. Sizin o panelden
izlenimleriniz nasıldı?

O panelde İstanbul Teknik Üniversitesi’nden gelen Türkiye’de ulaşımda söz sahibi hocalar vardı. Onlar da bizimle benzer görüşler ifade etti. Ama anlayamadığımz nokta, TCDD bu kadar uzman kişilerin fikirlerini bile hiçe sayıyor.

Atatürk Stadyumu’na gelirsek… Bu konudaki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce şehir planlaması açısından şu anda taşınmasına gerek var mı?

Bir fonksiyonu kaldırıyorsanız bir sorun teşkil etmesi gerekir. Böyle bir sorun var mı ona bakmalıyız. Lig 34 hafta ... Bunun en az 18 haftası Eskişehir’de maç oynanıyor. Diyelim ki bir yılda 20 gün Eskişehir’de maç oynanıyor. Yılın bu 20 gününde maç oynandığında Atatürk Stadyumu çevresinde ulaşım sorunu yaşanıyor mu? Ben bu açından bir sorun olduğunu sanmıyorum. Çünkü maça giden insanlar genelde yaya ulaşımını kullanıyorlar. Eğer sorun yaşandığını söyleyenler varsa bir ulaşım etüdü yapılmalı. Yani, stadın ulaşıma ne kadar etkisi olduğu etüd edilmeli. Hep Avrupa ile kıyaslıyoruz ya… Örneğin Avrupa’nın en büyük 10 stadyumunu araştırdım, hepsi şehir merkezinde. Ve hepsinin geçmişi aslında çok eski, sonradan tadil edilmişler. Örneğin Barcelona stadı 1957’de yapılmış, Milano stadı 1926’da inşa edilmiş, sonradan restore edilmiş statlar. Otopark yönünden eleştirilebilir. Park sorununun da mevcut yerde zemin altı otopark ile halledilebileceğini düşünüyorum.

“YÖNETMELİĞE UYGUN
OLMAMASI KESİNLİKLE
YIKILMASINI GEREKTİRMEZ”

Deprem yönetmeliğine uygun
olmadığı için yıkılması gerektiği de söyleniyor?

Ben tadil edilmesinden yana. Deprem yönetmeliğine uygun olmayabilir. Bu illa ki yıkılması gerektiği anlamına gelmez. Tadil edilebilir. Ciddi bir araştırma yapılması gerekli. Benim görüşüme göre o bölgede bir ulaşım sorunu görünmüyor ve tadil edilebilir. Bu yüzden ne amaçla kaldırıldığına bir anlam veremiyorum. Muttalıp’ta imar planlarında spor alanı olan bölge oluşturulurken karşı çıkan birçok kişinin de şimdi stadyumun o bölgeye taşınmasını istediğini görüyorum ve buna da bir anlam veremiyorum. Gar binasının şehir içi ulaşıma daha çok etkisi var ve daha çok sıkıntı yaratıyor. Stadyumun toplasanız yılın 20 günü kent ulaşımına etkisi var. Gar binasını yerinde tutuyoruz, stadyumu kaldırıyoruz! Bunu anlamak mümkün değil.
Yeni stadın Muttalıp’a yapıldığını düşünelim. Bu durumun sizce ne gibi etkileri olabilir?

Mevcut stat 16 bin 500 kişilik. Bunların herhalde yarısı ulaşım için maç zamanı herhangi bir araç kullanmıyor ve yaya olarak stada geliyor. Bir de stadyumun Muttalıp’ta olduğunu düşünelim. Eskişehir merkezinden 16 bin kişinin araçlarla yola çıktığını düşünün. Kent trafiğinin ne hale geleceğini düşünüyor musunuz? Bu kent trafiğini kitleyecektir ve çözüm olmayacak çözümsüzlük olacaktır. Bu tür yerlerde her zaman bir erişilebilirlik faktörü vardır. Muttalıp’ta olduğunda bence bu sorunlardan dolayı maçlara şu anki katılım da olmayabilir. Bizden ve Avrupa’ndan iki örneğe bakalım: İstanbul’da yapılan Atatürk Olimpiyat Stadı merkez dışına yapıldı ve ulaşım sorunu çözülmediği için halen sıkıntılar yaşanıyor, ilgi azaldı. Öte yandan Fransa 1998 yılında, Paris’te yeni baştan yaptığı stadı kent içi ulaşıma entegre ederek şehir merkezinde yaptı.

“ŞEHİR MEYDANI İÇİN GAR ALANI DAHA UYGUN”

Gar’ın yerine de, stadyumun yerine de bir şehir meydanı yapılması da tartışmaların içinde geçiyor. Gar alanı için bu artık çok telaffuz edilmiyor gerçi… Eğer şehir meydanı olacaksa hangisi olmalı? Mevcut gar alanı mı, Atatürk Stadyumu mu?

Şehir meydanına şu anda çok ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Ama yapılması da kötü bir şey değildir. Şu anki gar alanının şehir meydanı olması ise daha mantıklı görünüyor. Mevcut hatları yer altına alıp orada bir bulvar oluşturursanız ve o bölgeyi bir meydan olarak tasarlarsanız. O meydana yaya yolları, bisiklet yolları bağlantısı da yaptığınızda bu meydan daha anlamlı olur. Ama stadyumun olduğu yerde hangi yaya aksını veya yolları o meydana bağlayacaksınız. Avrupa’daki meydanlara da baktığınızda hep tescilli tarihi binalar vardır. Gar alanındaki tescilli binalar da korunarak güzel bir meydan kazandırılabilir kente. Stadyum alanı zaten meydan gibi, tören ve kutlamalar da yapılıyor. Gar alanı ikinci bir meydan gibi olacaktır.


Meslek örgütleri sessiz kalmaz
TCDD hiç gar projesiyle ilgili görüşünüzü aldı mı?

Hayır, bu zamana kadar hiç görüşümüz alınmadı. Avrupa’yı örnek gösteriyorlar, ama Avrupa’da bu tür projelerde her zaman o kentin sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınır. Belediyelerin görüşlerine de çok riayet edildiğini sanmıyorum.

Projeler eleştirdiğiniz şekilde
uygulanmaya kalkarsa…

Bu kentin meslek örgütleri de var. Planlara itiraz etme hakkımız da var. Böyle bir durumda meslek örgütleri sessiz kalmayacaktır. Ben bu kentin halkının da sessiz kalmayacağını düşünüyorum. Aykırı bir durum olduğunda önce itirazımızı yaparız, sonra da yasal haklarımızı da kullanırız, dava açarız.


Hepsi şehir merkezinde ve tadilatla kurtarılmış

Şehir Plancıları Odası Bölge Temsilcisi Nalan Urlu ile Avrupa’daki çeşitli stadyumları inceliyoruz. Urlu, Avrupa’daki çok sayıda stadyumun şehir merkezinde olduğuna ve zaman içinde tadilattan geçirilerek kapasitelerinin arttırıldığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Bu stadyumlar içinde geçmişleri 1913 yılına dayanan stadyumlar bile var. Mevcut halleri korunarak tadil edilmişler. Atatürk Stadyumu’da tadil edilerek korunabilir.”
1- İspanya’nın Barcelona kentindeki Camp Nou Stadı şehir merkezinde bulunuyor. 1957’de yapılan stat, 1980 - 1994 yılları arasında tadil edilmiş ve şu anda 100 bin kişi kapasiteye sahip.
2- İtalya’nın Milano kentindeki Giuseppe Meozza Stadı, 1926’da inşa edilmiş ve şehir merkezinde. 1955 ve 1990’da restore edilmiş. 85 bin kişilik.
3- Moskova’daki Lujniki Stadı, 1956’da inşa edilmiş, 1995 yılında restore edilmiş. Şu anda 85 bin kişilik.
4- Ukrayna’nın Kiev şehrindeki Olimpiyat Stadı: şehir merkezinde, 1948 yılında inşa edilmiş ve şu an 85 bin kişilik.
5- İrlanda’nın Dublin şehrindeki Croke Park Stadı: 1913’te inşa edilmiş. Şehir merkezinde bulunan stat 1998 ve 2003’te yenilenmiş. 82 bin kişilik.
6- Almanya’nın Dortmund kentindeki Signal İduna Stadı: 1974’te inşa edilmiş. Şehir merkezindeki stadyum 1992, 1996 ve 2003 yıllarında restore edilmiş. 81 bin kişilik.
7- Atatürk Olimpiyat Stadı: 2002 yılında İstanbul’da İkitelli’ye, yani şehir merkezi dışına yapılan bir stat. Ancak ulaşım sorunu çözülmediğinden halen büyük sıkıntılar yaşanıyor. 80 bin kişilik.
8- Santiago Bernabeu Stadı: İspanya, Madrid’te şehir merkezinde 1947’de inşa edilmiş. Tadilattan geçen stadyum 80 bin kişilik.
9- Fransa, Paris’teki “Stade de France”: 1998 yılında inşa edilen yeni bir stat. Ancak ilginç olan ulaşıma entegre edilerek şehrin merkezinde inşa edilmiş olması.
10- İtalya’nın Napoli kentindeki San Paolo Stadı: Şehir merkezindeki stadın inşa tarihi 1952. 78 bin kişilik.

10.03.2011

Pamuk mu Demir mi ? Batuhan mı Cenk mi ?

Halbuki ne de güzel başlamıştı herşey.Geçtiğimiz sezon daha bitmeden gerçekleşmişti transfer.Sevinmiştik,çünkü seni gerçekten seviyorduk.Kiralık olarak geldiğin dönemde yaptıklarınla mest etmiştin siyah-kırmızı bu renklere gönül veren bizleri...Sevinmiştik geldiğine çünkü artık kiralık değildin,tamamen bizimdin.Güzel günler bekliyorduk seninle.Sen bizim için 6-1'lik o İBB maçında 2 gol atan,attığı gol sonrasında sevincini kutlamak için tribüne koşarken polis köpeğinden korkan,maç sonrası kapalı tribünün önüne gelip " Bir Baba" çektiren Batuhandın.Kısaca içimizden biriydin.
Zaman ilerledi,lig başladı.Biz tribünde senden hep goller,asistler beklerken sen her maç sonrası bizlerin boynunu büktün.Bu da yetmezmiş gibi, sokakta insanlarla ettiğin kavga ile, Eskişehir'den İstanbul'a 1.5 saatte gitmenle,aldığın son model Lamborghinin ile gündeme geldin.
Biz ne yaptık peki ?
"Gençtir,bu yaşta parayı gördü,sen olsan yapmaz mısın" dediler kabullendik.Kabullendik çünkü hep içimizde bi nebze umut vardı.Hep ha bu sefer hatasını anladı,artık toparlanır diye bekledik durduk.

Karşılığında sen ne yaptın ?

Siyah-Kırmızıya gönül veren ,seni seven bu taraftarı önemsemedin."Nasılsa haftaya 1 gol atar,yine kral olurum"diye geçiştirdin.Seni seven,sana kucak açan belki de son şansını veren bu taraftarı umursamadın.Bu da yetmezmiş gibi,sahada rakibine dirsek atıp bu taraftar için en önemli hatta derbi sayılan Bursa maçında taraftarı bir nevi sattın.Hem taraftarı sattın,hem takım arkadaşlarını sattın,hem her zaman her fırsatta "Babam"diye hitap ettiğin başkanını sattın...
Dün Gaziantep'te bir maç oynandı Batuhan...Gaziantepspor-Eskişehirspor...Hani şu rakibine dirsek atarak kırmızı kart gördüğün neticesinde 3 maç ceza alarak oyna(ya)madığın maç.Bilmiyorum fark ettin mi,orda sahadan yenik ayrılmamıza sebep olan golleri atan Cenk Tosun'u.
Fark etmediysen hatırlatayım Batuhan.

Cenk Tosun'da tıpkı senin gibi 1991 doğumlu,aynı yaştasınız yani.Seninle yaşıt olan o Cenk Tosun,dün attığı goller ile seni o çok seven taraftarı üzdü Batuhan.Seninle yaşıt olan o Cenk Tosun,devre arasında geldi Gaziantep'e Frankfurt'tan,hem de Galatasaray'ı reddederek.Neden reddetti biliyormusun Batuhan...Bilmiyorsan gerekçesini de açıklayayım.Oynayabileceğine inandığı bir takıma gitmek istediğinden reddetti.Yani futbolu önemsiyordu,geleceğini düşünüyordu.Seninle yaşıt olan o Cenk Tosun, bugün geldiği günden bu yana yaptıklarının ödülünü hafta içi milli takıma çağırılarak aldı Batuhan,hani şu senin sakatım diyerek önemsemediğin milli takım,hani u-17 milli takımında oynarken penaltı attığın kaleciye atacağın köşeyi göstererek dalga geçtiğin zaman üzerinde formasını taşıdığın milli takım.

Tabi bütün bunlar şu an büyük ihtimal seni önemsemiyor Batuhan.Şu an belki de yeni aldığın Lamborghini'ne binmiş yanında kız arkadaşınla bir yerlere gidiyorsun.Kim bilir belki de, kız arkadaşın sana böyle diyenlerin olabileceğini hatırlatıyor,sen ise " Amaan boşver aşkım,ne olsa haftaya 1 gol atar yine kral olurum " diyorsun ona.

Bu belkiler bitmez Batuhan..Ancak şunu bil ki,sen kendini düşünmüyorsan bir yerlerde seni düşünenler, şu an üzerinde o giydiğin siyah-kırmızı renkler bir yerde yenildiğinde üzüntüden uyuyamayanlar var.

Sana herkesin dediği gibi, klişe olmuş o öğütleri vermeyeceğim Batuhan.Şu an bu yazıyı yazdığım için senin gözünde belki de küfürler ettiğin birisiyim.Bu yüzden sana diyeceğim tek bir şey var, bir yerlerde sana güvenen insanların yüzünü kara çıkarma,bu yazıyı yazan beni de tabir-i caiz ise göt et,çünkü artık buna razıyım...

Çünkü artık Türk futbolu beklediği o gelecek vaad eden golcüsünü çoktan buldu Batuhan.Ancak ne yazık ki bu sen değilsin.Senin " Bu devirde kral yapmayacaksın kral olacaksın" sözünde de bahsettiğin o devir artık bitti Batuhan,devir artık Cenk Tosun devri.Şimdi moda Cenk Tosun...

Çünkü artık kusura bakma ama seni anla(ya)mıyoruz Batuhan...

Okulda sorulan bir soru vardır ya hani ;

''1 kg Pamuk mu daha ağır demir mi ?'' diye ben de soruyorum ''19 yaşındaki Batuhan mı Cenk mi ?''

Karlar düşeeeeer..(VideoTRibün)

Konyaspor maçında Nefer ve Kızılcıklı tribünlerinin mevsim şartlarına uygun olarak sık sık girdikleri beste..

Karlar düşeeeer
Düşer düşer ağlarız
Biz ESES'eee
Biz ESES'eeee Aşığııııııııız.

Videoyu İndirmek İçin Tıkla

İyi ki varsın futbol...


Nihayet başladı Spor Toto Süper Lig'in 2.yarısı.Nihayet diyorum, çünkü hayatı futboldan ibaret olan bizler için ortada futbolsuz geçmiş bir ay gibi bir süre var.Bu süre içinde her ne kadar gerek Türkiye Kupası maçları , gerek yabancı liglerden maçlarla olsun kendimizi televizyon başına bağlasak da işin içinde renklerine,armasına aşık olduğunuz takımın maçları olmayınca tatsız,tuzsuz bir yemek gibi midesine oturuveriyor insanın...

Eskişehirspor 2.yarının ilk maçına Ankara'da Gençlerbirliği karşısında çıkacaktı.Her deplasman öncesi olduğu gibi heyecanlıydık.Günler geçiyor,saatler geçiyor, deplasman zamanı yaklaştıkça kıpır kıpır oluyordu insanın içi.Ankara deplasmanlarının önemi her zaman büyük olmuştur bizler için.Ankara, hep bizim için en güzel deplasman tribünlerini yaptığımız yerlerin başında gelir.Yakın zamanda bakacak olursak o efsanevi Cebeci maçları, Süper Lig'deki ilk sezonda bir Hacettepe maçı şu an bir çırpıda aklıma gelenler...Ancak bu durum son zamanlarda, bilhassa Ankaragüçlü taraftarlarla yaşanan aradaki husumetten dolayı yerini güzellikten ziyade gerginliğe bırakıyordu.Geçen sezon Ankaragücü maçında yaşanan talihsizlikler yüzünden bugün bu güzel deplasman bize yarı-yasak hale gelmişti.

İşte böyle bir ortamda çıkıyorduk yola.Cumartesi sabahı saat 10'da otobüslerin toplandığı yere doğru koyulduk yola.Aklımızda biraz olsunn endişe vardı.Acaba Ankara'ya gidince bizi neler bekliyordu, neler olacaktı...Kafamızda dönüp dolaşıyordu bu sorular.Ancak bu endişe,içimizdeki o isteği,o aşkı bir an olsun engellemiyordu.Saatler ilerliyor,yollar katediliyor,Sivrihisar,Polatlı vs vs derken saat 4'ü gösterdiğinde Ankara tabelasını görüyorduk.

Ortam tertemizdi.Kafamızdaki o endişeden eser yoktu.Şehrin girişinde bizi Ankaragüçlü taraftarların karşılamasını beklerken, bir deplasman klasiği olarak yine emniyet görevlileri karşılıyordu.Detaylı bir aramadan geçirildikten sonra otobüsümüze bindiriliyor,arkadan diğer otobüsün gelmesini bekliyorduk.

Tabi bu arada saatler 5'i gösteriyordu.Yani maç çoktan başlamıştı :).Umurunda mıydı bu durum onların.Tabiki değildi...Biz sanki 90 dakika süren bir maça değilde şehri ziyarete gelmiş bir kafileyiz ya (!) maçın başını kaçırmışız kime ne ...

15 dakika geçiyor, yarım saat geçiyor ancak biz statta olmamız gerekirken hala Ankara'nın girişinde bir köprü altında bekliyorduk.Derken arkadan gelen son otobüsün de aranmasının bitmesiyle beraber nihayet stada doğru koyuluyorduk yola.Eskortlar eşliğinde 10 dakikalık bir yolun ardından stadın ışıkları şükürler olsun görünüyordu.

Stada girdiğimizde tribünden yükselen bir alkış, bir bağırış..Bir an zannettik ki, bizim gelişimizi alkışlıyor bütün tribün.Gerçeği saniyeler sonra sahaya bakınca anlıyoruz, meğerse maçın ilk yarısı sona ermiş, futbolcular soyunma odasına doğru ilerledikleri için kopmuş bu alkış tufanı :)

Devre arasının ardından 2.yarının başlamasıyla birlikte bizde başlıyorduk tribünde geç kalmış desteğimize.55.dakika geldiğinde Burhan'ın ayağından gelen tartışmalı bir golle ne olduğunu anlamıyorduk."Gol mü lan, cidden gol mü" diye birbirimize doğru bakarken futbolcuların da tribüne gelmesiyle beraber anlıyorduk ki sahiden atmışız golü:)

Dakika 65,75,85 diye ilerliyor ve maçı 1-0 kazanıyorduk.Süper lige çıktığımız günden beri Ankara'da galibiyet yüzü göremeyen bizler tarihe tanıklık ediyor, bu sefer yüzümüz gülerek ayrılıyorduk 19 Mayıs'tan.

Yarım saat kadar bile beklemeden staddan çıkıyor ve yeniden doluşuyorduk otobüslere.Yine eskortlar eşliğinde staddan ayrılırken etrafta sabah o kafamızda oluşan endişeden eser yoktu.Tertemiz gidip, tertemiz dönüyorduk memlekete.Üstelik cebimizde 3 puan ile...

Sonuç olarak,uzun bir zaman sonra (1,5 yıl kadar) yaşanan bir Ankara deplasmanı,gelen güzel bir galibiyet.Yaşanan tek bir olumsuz şey varsa, o da emniyet görevlilerinin yarım saat şehrin girişinde bekletip maça geç girmemize sebep olması oluyordu.Türk spor kamuoyunda "Sporda Şiddet Yasası" gibi tribün kültürünü tamamen bitirmeye yönelik saçma bir yasanın konuşulduğu şu günlerde böyle birşeyin yaşanması da ayrıca düşündürücü.Düşündürücü çünkü herşeye yasak getirmek yerine taraftara karşı deplasmanlarda biraz daha anlayış gösterilse bu yasaya gerek kalır mıydı ?

Neyse, ne diyelim karşılıklı anlayış güzellikleri getirir,böyle bir yasaya da hiç ama hiç gerek kalmaz.Umarım yaşanan bu temiz Ankara deplasmanı ayrıyetten Ankaragücü ile aramızda da bir milat olur,en kısa zamanda bu gerginlik sona erer.Sona ersin ki, onlar sevdasından mahrum kalmasın buraya gelsin, biz de kalmayalım oraya gidelim..


Unutmamak gerekir ki , TARAFTAR OLMADAN FUTBOL OLMAZ ve yine unutmamak gerekir ki ;

SEVDAYA YASAK KONMAZ...

Anadolu'nun Son Kalesi!

Amigo Orhan

No Pyro No Party!

Yağmurda Çamurda

problem?

Seni Bizim Kadar...

Kuralları S*ktir Et!

Maziyi Savura Savura..

Her Zaman, Her Yerde !

Seninleyiz

Bir Defa Değil Bin Defa !

Aşk Siyah Kırmızı

Anti Bizans

Kaldırım Tribünü!

Tapmadık Asla..